"Ve tavşanlara ben bakarım."
"Ve tavşanlara sen bakarsın."
Lennie mutlulukla kıkır kıkır güldü. "Ve toprağımızın geliriyle geçiniriz."
"Evet!"
Lennie başını çevirdi.
"Hayır, Lennie, sen ırmağın karşısına bak. Yerimizi gözünle göreceksin."
Lennie söz dinledi. George gözünü yerdeki tabancaya dikti. Çalılardan ayak sesleri gelmeye başlamıştı. George dönüp o tarafa baktı.
"Hadi, anlat George. Ne zaman olacak bu?"
"Yakında."
"Seninle ben."
"Sen... ve ben. Herkes sana iyi davranacak. Bir daha bela çıkmayacak. Kimse kimsenin canını yakmayacak, kimse kimseden hiçbir şey çalmayacak."
Lennie, "Bana kızdın sanmıştım, George." Dedi.
"Hayır," dedi George. "Hayır, Lennie, kızmadım sana. Hiçbir zaman kızmadım. Bunu bilmeni istiyorum."
Sesler iyice yaklaşmıştı. George tabancayı doğrultup sesleri dinledi.
Lennie yalvardı. "Hadi, hemen yapalım. Hemen alalım o yeri."
"Tabii, hemen. Mecburum. Mecburuz!"
Tabancayı doğrultup namluyu Lennie'nin ensesine yaklaştırarak nişan aldı. Eli titriyordu ama yüzü kararlıydı. Elini sabitledi sonra... Tetiği çekti. Merminin sesi tepelerde yankılanıp geri geldi. Lennie sarsıldı, yavaşça öne doğru devrildi, kumların üzerine serildi, hiç titremedi.
...
Slim doğruca George'un yanına geldi, çok yakınına oturdu. "Üzülme," dedi. "Bazen mecbur kalır insan."