Şeker Portakalı,benim gözümde bir çocuğun fiziksel şiddetten ziyade, "anlaşılmamak ve şefkatsizlik" yüzünden nasıl yavaş yavaş eksildiğini anlatan en sarsıcı yalnızlıktır. Kitaba ve Zezé'nin dünyasına baktığımda ;Zeze daha beş yaşındayken acıyı babasından veya abisinden yediği kemik kırıcı dayaklarda bulduğunu sanır. Ancak Portuga’yı kaybettiğinde şu meşhur keşfi yapar: "Acı, insanın canını yakarak ölmesi değildi. Acı, insanın içindeki her şeyi öldüren ve saklaması gereken bir şeydi." Kitap, fiziksel acının geçici, ancak sevilen birinin kaybıyla oluşan ruhsal acının kalıcı olduğunu muazzam bir hüzünle kanıtlar.Zeze’nin evde bulamadığı şefkati bahçedeki bir şeker portakalı fidanında ve yaşlı bir adamda araması, çocuk ruhunun hayatta kalma mekanizmasıdır diyebiliriz. Çünkü o yaştaki çocuğun gözünden bakmak gerekir dünyaya.Dünya onun için o kadar katıdır ki, çocukluğunu koruyabilmek için hayal gücüne iltica eder. Şeker portakalı onun çocuksu yanını, yaşlı adamsa sığınmak istediği baba şefkatini temsil eder.Zeze kitabın sonunda ölmez ama içindeki o neşeli, hayal kuran çocuk sonsuza dek sessizliğe gömülür. Her çocuğa güzel izler bırakılabilmesi dileğiyle. Dilerim ülkemizde neşeyle, huzurla ve kitapla demlenen insanlar bol olur. Keyifli okumalar dileğiyle, hayatınız güzelliklerle dolsun.