Batuhan

Batuhan
@glrrbatuhan
İstanbul
1502 okur puanı
Mart 2019 tarihinde katıldı
Puan vermedi·296 syf.··
2021 92. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 01 Kasım 2021 16:47
Herkesin Bilebileceği Şeyler ve Biraz da ‘’Rahip Yalancılığı’’ Hemen girişte belirtmek isterim ki, bu kitaba yazacağım incelemeyi daha çok bir zaman kaybı olarak görüyorum. Ama diğer yandan, söylemek istediğim -söylemekten kastım küçük çaplı bazı saldırılardır- noktalar var. En azından bu inceleme, bu kitaba ‘’dışarıdan’’ bakan biri tarafından bu siteye not düşsün diye yazıyorum. Normalde Sinan Hoca, benim düzenli olarak takip ettiğim, konuşmaları az veya çok zihnimin bir yerlerinde kapılar açan bir insandır. Tabi Youtube kanalındaki konsept daha çok soru-cevap üzerinden şekillendiği ve konular daha çok seküler ağırlıklı olduğu için ‘’kendisini’’ gerçek anlamda dışarı vuramıyor haliyle. Ama bu kitap, kanalında bilgece konuşan ve her fikri kucaklar gözüken Sinan hocadan daha farklı bir Sinan Canan portresi çıkarıyor karşıma. Ve bunu, özellikle de bir bilim insanına yakışmayacak bir biçimde ve benim en aşağılıkça bulduğum bir tutumla, bir ‘’hakikat burada’’ savunusuyla yapıyor. İşler bu noktaya varınca da bende birtakım kıvılcımlanmalar meydana geliyor, zihnimin derinliklerinde çelikten parıltılar peydah oluyor. Bileniyorum dostlar, keskinleşiyorum vurmak için ve affım olmayacak... Susadım çünkü şarlatanların canına! Öncelikle hocamız, Müslüman bir bilim insanı olması hasebiyle kitabın çeşitli yerlerinde sürekli İslam'ın bilimi teşvik ettiğini savunuyor. Tamam, iddia etmesinde bir sıkıntı yok. Asıl sıkıntı bundan sonra, tezini gerekçelendirmek için kullandığı ve avamın dahi diline düşmüş safsataları kullandığında başlıyor. Nedir bunlar? ‘’Akletmiyor musunuz’’, ‘’düşünmüyor musunuz’’ vb. ifadelerin sanki insanları bilim yapmaya teşvik etmek için söylendiği savunusu. Ne hayal kırıklığı ama! Yani okumaktan nasibi olmayan bütün bir toplumun tutup da benimsediği bir yalanı
Kimsenin Bilemeyeceği ŞeylerSinan Canan · Tuti Kitap · 20183,278 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Her Biri İçin Kesilen Nefesim: Yedi Asılmışlardan Doğan Ölümsüzlere
10/10
·137 syf.··
2020 24. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2020 12:29
Bedenleri darağacına asılan insanların fikirleri de göklere asılır; oradan sessiz, sınırlandırılmamış bir ışık tutarlar bizlere. Bir yıldız olurlar, zamanı dolmayacak bir süper dev misali azametlidir her biri. Bu dünyaya ait olamayacak kadar pırıl pırıldır onlar, hayalini kurdukları başka dünyaların ışıklarını buraya da taşımak isterler; bu yüzden her daim mevcut karanlıklarla çatışmaktır kaderleri. 1900’lü yılların başlarındaki Rusya’da da durum tam da böyledir. İktidara yönelik kalkışmalar ve ancak iki yıl sonra bastırılabilen kederli bir devrim… Ve ardından bir salgın halini alan idamlar ve intiharlar… 1907 yılından 1917’ye kadar ülkenin her köşesinde aralıksız kurulan darağaçları ve her şafak vakti bilmem kaç gencin insanlık dışı çarpılmış bedeni… Hal böyle olunca Rus aydınları, yazarları ve hümanistleri daha fazla sessiz kalamazlar bu dehşetli trajediye. Yitip gidenler gençlerdir, gerçeğe taşınmamış ümitlerdir, gelecektir. Gorki, Tolstoy, Korolenko gibi öncü isimler hemen sanatsal bir karşı hareket başlatırlar ve kısa zamanda diğer aydınları da etraflarında toplarlar. Leonid Andreyev de bu aydın insanlardan biridir ve işte bu dönemde onun kaleminden çıkar Yedi Asılmışların Hikayesi… Ama ben bu güzel kitaba geçmeden önce, yazımı bir parça daha uzatmak pahasına Andreyev’i biraz daha anlatacağım, onu iki kelimeyle öylece geçmeye razı olamayacağım. Çünkü aydın derken onu klişelere boğmak için kullanmadım bu tabiri. O gerçekten tam manasıyla aklı, karakteri ve ruhuyla aydın, tertemiz, aziz bir insandı. Şöhret kazandı ama bu şöhret onu ezemedi, zenginliğe ulaştı ama paraya karşı yenilmedi. Maddi manevi her anlamda birçok gence ve yazara elini uzattı, yardım etti ve hep kendinde olanları paylaştı. O dönemde birçok genç yazarın isim yapmasında payı vardır
Edebiyat
Yedi Asılmışların HikayesiLeonid Andreyev · Yar Yayınları · 2020311 okunma
Bu kitap; Hasan Ali'nin yorgunluğudur.
