Tarık Tufan’ın okuduğum ilk romanıydı. Dilini, kurgusunu ve betimlemelerini çok beğendim. İki farklı dönemde geçen ve bir noktada birleşen hikâyeleri her zaman sevmişimdir; romanı beğenmemde bunun da etkisi olmuş olabilir. Bir bölümde Canfeda Konağı’nda yaşananları Halide’nin ağzından dinlerken, diğer bölümde Osmanlı döneminde yaşamış Derviş Ali’yi dinliyoruz. Merakla okudum kitabı.
Zeliha, Nihal, Cihangir ve Halide isimli dört kardeşin hayatına yer verilmiş. Nihal’in daha ilkokul çağında yatılı okula gönderilmesi ve bunun açtığı yaralar, zorluklar beni en çok etkileyen kısımlardan oldu. Bu kadar ağır bir geçmişe sahip bir karakter varken, Cihangir’in şımarıklıkları ve Harika Ay ile ilişkisinin neden bu kadar dramatize edildiğini ise tam olarak anlayamadım.
Halide ise adeta yitip gitmiş bir ömürdü. Onun hikâyesini okurken insanın içinde buruk bir hüzün kalıyor. Bununla birlikte, babanın evi terk etme sebebiyle annenin çocuklarına karşı sergilediği sert ve kötü davranışların arka planını da daha detaylı okumak isterdim. Bu karakterlerin duygularına da yer verilseydi hikâye benim için daha da derinleşebilirdi.
Derviş Ali bölümleri ise romanın en sevdiğim kısımlarından oldu. Onun anlatımıyla Osmanlı dönemine geçiş yapmak güzeldi. Sadece olayları değil, dönemin ruhunu, insan ilişkilerini ve manevi atmosferi de hissettirdi. Bu bölümlerdeki anlatım daha dolu, daha yoğun ve daha etkileyiciydi.
Eksik bulduğum noktalar olsa da, güçlü dili, başarılı kurgusu ve karakterlerin duygularını okura geçirebilmesi sayesinde keyifle okuduğum bir roman oldu.
Livaneli nin diğer kitaplarında bulduğum tadı bunda bulamadım. Başkasının kaleminden çıkmış gibiydi.
Daha 1. bölümde kadının toplumdaki yeri, askerlik, aşk, doğum, Madımak gibi konulara değinmiş. Tüm tuşlara basmış adeta.
Bazı olay ve durumlar çok yüzeysel anlatılmış. Anlatımında arada hiç değinmediği 2-3 senelik bir dönem var ki en merak ettiğim kısım orasıydı yani hapishaneden çıkışı, Leyla ile tekrar bir araya gelmeleri, Leyla nın ailesi nin tepkisi, kendi ailesiyle karşılaşması, nasıl tekrar hayata tutundular, nerede yaşadılar, kızı Zeynep ne tepki verdi gibi hiçbir duruma değinmemişti. Sonu aceleye getirilip bağlanmış gibiydi.
Romantize edilmiş, alışılagelmiş dönem hikayesiydi benim için.
1.bölümde bahsedilen karakterler ve verilen detaylar kitabın ilerleyen sayfalarında hiç yoktu. Örneğin Leyla nın albay, disiplinli babasından hiç bahsedilmedi. Selim’in ders dinlemeyen, serseri tavrı varken nasıl oldu da fikir suçundan cezaevine girdi.
Kadınları kendince överken yazdıkları ise hoş değildi. Mesela 152.sayfadaki cümle.
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,1bin okunma
17.yy İstanbul’unda geçen bir film setinin içindeydim adeta. Betimlemeler çok güçlüydü, okurken görüntüler kendiliğinden geliyordu.
Hayal gücü çok yüksek ve katmanlı bir roman.
Olayların, karakterlerin birleşmesi ve bunları çok olağan bir şekilde yapması etkileyiciydi.
Dili ilk bir kaç sayfa zor geldi, sonra aktı gitti hiç zorlanmadı.
Biraz korkutucu da olsa mükemmel bi hayal gücü ve distopya İçinde bulunduğu dönemi de güzel anlatmış. Yazıldığı seneye bakılınca o dönem için farklı, çığır açan bir kitap olmuş.
Sansür nedeniyle senelerce yayınlanamamış. Bilim, etik ve medeniyet konularında düşündürdü.
Köpek KalbiMihail Bulgakov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201925,7bin okunma
Sosyal medyada, internette fazlasıyla övülen bir kitap olduğu için almıştım. Yazarının doktor olması da ilgimi çekmişti.
Ancak beklentilerimi hiç karşılamadı. Çok basit argümanların sunulduğu ve kendini sık tekrar eden bir kitap olmuş.
Atlayarak da okunabilir.