İnsan aklını, onu gereksiz yere sınırlayan, yanlış veya yarım görmesini sağlayan, bakmak, kurgulamak yerine hüküm verdiren, zorlaştıran, yanlış kombine ettiren bir hipotezden kurtardığınızda, kendisine zaten yeterince büyük iyilik yapmış olursunuz. İnsan o zaman fenomenleri daha özgür, başka bağlamlarda, birleşimlerde görür, kendince bir düzene sokar ve kendine özgür bir biçimde yanılma imkanı elde eder. Eğer akabinde tekrar yanılgısını fark etmeyi başarırsa paha biçilmez bir imkandır bu.
İdrak için en yakınında olanın yeterli olmaması insanın özelliğidir ve tabiatı ile iç içedir; ancak idrak ettiğimiz her tezahür o anda en yakın olan olduğu için ve biz ondan kendisini açıklamasını talep edebildiğimiz için ona güçlü dalabiliyoruz. Ancak insanlar bunu öğrenemeyeceklerdir çünkü tabiatlarına aykırıdır; bu nedenle de bilgililer bir gerçeği idrak ettiklerinde anında sadece en yakında olanla değil en uzaktaki ve ırak olanla da bağdaştırmaya çalışırlar. Böylece yanılgı üzere yanılgı doğar. Yakın olan fenomen uzakta olanla sadece bir anlamda bağlantı içerisindedir, o da her şeyin kendini her yerde sabitleyen az ama büyük yasalara dayanıyor olmasıdır.
Felsefe, bilim, din tarihi fikirlerin önce geniş kitlelere yayılmadığını ancak bu kitlelere öncülük eden kişilerin fikirlerinin yayıldığını göstermiştir. Bu fikirler de genelde insanın durumuna uygun ve rahat gelen olanlar olmuştur. Evet, kendini en üstün biçimde eğitmiş olan kişi çoğunluğu daima karşısına alacağından emin olabilir.