... hastalarla ve ruhsal rahatsızlığı olanlarla ilişki içinde yaşandığında bu yakınmaların ve inlemelerin, mutsuzluğun sergilenmesinin, aslında orada bulunanlara acı çektirmek amacını güdüp gütmediğini sorar insan kendisine: sonra da berikilerin dile getirdiği acıma, zayıflar ve acı çekenler için bir tesellidir, görürler ki tüm zayıflıklarına karşın en azından hâlâ bir güçleri vardır: acı çektirme gücü.
İnsan ilişkilerindeki en şifalı bitkiler ve enerjiler olarak iyilik ve sevgi, öyle değerli hazinelerdir ki, bu merhem gibi araçları kullanırken olabildiğince ekonomik davranılmasını arzular gönül: ne var ki olanaksızdır bu. İyiliğin ekonomisi, en gözü pek ütopyacıların hayalidir.
Acımanın asıl acıyı çekmekten daha güçlü olduğu durumlar vardır. Örneğin dostlarımızdan birisi utanç verici bir duruma düşmüşse, bu durum bize kendimizin aynı duruma düşmesinden daha çok acı verir.
Hiç kimse kendi edimlerinden sorumlu değildir, hiç kimse kendi özünden sorumlu değildir, yargıda bulunmak da bir tür adaletsizliktir. Bu durum, bireyin kendi kendisi hakkında yargıda bulunması için de geçerlidir. Bu ilke güneş ışığı kadar aydınlıktır ve yine de burada herkes gölgeye ve hakikat dışına geri çekilmeyi tercih ediyor: sonucundan korktuğu için.