İnsanlar için sadece bir gamdır bu. Piyanoda beyaz tuşların kusursuz sıralanışı, teoride “en saf” tonlardan biri… Ama bundan çok daha fazlası. Çünkü C Majör, karmaşık olmayanın da derin olabileceğini öğreten bir his gibi. Gösterişsiz ama etkileyici. Sessiz ama içinde koskoca duygular taşıyan bir insan gibi… Belki de kendimi bu yüzden ona yakın hissediyorum. C Majör bana hep başlangıçları hatırlatıyor. Bir çocuğun ilk kez piyanoya oturup çekinerek bastığı notaları… Henüz hiçbir şeyi tam bilmezken hissedilen o masum heyecanı… İnsan büyüdükçe karmaşıklaşıyor çünkü. Hisler, insanlar, ilişkiler, cümleler… Her şey zorlaşıyor. Ama C Majör, bütün o karmaşanın içinde bana şunu söylüyor gibi: “Saflık hâlâ var.” Do, Re, Mi, Fa, Sol, La, Si… Hepsi yan yana geldiğinde içimde garip bir ferahlık oluşuyor. Sanki gökyüzü açık maviye dönüyor, perdeler hafifçe rüzgârda sallanıyor ve dünya birkaç dakikalığına daha katlanılabilir bir yer oluyor. Çünkü bazı sesler yalnızca kulağa değil, doğrudan ruha dokunur. C Majör de benim ruhuma dokunan tonlardan biri. İnsanlar genelde dramatik şeyleri daha etkileyici bulur. Minör tonların hüznüne kapılırlar. Ama ben C Majör’ün içindeki o sakin mutluluğu seviyorum. Bağırmayan bir huzuru var onun. Kendini kanıtlamaya çalışmayan bir güzelliği… Tıpkı gerçekten sevdiğim insanlar gibi. Yorucu değiller. Yanlarında kendim olabiliyorum. C Majör bana çocukluğumu anımsatıyor biraz da. Her şey kırılmadan önceki hâlimi… İnsanlara daha kolay güvendiğim zamanları… Geceleri korkmadan uyuyabildiğim günleri… İçimde hâlâ ölmemiş küçük bir parçanın sesi gibi geliyor bazen kulağıma. Ve ben o sesi kaybetmek istemiyorum. Çünkü dünya insanı zamanla sertleştiriyor. Acılar büyütüyor, evet… Ama aynı zamanda eksiltiyor da. Bir noktadan sonra insan, hissedebilmek için bile çaba