10/10
·152 syf.··
2020 6. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2020 22:16
Bir varmış bir yokmuş tadında, nice arayışlarla ve daha çok bulamayışlarla dolu bu kitap; Henüz başlarken elimde ne kadar somutsa, var olduysa, Kitabı bitirdikten sonra da ben o kadar yok oldum sayfalarında. Ya da kitabın gizli anlamlarında öyle kayboldum ki bunu kopkoyu bir yokluğa yordum, bilemiyorum. Peki nasıl anlatılır böylesine sonsuzlara bölünmüş bir kitap? Öyle ki her bir katmanında bilinmez zamanlara ait duyulmamış, duyan olmadığı için de bir türlü tamamlanamamış masallarla örülüyken ben bu bilinmezliklerden hangisine tutunmalıyım diye çok düşündüm önce. Aslında tek tek çok şey söyleyebilirmişim, size kitabı saatlerce anlatabilirmişim gibi de hissettim bir yandan; fakat bana öyle geliyor ki bu anlattıklarımı da en sonunda bir araya getirip birleştirdiğimizde yine dilsiz bir tamamlanmamışlıktan başka bir şey çıkmazdı karşımıza. Çünkü bana kalırsa, Hasan Ali de bu kitabı bize belli bir şeyi anlatmak için kaleme almamış. O sadece, salt ‘anlatma’yı eşsiz bir sanat haline getirerek dokunmuş kelimelere. Zihnine dolan ilhamların coşkunluğuna kendini bırakarak kelimeler üzerindeki sihirli hünerlerini zihinlerimize acı çektirmek ve bizi bu acıdan doğacak ince hazlara boğmak pahasına yazmış. O böyle yazınca, biz de bir zaman sonra kendimizi bu renkli akışa kaptırıp bir şeyi anlatmasını değil de, sadece anlatmasını istiyoruz zaten. O öylesine zahmetsiz bir zarafetle kelimelerden kelimelere, cümlelerden cümlelere ya da hiç de o bilindik kelimelere benzemeyen, bize sadece kelime diye gözüken birtakım titrek şekillerin arasından geçerken, biz de bu geçişlerin arasındaki belli belirsiz bir boşluğa kıvrılıp öylece yolculuk etmek istiyoruz onlarla. Ve bir zaman sonra fark ediyoruz ki bu yolculuk, arayıştan başka bir şey değilmiş aslında. Biz en başından beri Alaaddin’i
Edebiyat
Bin Hüzünlü HazHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 20194,925 okunma
Bir Manifesto Olarak: Tutunamayanlar
10/10
·724 syf.··
Beğendi
·
2022 16. kitabı
·
80 günde okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2022 23:03
‘’Selim öldü. Selimlik de ölmüştür.’’ Ve her başlangıç, taze bir yaşamla ortaya çıkarken, Bir ölümden doğdu bu roman. Bu ölümle doğuşun sebebi, Atay’ın her daim üzerinde düşündüğü ve ölene dek de bundan vazgeçemediği (yarım kalan kitabı, bazılarımız için hala kabuk bağlamaz bir yaradır) bir kavramdı. Bu kavram, bizzat Atay’ın da ifade ettiği üzere ve en yalın haliyle ‘insanı anlatmak’tı. Ya da insanlığın ölüşünü, onun nasıl yavaşça hiçliğe sürüklenişini anlatmak. Bunu da esasında bir ayna yardımıyla yaptı, bakanın kendisini en çarpıcı haliyle çırılçıplak gördüğü acımasız bir aynaydı bu. Ama