Nikâhla bir kadına bağlandıktan sonra, “Sen benim karımsın. Arzularımı yerine getirmekle mükellefsin” bencilliğiyle yan gelerek dört üstü, murat üstü bilmek hata içinde hatadır. Kadın bize hep bizim istediğimizi değil yaradılışının, kabiliyetinin, kalbinin, meylinin, terbiyesinin bizim için ayırabileceği kadarını verebilir bu silahla çözülecek bir dava değildir.
Bu ağır mesele için kamadan, tabancadan başka bir hal çaresi bilmiyorsunuz. Dan... Dun... Haydi, kanlar içinde bir kadın cesedi önünüze serilince vazifenizi ifa etmiş olduğunuza kanaat getirerek silahınızı kınına koyup muzaffer olarak insanlar arasına çıkıyor ve şiddetle alkışlanıyorsunuz. Kanun ve kamuoyunu kendinize yardımcı buluyorsunuz. Fakat kanun ve kamuoyu yanılmaz olsaydı o kanun maddeleri daima hal ve zamanın icabına göre değiştirilmez ve çoğunluğun anlayışı Ortaçağ’daki bütün vahşet ve dehşetiyle sabit kalırdı.