"O aşkı neyin öldürdüğünü hatırlamıyorum; sanırım kızın uğruma dünyayı feda edebileceğini söylemesi yüzünden bitmişti. Bu da her zaman korkunç bir andır. İnsanın yüreğini sonsuzluk korkusu sarar..."
İnsanın kendi kendini suçlamasının keyif veren bir yanı vardır. Kendi kendimizi suçladığımız zaman başka birinin bizi suçlamaya hakkı kalmadığını düşünürüz. İnsanın ruhunu suçluluk duygusundan arındıran şey itiraf etme eyleminin kendisidir; günah çıkartan rahip değil.
Peki ya resim? Resme ne demeliydi? o resim yaşamının sırrını saklıyor, tüm hayatının hikâyesini anlatıyordu. Resim, Dorian'a kendi güzelliğini sevmeyi öğretmişti. Şimdi de kendi ruhundan nefret etmeyi mi öğretecekti? O resme bir daha bakmayı yüreği kaldırabilecek miydi?
"Eskiden benim gözümde neydin bilemezsin. Eskiden... Ah, düşünmeye tahammül edemiyorum. Keşke seni hiç görmeseydim. Hayatımın aşkını mahvettin. Aşkın sanatını mahvettiğini söylüyorsan, aşka dair hiçbir şey bilmiyorsun demektir. Sen sanatın olmadan bir hiçsin..."