aynayı tutan el Atay’ın eli olunca, razıyız bütün çarpıklığımızı, düşkünlüğümüzü seyretmeye. Çünkü bizi bizden daha iyi bilir, sustuklarımızın söylediklerimizden daha çok olduğunun hayli ayırdındadır. Gizlerimiz, saklanışlarımız öyle dokunur ki ona, bütün susuşlarımızın intikamını almak istercesine kendisini ortaya koyar, en hassas ayrıntılarına varana dek anlatır kendisini. Hatta iş öyle bir raddeye varır ki, Atay’ın kendisini bu kadar açık etmesine bir noktada şaşırırız bile. Ama bana öyle geliyor ki, yazma sırasında eksik bir şeyler bırakmak istemiyor insan. Kendisini öyle bir veriyor ki, gerçek hayattaki eksik kalmışlığının onulmaz acısını sayfalarda da yaşamak istemiyor. Bari sayfalarda tamamlanayım istiyor. Ve kendisini anlatırken, aynı zamanda da her birimizi anlatıyor bu anlamda. Türk aydınının yalnızlığından tek erdemi özenmek olan burjuvaziye, elin yabancısından yurdumun köylüsüne, dokunmadığı kesim kalmıyor. Tüm ikiyüzlülüklerini bazen hüzünle, bazen kıvrak bir alayla; ama her şekilde sertçe vuruyor yüzlerine. Bireyi anlatırken toplumsal konulara da asla yüz çevirmiyor. Amansızca saldırıyor devlet bürokrasisine, satır aralarından dem vuruyor gelir adaletsizliğine,
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202474,8bin okunma
Andrey Platonov- Vadesini Uykuda Dolduran Ölmemişlere
10/10
·152 syf.··
2019 223. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2019 22:12
Müziği daha doğmamış yorgunluklar varmış, Hiçbir sesin onlara ulaşmadığı Ve seslerini dahi hiç kimsenin duymadığı. Çölün ortasında, terk edilmişliğin en koyu unutulmuşluğunda Güneşin en tepeden kavuran ışıklarıyla insan avladığı Halkının hakikatten değil, sadece doğdukları için yaşadığı Susayınca nemli kumlara, acıkınca leş kemiklerinin sönmüş ilik suyuna, Ölümün çoktan gizlice öptüğü dudaklarıyla yanarcasına dokundukları. "Neden ölmek istediniz?" diye sormuştu ihtiyarlara Çagatayev. "Ruhumuz uyuştu yaşamaktan," demişti Sufyan, "Kemiklerimiz kurudu, büküldü, damarlarımız büzüştü: Gerinmek istiyor bu kemikler, bırak yağmur ıslatsın, rüzgar kurutsun, solucanlara yem olsunlar - mani olmayayım artık onlara ... " Ama sen söyle Çagatayev, Değil mi ki bırakılamazdı bu halk; çünkü 'Can' koymuşlardı adını. Analarının onlara bağışladığı canlarından başka bir şeyleri olmayan, Kadınların çocuklarının önünde: ''Seni sevemeyecek kadar güçsüzüm artık'' cümlesiyle kırıldıkları... Acılarını duyumsayamayacakları kadar çok acıyan... Çünkü ölüm sessizce öpmüştü dudaklarını, Bundandır, yaşama arzusundan çok ölümü hatırladıkları. Müziği daha doğmamış yorgunlukları varmış insanların. Hiçbir sesin onlara ulaşmadığı Ve seslerini dahi hiç kimsenin duymadığı.
Edebiyat
CanAndrey Platonov · Metis Yayınları · 20131,314 okunma