1,2,3,4,5,6,7,8. Tûr’a, yayılmış ince deri üzerine satır satır yazılmış Kitâb’a, ma’mûr eve, yükseltilmiş tavana, tutuşturulmuş denize andolsun ki, Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır. Ona engel olacak hiçbir şey yoktur.
29. (Ey Muhammed) Sen öğüt ver. Rabbinin nimeti ile sen ne bir kâhinsin ne bir deli.
30. Yoksa onlar “ Muhammed bir şairdir, onun zamanın felaketlerine çarpılmasını gözetliyoruz” mu diyorlar?
31. De ki: Bekleyin. Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.
32. Onlara akılları mı bunu emreder, yoksa onlar, azgın bir topluluk mudur?
Bir gerçek, çoklu evren kuramının lehinde görünmektedir. Doğanın sabitlerini incelediğimiz zaman, bunların yaşam için çok ince bir şekilde “akort edildiğini” görürüz. Eğer nükleer kuvvetin şiddetini arttıracak olursak, yıldızlar yaşamın başlamasına izin vermeyecek kadar büyük bir hızla yanmaya başlar. Nükleer kuvvetin şiddetini azaltacak olursak yıldızlar yanmaya başlayamaz ve yaşam ortaya çıkamaz. Kütleçekiminin şiddetini arttırırsak evren hızlı bir Büyük Çöküş ile ölür. Kütleçekiminin şiddetini azaltırsak evren hızla genişleyerek Büyük Donmaya ulaşır. Aslına bakılacak olursa, doğanın sabitleri ile ilişkili olan ve yaşamın ortaya çıkmasına yol açan bir sürü “kaza” vardır. Öyle görünüyor ki evrenimiz hepsine de yaşam için “ince ayar” yapılmış pek çok parametreden meydana gelen bir “yaşama elverişli bölge” içerisinde bulunmaktadır. Böylece, ya evrenimizi yaşam için “tamamen uygun” olacak şekilde seçen bir Tanrının var olduğu sonucuna ulaşırız, ya da ortada çoğu ölü olan milyarlarca evren bulunmaktadır. Freeman Dyson’un söylediği gibi, “ Evren, bizim gelmekte olduğumuzu biliyormuş gibi görünmektedir.”