Çünkü annem bir yerden sonra hayatı geriye doğru yaşamayı seçmişti; etrafında olup bitenlere karşı alabildiğine kayıtsızdı, hafızasının arka odalarındaki tozlu dünyaya dalmıştı, geçmişte kalan olaylarla, birçoğu ölüp gitmiş insanlarla zaman geçirmeyi yeğliyordu, bu konaktan ayrılacak olursa hafızası yavaş yavaş kaybolacak, ölümü andıran koca bir boşluğa düşecekti. Kendisini hatıralarıyla ördüğü çemberin içine kapattı, kimseyi oraya sokmak istemiyordu. Bir hayat kaçağı olmayı seçti. Herkesin hafızasından ve hatırasından silinmeyi bekledi.
Livaneli nin diğer kitaplarında bulduğum tadı bunda bulamadım. Başkasının kaleminden çıkmış gibiydi.
Daha 1. bölümde kadının toplumdaki yeri, askerlik, aşk, doğum, Madımak gibi konulara değinmiş. Tüm tuşlara basmış adeta.
Bazı olay ve durumlar çok yüzeysel anlatılmış. Anlatımında arada hiç değinmediği 2-3 senelik bir dönem var ki en merak ettiğim kısım orasıydı yani hapishaneden çıkışı, Leyla ile tekrar bir araya gelmeleri, Leyla nın ailesi nin tepkisi, kendi ailesiyle karşılaşması, nasıl tekrar hayata tutundular, nerede yaşadılar, kızı Zeynep ne tepki verdi gibi hiçbir duruma değinmemişti. Sonu aceleye getirilip bağlanmış gibiydi.
Romantize edilmiş, alışılagelmiş dönem hikayesiydi benim için.
1.bölümde bahsedilen karakterler ve verilen detaylar kitabın ilerleyen sayfalarında hiç yoktu. Örneğin Leyla nın albay, disiplinli babasından hiç bahsedilmedi. Selim’in ders dinlemeyen, serseri tavrı varken nasıl oldu da fikir suçundan cezaevine girdi.
Kadınları kendince överken yazdıkları ise hoş değildi. Mesela 152.sayfadaki cümle.
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518bin okunma