Zaman hepimize derin yaralar açarak geçip gidiyor, bazen aşık oluyoruz bazen aşık olduğumuzu zannediyoruz. Bütün duyguları abartarak her şeyi karmakarışık bir hale getiriyoruz. Arkadaşlar ediniyoruz, her bir arkadaşla yeni bir kimlik kazanıyoruz. Bazen öyle arkadaşlıklarımız oluyor ki artık iki kişi değil tek kişi oluyoruz. Birbirimizin varlığını yine kendi ruhumuzda eritiyoruz.
Zaman hızla akıp geçiyor ve biz kendimize özenle yeni hayaller kuruyoruz, deniz kenarları.. huzurlu bir ihtiyarlık..
Ender ve Çetin, hatta ben. Ben sen - sen ben. Kahramanların arasındaki ilişki birbirlerinin hayatlarında, erimek ve birbirine karışmak gibiydi. Barış Bıçakçı'nın üslubu akıcı ve gerçekten lezzetli. Kitabı tıpkı karların güneş görünce erimesi gibi bir tanıdıklık ve sıcaklıkla kendime dönüştürürek okudum...
Sevgilerimle..
#bilinmeyenkarakterokuyor
"Freud tanısaydı severdi beni." Sense bana boş boş bak mış, mutfak tezgahının yanlış eğimi yüzünden ocak tarafın da, su ısıtıcısının arkasında biriken suyu, süngerle almaya devam etmiştin.
Birine aşık olunca, ömrün boyunca onu aramışsın da sonunda bulmuşsun gibi, geçmişini tekrar kurgularsın. Basit tesadüfler aşkın ilahi gücünün işaretleri olur çıkar. Şimdi buraya yazınca bak ne kadar gülünç olacak: Lise sonda aşık olduğum kızın ismi Zühal'di; yirmi yıl sonra, Nihal, demek ki, tabii ya, büyük bir aşk bu, aşkın ilahi adaleti sonunda bizi buluşturdu vesaire ...