Kitabı 1000Kitap’ta yapılan tavsiyeler üzerine aldım ve bu, yazardan okuduğum ilk kitaptı. Defalarca başlayıp giriş kısmını geçemeden yarım bıraktım; fakat sonunda azmedip bitirdim.
Nazan Bekiroğlu’nun derin ve yoğun dili zaman zaman beni yordu. Genel olarak sevdim, ufkumu açan bir kitap oldu.
Hikâye, Hristiyanlık öncesi Roma döneminde geçiyor ve “Yedi Uyurlar” olarak bilinen olayı öncesi ve sonrasıyla ele alıyor. Yazar, bu yedi insanın hikâyesi üzerinden farklı konulara da değiniyor. Kitap sayesinde Roma tarihi ve Hristiyanlığın başlangıcı hakkında yeni bilgiler edindim; özellikle o dönemin cehaleti dikkatimi çekti.
Roma İmparatorluğu’nun Hristiyanlara karşı en büyük zulmünün başladığı dönemde, çok tanrılı inançlarını terk edip Nasıralı İsa’ya gönül vermiş yedi kişinin yolu, Kehribar adlı bir köpek sayesinde kesişir. Roma’dan kaçıp bir mağaraya sığınırlar ve burada uykuya dalarlar. Uyandıklarında ise 309 yıl geçmiştir. Artık Roma Hristiyan’dır; kimse onları öldürmek istemez, tapınakların yerini kiliseler almıştır. Değişmeyen tek şey ise yine zalimlik ve zalimlerdir.
Beni en çok etkileyen kısım, uyandıktan sonraki bölümler oldu. Roma hâlâ Roma’ydı ama her şey bambaşkaydı. Ceplerindeki paranın değeri kalmamış, insanların inandığı tanrılar yok olmuştu. Adaleti, hakkı ve barışı müjdeleyen İsa’nın dinine inanılıyordu ama görünen gerçeklik çok farklıydı. Anlatılanlarla yaşananlar arasında ciddi bir uçurum vardı. Bu noktada şunu düşünmeden edemedim: Bugün uyusak ve yüzyıllar sonra uyansak nasıl bir dünyayla karşılaşırdık? Uğruna her şeyimizi harcadığımız paranın, gücün, körü körüne bağlandığımız düşüncelerin hiçbir anlamı kalmayacaktı belki de.
Konusu oldukça etkileyici, doyurucu ve ilgi çekiciydi. Ancak uzun betimlemeler okuma sürecini zorlaştırdı. Bu kitap sayesinde