" Gözü karşıdaki beyaz gemiye takıldı ve düşünceleri hemen o tarafa kaydı: "Kim bilir hangi gavurun yatıdır? .. Yaşamasını biliyor hergeleler ... Elbette, dünyada her şey parayla olur, para da onlarda ... Sanatın kıymetini de onlar biliyor. Acaba bu ge minin sahibi ne milletten? Ya İngiliz, ya Amerikalıdır. İngilizse boş ver, pinti oluyor herifler ... Ama, Amerikalı ise yaşadık ... "
Ressam Tevfik Aravurgun alakasız ve bıkkın bakışlarını denizin kırışıksız çalkalanan yeşil yüzünde gezdirirken, tam karşısında, birkaç yüz metre ilerde, beyaz bir gemi gördü. Ar kaya doğru yatık bacasından hafif dumanlar çıkan ve maden kısımları güneşte sapsarı parlayan bu ince uzun gemi, keman baş provasının zarif bastonunu Sarayburnu'na doğru uzatmış, kımıldamadan duruyor, bayrağını Kızkulesi'nin önünde dal galandırıyor, bu haliyle, gagasını ileri doğru uzatıp kuyruğunu çırparak suların üstünde dinlenen beyaz bir martıya benziyor du. Ressam gözlerini kırpıştırarak o tarafa doğru baktı, sonra kararını vermiş gibi başını sallayıp sehpasını kurdu, boya ku tusunu açtı, paletiyle fırçalarını eline aldı, pek öyle acele etme den, sanki bu işi yarıda bırakacakmış gibi duraklaya durakla ya, beyaz geminin resmini yapmaya başladı.