Songul

Songul
@golgotha
Tu wek rojê yî yara min, ji min nêzîk û hem dûr î Disotînî dil û ronî dikî, hem nar û hem nûr î
Yıkıcı Bir Dogma: Çalışma Aşkı
Kapitalist uygarlığın egemen olduğu ulusların işçi sınıfları garip bir çılgınlığın perçesine düşmüş. Bu çılgınlık, talihsiz insanlığa iki yüzyıldır eziyet eden bireysel ve toplumsal sefaleti de peşinde sürüklüyor. Çalışma aşkıdır bu çılgınlık, bireyin soyu sopuyla birlikte canının çıkarılmasına dek varan, ölesiye çalışmak tutkusudur. Din adamları, iktisatçılar, ahlakçılar ise bu akıl tutulmasına tepki göstermek yerine çalışmayı kutsallaştırmışlardır. Insan olarak gözleri kör, sınırları belli olduğu halde Tanrı'dan da bilge olmaya yeltenmişler, kendi zayıf ve naçiz hallerine bakmadan Tanrı'nın lanetlediğini onlar islah etmeye kalkmışlardır. Ben ne Hıristiyan ne iktisatçı ne de ahlakçı olarak onların yargılarını kendi tanrılarının yargısına, onların dinî, iktisadi ve özgür düşünceden yana ahlaklarıyla verdikleri vaazları da kapitalist toplumda çalışmanın dehşet verici sonuçlarına havale ediyorum. Kapitalist toplumda çalışma, her türlü zihinsel yozlaşmanın ve her türlü bedensel bozulmanın sebebidir. Rothschild'in ekürisinde, iki ayaklı bir kâhya tarafından beslenen safkan ile Normandiya çiftliklerinde toprağı süren, gübre yüklü arabaları çeken, hasadı ambara taşıyan ağır yük hayvanını karşılaştırın hele. Ticaret misyonerleri ile din tacirlerinin henüz Hıristiyanlıkla, frengiyle ve çalışma dogmasıyla yozlaştıramadığı o asil vahşiye bakın bir, bir de makinelerin hizmetkârı konumundaki bizimkilere."
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
"Burjuvazi, ruhban sınıfının da desteklediği soyluluğa karşı savaşırken özgür düşüncenin ve tanrıtanımazlığın bayrağını sallıyordu ancak zafere erişince tavrını, söylemini değiştirdi ve artık günümüzde ekonomik ve siyasal hâkimiyetini dinle berkitiyor. 15. ve 16. yüzyıllarda burjuvazi eski pagan geleneğine dört elle sarılmış, Hıristiyanlık tarafından baskılanan tensel hazları ve tutkuları yüceltmişti. Günümüzdeyse zevkusefa içinde, tika basa doymuş olduğundan kendi öz düşünürlerini, Rabelais'leri, Diderot'ları yadsıyor ve ücretlilere kanaatkârlığı vaaz ediyor. Hıristiyan ahlakın sefil bir taklidi olan kapitalist ahlak, işçinin tenselliğini lanetliyor. Üreteni en asgari ihtiyaçlara indirgemeyi, keyiflerinden ve tutkularından arındırmayı ve acımasızca, dur durak bilmeden çalışan bir makine işlevine mahkûm etmeyi hedefliyor. Devrimci sosyalistlerin, bir zamanlar burjuvazinin düşünürlerinin ve yergi yazarlarının vermiş olduğu savaşıma yeniden girişmesi gerekiyor."
"Bu korkunç Devrim'den, insanlık tarihinde, ekilmeden biçilmiş tek hasatmış gibi sanki ortada hiçbir ihmal yokmuş ya da Devrim'e yol açacak hiçbir şey yapılmamış gibi bahsetmek tam da Monsenyörler gibi kaderleri tersine dönmüş mültecilere ve tipik muhafazakâr İngiliz doktrinine uygun bir tavırdı; sanki Fransa'da sersefil yaşayan milyonlarca insanı ve halkın refahını kolaylıkla artırabilecek kaynakların yanlış ve uygunsuz kullanımını fark etmemişler, Devrim'in kaçınılmaz olarak geleceğini yıllar öncesinden görüp bunları gayet anlaşılır ifadelerle kayda geçmemişler gibi... "
"Ben diriliş ve yaşamım," diyordu Tanrı, "her kim ki bana iman eder, ölmüş olsa bile yaşar; yaşayanlar ve bana iman edenler asla ölmezler."
Sayfa 492
"Yorgun ruhların dinlendiği o yerde yine buluşacağız."