Çirkinlik en temel gerçeklikti. Küfürlü ağız dalaşları, iğrenç batakhaneler, düzenden yoksun hayatların haşin şiddeti, hırsızın, uğursuzun, toplum dışına itilmişin kepazeliği, sanatın zarif türlerinde, hülyalı şarkılarında betimlenen imgelerden çok daha gerçek, çok daha canlıydı.
"Biz kadınlar sizi kusurlarınızdan dolayı sevmesek ne halde olurdunuz acaba? Biriniz bile evlenemezdiniz. Kısmetsiz bekârlar ordusu haline gelirdiniz. Gerçi sizin açınızdan pek fark etmezdi. Günümüzde evli erkekler bekâr gibi, bekârlar evli gibi yaşıyor."
"Bana resmi yok ettiğini söylemiştin."
"Yalan söyledim. Resim beni yok etti."
"Bunun benim yaptığım resim olduğuna inanmıyorum."
"Resimde o meşhur idealini göremiyor musun?" diye sordu Dorian acı bir ifadeyle.
"Gel de kendi eserini gör. Hem neden görmeyecekmişsin? Sonra istersen herkese anlatırsın. Sana kimse inanmaz. Tut ki inandılar, anlatacakların yüzünden beni daha da çok severler..."
Bazen de bir sabah gözlerimizi, karanlıkta gönlümüze göre yeniden tasarlanmış bir dünyaya açmak için çılgınca bir istek duyarız; her şeyin yepyeni biçim ve renklere büründüğü, değişip dönüşebilen, sırlarla dolu, geçmişe dair hemen hemen hiçbir iz taşımayan, her tür bilinçli yükümlülükten ve pişmanlıktan azade, sevinçli anıların hüzünlendirip mutlu anıların acı vermediği bir dünya.