Duştan sonra kendime gelmiştim. “Ben ne yapıyorum acaba? Bu bir şaka mı? Cinayet zanlısı olarak hatta bir numaralı cinayet zanlısı olarak gözaltına alınıp serbest bırakılmışım, bir de müzik dinliyorum.” Kendi kendime kurduğum birkaç cümle beni kendime getirmek için üzerimde duştan daha da büyük bir etki göstermişti. Düşünüyorum da durumum gerçekten çok zor. Aldatılmış ve terk edilmiş bir kadın ve bu kadın ilaçların etkisinde ve cebinde de “ölü gördüğünü görmek isterim” tarzı bir notum yakalanmış hatta bu notum da cinayet yerinde bulunmuş. Bir an önce akıllı hareketler etmem lazım ve bir an önce kendime avukat bulmam lazımdı. Yatak odama gittim ve çok sık kullanmadığım çantamın içinde avukat tanıdığımın kartını aramaya başladım. “Aman Allah’ım! Buraya ne olmuş böyle?” Yatak odası tamamen karıştırılmış, bir ya da birden fazla kişi odamın altını üstüne getirmişti. Artık ne aşk acısı çekme vaktiydi ne de ilaç kullanma. Eve ilk geldiğimde ilaçların etkisi yüzünden bu görüntünün farkına bile varamamışım. Dağıtılmış kısımları kontrol edip bir şeylerim eksik mi diye bakmaya başlamıştım. Neyin nerede olduğunu tam olarak hatırlayamasam da yerde bir parça kırık tırnak dikkatimi çekti. Kırmızı oje sürülmüş bir parça kırık tırnak. Tırnağı kenara koyup ve çantamı karıştırarak avukatın kartını bulup, telefonumu elime aldım.
…
Komiser Uğur (aylar sonra bir seri katil dosyasında gözleri çay kaşığı ile oyularak öldürülecekti) hareket merkezinden dünün olaylarının özetini alıp her sabah yaptığı gibi sade kahvesi eşliğinde kontrol edecekti. Masasına oturup başlıkları kontrol ederken gereksiz birkaç başlıktan sonra bir cinayet dosyası bölümünden olduğu için bir başlık dikkatini çekmişti. Özet içeriğini okuduktan sonra siniri bozulmuş, ağzından bir küfür çıkarak, telefonu eline almıştı. Telefona cevap veren ses “Memur Tahsin” diye telefonu açmıştı.
“Tahsin, bana hemen dün şubeye gelen Riva’daki cinayet dosyasını getir.” Sesinde geçmişe ait de bir sinir vardı. Memurun emredersiniz demesini bile beklemeden telefonu kapatmış, sinirinden dişlerini birbirine sürtmeye başlamıştı. Odanın içinde sinirden artık volta atmaya başlamışken, kapı çalınmış ve Tahsin soruşturmanın ilk dosyasının kopyasını getirmişti. Selam vererek içeri girdi ve
“Komiserim, Doğan Komiser daha sorgu ile ilgili notlarını yazmamış, bu sabah yazacakmış.”
“Hiç önemli değil, bir bok beceremez zaten o, artık bu Hollywood filmlerindeki psikolog polis havasından kurtulması lazım.” Son cümleyi kendi kendine söylenir gibi bir hava takınmıştı ama Tahsin’in de duymasını istemiş, bu cümlesinin bina içinde bilerek kulaktan kulağa dolaşmasını istemişti.
Tahsin lafların bir ucu kendisine de dokunmasın diye hızlıca odadan kaçmıştı. Uğur ile Doğan arasında geçmişe ait bir çekişme vardı. Aynı okuldan aynı devre ile mezun olmuşlar, kendi aralarında devrem ve kardeşim muhabbetleri olması gerekirken, Habil ve Kabil gibi sürekli çekişme içinde olmuşlardı ve ilk başlarda oluşan rekabetleri derslerine kadar da yansıyordu. Her konuda olduğu gibi Doğan polislik görevinde de duygularına fazla yer veriyordu, aldığı her kararda duygusu etken madde oluyordu. İki erkek kedinin yer kavgası gibi burada da sürekli bir yarış, bir mücadele içindelerdi. Komiser Uğur dosyayı okuduktan sonra, özetini okuduktan sonra ki haline göre daha da sinirlenmişti. Doğan bu alkolik ve uyuşturucu düşkünü kadının ne kadar tehlikeli olduğunu göremeyecek kadar mı kör, nasıl bunları anlayamaz diye düşünüyordu. Parmak izi sonuçlarına baktı ve maktulün evindeki tüm kapılarda zanlının parmak izleri çıkmıştı ve komiser sorguda bu konuyu açmamış, en son o eve ne zaman gittin de her yerde bu kadar çok parmak izin var diye de sormamıştı. Kadın, eski kocam beni eve çağırdı ben de o şekil gittim demişti. Telefon kayıtlarına baktı mı ya da bakabilmek için savcılıktan izin aldı mı? Maktul çağırmış olsa bile acaba ne şekilde çağırdı, aralarında ne şekil konuşma oldu hiç merak etmedi mi? Artık GSM firmaları yasal düzenleme gereği tüm konuşmaları kayıt altında belli bir süre tutmak zorundalardı. Evin içinde kadının ceketi bulunmuş, içinde de mektup ya da not bulunmuş, kadın evinden alındığında da üzerinde maktulün kanları çıkmış ve sorgu “bugün git yarın gel” cümlesi ile bitmişti. Durumu hemen Rıza Başkomiser’e anlatmalı ve dosyayı devralmalıydı. Genelde Rıza Baba olarak bilinen emekliliği çoktan gelmiş ve uzun zamandır hala görevlerine devam eden Rıza Başkomiser, Başkomiser Nevzat ile Türkiye Tarihi’ne damga vuran birçok cinayette beraber görev almışlardı. Bahçelievler cinayetinde daha doğrusu katliamında daha yeni polis olmalarına rağmen Abdullah Çatlı ve Bünyamin Adanalı bağlantılarını kurup teşkilat içinde hızla yükselmişlerdi ama emniyet amiri ya da emniyet müdürü olmayı hiç istememişlerdi. Uğur Mumcu suikasti için de laiklik karşıtı örgütlerin parmağı var demelerine rağmen maalesef dinlenmemişlerdi. Uğur Komiser dosyayı eline aldığı gibi Rıza Başkomiser’in odasına gidip durumu anlatmış, Doğan dosyadan çekilip içişlerine şevk edilmişti ve hakkında soruşturma başlayacaktı. Bir sorgu bu kadar kötü yönetilemezdi çünkü. Uğur Komiser yanına iki tane üniformalı polis alıp, hızlı bir şekilde zanlının evine yöneldiler.
…
Avukat ile konuşmuş, kanlı elbiseyi bir poşete koyup ve bulduğum kırık tırnak parçasını da bir peçeteye sarıp, çantama attıktan sonra evden dışarı çıkmıştım. Evden çıkmadan son kez dışarı baktığımda, arabanın hala orada beklediğini görüp, bodrum katındaki ufak camdan dışarı çıkıp arka taraftan kaçmıştım. Telefonda avukat bana güvenmiş ve hemen gelmemi istemişti. Tanıdık bir avukat olduğu için telefonda her bir durumu rahatlıkla anlatabilmiş, ses tonu hiç değişmeden bana güvenip hemen gelmemi istemişti.