Herkesin hayatında bir an var. Bir kriz. İnandığı şeylerin yanlış olduğunu söyleyen bir aksama. Herkesin başına geliyor;tek fark bu bilginin insanı nasıl değiştirdiği. Çoğunluk bilgiyi gömüp orada yokmuş gibi davranıyor. İnsanlar böyle yaşlanıyor işte.Yüzlerini kırıştıran,sırtlarını kamburlaştıran,ağızlarını ve azimlerini büzen şey bu.Bu inkarın ağırlığı.Gerilimi.Bu sadece insanlara özgü bir şey de değil.Herhangi bir varlığın gösterebileceği en büyük cesaret ya da delilik,değişme eylemi.
"Her gün arabayla elli kilometre yol gidiyor, sonra bir iki cam kavanozu geri dönüşüm kutusuna attılar diye kendilerini iyi hissediyorlar.Barıştan iyi bir şey gibi bahsedip sonra savaşı yüceltiyorlar.Öfkeye kapılıp karısını öldüren adamı aşağılıyor ama bomba atıp yüzlerce çocuğu öldüren kayıtsız askerlere tapınıyorlar.
Her fırsatta vasatlığı göklere çıkarıp başkalarının felaketlerini izlemeye bayılıyorlar.Yüz bin küsur kuşaktır bu gezegendeler ama hala ne kim olduklarını, ne de nasıl yaşamaları gerektiğini biliyorlar.Hatta eskisine göre daha az biliyorlar bunları."
Ardından kadının tarihteki yerini su yüzüne çıkarmaya çalışmıştı. Zor bir işti bu çünkü tarih her zaman savaşların galipleri tarafından yazılmıştı ve cinsiyet savaşlarının galipleri hep erkekler olmuştu. Dolayısıyla kadınlar, o da şanslılarsa, kendilerine yalnızca kenarlarda ve dipnotlarda yer bulmuştu.
İnsanların kendilerini gerçekleştirmemelerinin sebebi zaman değil hayal gücü eksikliğiydi. İşlerini gören bir gün bulmuş ve o düzene sımsıkı yapışmışlardı; en azından pazartesiyle cumartesi arası aynı şeyleri tekrarlayıp duruyorlardı. Bu düzen onlara iyi gelmese bile,ki çoğunlukla gelmiyordu,değiştirmeyi akıllarından geçirmiyorlardı.Sonra cumartesi ve pazar günleri azıcık değişik bir şey yapıp azıcık eğleniyorlardı.