Odaya girer girmez içeriye sabah serinliğinin dolması için iki pencereyi de sonuna kadar açtı, çünkü ona şimdiki hayatını hatırlatan bu sıkıcı, tatlı parfüm kokusundan iğrenmekteydi. Eskiden hayatı olduğu gibi, fazla düşünmeden, kör gibi, kaderci biri gibi kabullenirdi. Fakat dün yaşadığı, yazgısına aydınlık, neşeli bir gençlik rüyası gibi düşen şey, birden aşka ne kadar özlem duyduğunu hatırIatmıştı ona.
Ona tüm geçmişini unutturan bir sevgi filizlenmişti içinde, sanatının zirvesindeki bir oyuncunun sahnede bir kralı ya da kahramanı oynayıp gerçek mesleğini unutması, kendini kral ya da kahraman hissetmesi gibi tıpkı.
Seni gidi aptal, bu koskoca salonda senin kim olduğunu tek bilen kişi olan beni mi soyacaksın? Bütün bunlardan alacağım en son ve en şaşırtıcı ders bu mu olacaktı? Gerçekten de yanılmamıştım, beni seçmişti, zavallı talihsiz adam bula bula beni bulmuştu, fikir arkadaşını seçmişti, zanaatının tüm inceliklerini tek tanıyan beni seçmişti.