Muhammet Sinan Kökcü

Muhammet Sinan Kökcü
@goklerden
İlhami çiçek
8/10
·172 syf.··
Beğendi
·
2025 21. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 05 Aralık 2025 16:02
Monitöre uzun uzun baktım. Nerden başlamalıyım? Sadece yazıyla değil sesle de soruyorum. Duyacak kimse olmasa da sesimi kendime dikte ederek yankıdan medet umuyorum. Hani "Bi yerden başlamak lazım!" deriz ya! Zaten her yazı kendi içerisinde yüzlerce başlangıç içerir. Kimi hangi satırda yakalarsa yazı, o kısım, o kişi için başlangıçtır. O halde daha fazla yormuyor, başlıyorum. Yıllar evvel başka bir kitabı okurken "Şairdir, tez ölür!" başlığı altında Nilgün Marmara, Kaan İnce, Zafer Ekin Karabay ve İlhami Çiçek'le (isimleriyle de olsa) tanıştım. Bu şairlerin ortak yanları erken yaşta intihar ederek ölmeleriydi. İntiharlar oldum olası beni sarsar. Yazıya yalnızca İlhami Çiçek'in fotoğrafı konulmuştu. Hâlâ bir canlı gibi ruh taşıyan fotoğraftaki bakışlar içime işledi. Bir an Cahit Zarifoğlu'nun çok sevdiğim bir fotoğrafını hafızamdan çekip yanına koydum. Bir aynılık vardı. Hızlıca ismini yazıp şiirine; Satranç Dersleri'ne ulaştım. Ne yalan söyleyim, Cahit Zarifoğlu'nun şiirlerinde adını koyamadığım, beni ele geçiren ne ise bir benzeri karşımda duruyor beni kıskıvrak yakalamak için fırsat kolluyordu. Korktum. O gün bugün şiirin baş tacı edildiği her ortamda İlhami Çiçek'i andım. Ruhuna selam edip bir Fatiha bağışladım. Onu, şiirini öylece çok yakınsı bir yabancılıkla, anlamadan, anlamaya çabalamadan, derinlemesine nüfuz etmeden bir sarhoşlukla sevmek yetti. Yetmiş olmalı çünkü ona yaklaşmaya çalışmadım. Ta ki ona muhabbetim olduğunu bilen büyük bir edebiyatçı ağabeyimin bana "İlhami Çiçek Türk Şiirine Buruk Bir Armağan" kitabını hediye edene kadar. İnsan hakikatte yalnızca kendine kırılır. Öyle mahcup sordum kendime: Neden bu kitaptan haberin olmadı? Dur, coşma hemen, şimdi olduysa böylesidir iyi ve doğru olan. Bir şeyde, ilk, yanlış olanı ayrımsama hastalığı da baş
İlhami ÇiçekReşit Güngör Kalkan · Okur Kitaplığı · 20188 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·264 syf.··
Beğendi
·
2021 26. kitabı
Boyalı kuş' u okuyorum diyen birine "ne hakkında, nasıl bir kitap" diye sorulsa verilecek muhtemel en kestirme cevap; "soykırım,naziler, yahudilerin yaşadıkları" gibi anahtar kavramlar içeren cümleler olacaktır. Peki bu kitap gerçekten bir soykırım kitabı mı? "Hayır, değil" diyemeyiz bu soruya. Çünkü direkt olmasa da dolaylı olarak soykırım var. Ancak "evet, soykırım kitabıdır" da diyemeyiz. Dersek eğer çok olanı azaltmış oluruz. Yahudi bir çocuğun soykırımdan kurtulma sürecinde yaşadıklarını konu ediniyor. Çocuğun yaşadığı şeyler soykırımın kendisi değil, etkileri, sonuçları. Yaşadığı çoğu şeye onu maruz bırakansa; köylüler. O halde bu kitabı şöyle okusak çok daha doğru olmaz mı? Nazilerin istilasında soykırımdan kurtulmaya çalışan bir çocuk ile polonyalı köylüler arasında geçen olaylar. Daha da özetle bir çocukla köylüler arasında geçen olaylar. Yani merkezde bir çocuk ve köylüler var. Bir yere gelmeye çalışıyorum. Kitap, bir olaydan (soykırım), bir dönemden (II. Dünya Savaşı ve Naziler), kişisel bir tecrübeden (çocuk ve köylüler) çok çok daha fazlasını anlatıyor. Yazar muhtemelen bir çoğu kendi yaşadıkları olan dehşet veren olayları zaman ve mekan üstü bir dille harikulade ele alıyor. Kitapta çocuğun bir ismi, yaşanılan olayların bir yeri, çocuğun çok fazlaca bireysel tepkileri yoktur. Böylece çocuk tüm insanlığın temsilcisi durumuna geliyor. Boyalı Kuş metaforuyla da açıkça anlatıldığı gibi öteki ya da farklı olana toplumun gösterdiği acımasızlığı anlatıyor. Kişiselleştirmeden, zaman ve mekan üstü bir anlatım olduğu için okuyucunun hissettiği acı, çocuğun zayıflığına, köylünün sapkınlığna, bir diğer köylünün zalimliğine dayandırılmadan tamamen savaşın kendisinin ve toplumun öteki olana yaklaşımın bir sonucu olarak hissediliyor. Okunmasını ve filminin izlenmesini
Boyalı KuşJerzy Kosinski · E Yayınları · 20185,6bin okunma
10/10
·220 syf.··
Beğendi
·
2020 1. kitabı
Hatıra türü… Bana göre diğer yazı türlerinden daha fazla sahibini ele veren bir tür. Elbette ki yazılan şiir de olsa, roman, öykü, hatıra da olsa, yazarın kendisini açtığı kadar, bildirmek istediği kadar okuyucunun bilebileceğini söylemek lazım. Yani mesafeyi her zaman eser sahibi belirler. Biz onu, onun istediği kadar tanıyabiliriz. Elbette ki bazı satır aralarında, yazarında avucunda tutamadığı ve ellerinden okuyucunun alemine uçan birçok ele verici bilgi olacaktır. Kitapla alakalı herhangi bir eleştiri yapma şansı ya da hakkını kendimde bulmuyorum ve edepte beni bundan imtina ettiriyor. Belki kitabın içeriğiyle alakalı değil ama kapağı ya da dizgisi ya da baskı hatalarıyla alakalı eleştiride bulunabilirim. Ancak kitabın içeriğindeki harikalık bunu mevzu bahis dahi yapmamam gerektiğini bana fısıldıyor. Kitabın içeriğiyle alakalı zaten bir şey söyleyemem dedim ama zaten şöyle bir durum var ki; hatıra türü yazarının kendine has tarzıdır birazda. İçerisinde edebiyatın ince ince, usta bir sanatkar tarafından işlemeleri, siyasi olaylara değinmeler, ideolojilere atıflar ve o zamanın diğer edebiyatçıları olan Necip Fazıl, İsmet Özel, Rasim Özdenören gibi kişilerle yaşanılan anıların anlatıları var. Kitap zaman ve mekan sıralamasına bakılmaksızın hatıralardan oluşuyor. Bazen nesirden şiire bazen de şiirden nesire direkt geçişler var. İçerikte o kadar çok duygu ve his var ki, bu duygu ve hisler o kadar iyi ve ustalıkla ve emek gerektirecek şekilde ve insanın kalbinin tam ortasına saplanacak kadar keskince ve bir imge ve bir tespitle insanın his dünyasını yerle bir edercesine ve inanılmış tüm paradigmaları sorgu kıskacına kıs kıvrak yakalarcasına kullanılmış ki bütün bunların karşısında çok değişik hislere ve âlemlere götürdü beni. Belki bir sayfanın tamamında ruhumu sarsan
YaşamakCahit Zarifoğlu · Beyan Yayınları · 202011,2bin okunma
Puan vermedi·651 syf.··
2021 11. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 01 Mart 2021 12:14
