"Kulları içerisinde Allah'tan sadece alimler(bilenler) korkar."
Kur'an' da ilim/alim kelimeleri kullanımına baktığınızda göreceğiniz şey, ilmin Allah korkusu ve hakikati bilmek olduğudur.
İlim kuru bir "O onu dedi, bu bunu dedi" (kıylükal) değildir.
Yine Efendimiz' den (sav) nakledildiğine göre:
'Alimler peygamberlerin varisleridir. Peygamberler dinar ve dirhem değil ilim bırakmıştır. O halde ilmi alan büyük bir pay almış demektir."Kim ilmi, ulemadan addedilmek, cahillerle tartışmak ve in-
sanların teveccühünü kazanmak için talep ederse, Allah onu
cehenneme koyar:
İlim bir insana bunların tamamını sağlayabilir. Ancak bunları talep etmek ilim talep etmek değildir. İlim maksattır. Hedefi hakikati anlamak, hakikate göre yaşamak ve rıza-i ilahiye ulaşmaktır. Bu maksat için çabalarken gelen ek sonuçlar maksud değildir.
Geçip giden bir zaman, yaşadığı ömrü bile hatırlayamayan insanla-
rız. Kendi hayatımızı sonunu merak ettiğimiz bir film gibi izlemekteyiz.
İlim öğreniyoruz ve biliyoruz ki, bu güzeldir. Biliyoruz ki lazımdır.
Hem İslam dünyası hem de ülkemiz bilene muhtaçtır. Neden ilim öğrendiğimizi
anlatırken sürekli "din-i mübin ve ülkemiz için" diye lanse
ediyoruz.
Allah'ın kulları ilim talebelerine bakınca ''İşte bunlar bizim için çalışan fikir emekçileridir. Onlar çalışacak ki biz daha iyi olalım." diye
düşünüyorlar. Her yerde ilim ehline ihtiram edip, kanaatlerini soru-
yorlar. Vallahi onların bu halleri tertemiz bir niyettir. Allah bilir ya bu
niyetleri onları kurtarabilir.
Ama biz kendimizi onlara böyle sunarken, ilmin faziletleri ile ilgili ayetler ve hadislerle onları etkilerken layığı ile çalışmazsak Allah'ın huzuruna nasıl çıkarız? İlmin sefasını sürmüş, cefasını terk etmiş olmaz mıyız? Korkarım o Allah'tan ki kendimizi böyle yüce şeylere nispet ederken