Sahilde Kafka... Öncelikli sorunlarımızdan bir tanesinin kavramlar ve bu kavramların isnat noktaları olduğunu düşünüyorum. Şimdi bir inceleme yapıyorum. İyi yada kötü... Başarılı yada fiyasko... İyi ne, kötü ne, başarılı olmak ne? Ve neye göre? Evet hacimli bir kitap. Yani güçlü kuvvetli. Fiziği iyi. Evet kurgu süper. Meseleyi ele alış tarzı yani üslubu çok başarılı. Cümle yapıları, dil zenginliği, sürükleyiciliği de fevkalade. Hatta birçok düşüncenin aksine açıklığa kavuşturulmadan bitirilmesiyle de bence muazzam. Çünkü bazı kısımları okuyucu kendi zihninde tamamlamalı. Her şeyi söylemek her zaman daha iyi olmak zorunda değil. Böylece kitap ile okuyucu arasında daha da güçlü bir bağ kuruluyor. Daha sıkı daha uzun daha derin bir bağ. Edebiyat açısından herhangi bir şey söylemek istemiyorum. Bizim anladığımız anlamında edebiyat ile geçekten edebiyatın kendisi aynı şey mi bunu gerçekten bilemediğim için bu kısma bir şey söylemekten geri duruyorum. Şuna inanırım: İnsanın tüm eyleminin hizmet ettiği, görünen şeyden daha büyük bir şey olmalı. Mesela ben fotoğraf çekerim, şiir yazarım, senaryo okurum. Çektiğim bir fotoğraf sadece bir fotoğraf değil, daha fazlasıdır. Yazdığım bir şiir sadece edebiyatın bir türü değildir. İçimizdeki bir kaynaktan sessiz sedasız çağlayan bir anlamdır. Görünen o harflerden, kelimelerden, cümlelerden, şiirin biçiminden ve hatta taşıdığı anlamdan da daha fazlasıdır. O halde bir yere çıkıyor bu mesele. İçeriğe... Gerçek, rüya,kurgulanan paralel bir evren ya da başka boyut olsun ya da olmasın içeriğin hizmet ettiği bir amaç vardır. Okuyucunun damağında kalan bir lezzet, ruhunda iz bırakan dokunuşlar ve bütün vücutta karşılık bulan asgari bir anlam düzeyi. İçerik kader gibidir. Hiçbir şey rastgele olmaz. Kitapta da alıntıladığı gibi ' bir silah
Sahilde KafkaHaruki Murakami · Doğan Kitap · 202012,1bin okunma
8/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2020 16. kitabı
Çok iyi bir edip ve aynı zamanda latif bir sese sahip olan kırkbeşlik bir dostum bir ses kaydı gönderdi bana. Onun sesinin temizliğinden olsa gerek diye düşünerek 'çok hoş' demiştim. Çok hoş bir metindi... İhtiyar ve genç sohbet ediyordu. Düşünsenize! Halihazırda iki akranın yapamadığını iki uç yapıyordu. İyi de kim kimle sohbet etmiyor ki zaten diyecek olursanız, bir durun, demeyin derim. Etimolojik olarak kelimenin kökü tam olarak nereye kadar uzanıyor bilmem mümkün değil. Ancak dostluğu ve sonrasında sevgiye, gerçek bir muhabbete dayanıyor olsa gerek. Görünürde karşılıklı birbirlerine laf atan insanlar hep var ama sohbet var mı? Kaç kişi gerçekten sohbet edebiliyor? Modern dünyanın dikte edilen ve tuhaf ki gönüllüce yaşamak zorunda bırakıldığımız öğretilerine eleştirel bir bakış var bu kitapta. Ben okurken keyif aldım. Sele kapılmış olana balığın karnından gelen bir sesleniş. Taze bir bilgi. Hakikat hep diridir çünkü. İnsan öğrenmekten yorulur ve uyarılmaktan tiksinir. Size öğretiyor,uyarıyor ama yormadan ve sizi mahcup bırakarak. Zaten öğrenmenin temelinde hayret ve mahcubiyetin esrarengiz bir birlikteliği gizli. Okuyun derim bu kitabı. Biri okusun dinleyin de derim. Her ikisinde de kayıplarınızı görecek ama ümitleneceksiniz
DervişhaneEyyüp Akyüz · Mgv Yayınları · 2019272 okunma