Neymiş şu Kurşunlu Mete'lik
Puan vermedi·160 syf.·
2021 12. kitabı
Mete'lik yok gibimizde. Nasıl etsek de birkaç kurşun ile örselesek? Türk'ün edebiyatında kekre hışım.. Hemi yüz yıllık gelenek. Bilmem nasıl etsek de törpülesek? Bize böylesi elbet yakışır! Lütfi'yle Mete; durman yarışın.. Ülfet de lütuf, buna kim şaşırır? Bak şahlar damalarında hücum; hele yok mu ki bir kalbe aheste varışın.. Bu gizem genizde denizler taşırır. Benim milletim bu hisle bin yıldır tanışık! Bin yıldır mana alemi semavattan hakikat aşırır. Sorman.. Sorman; son yüzlük bir hayli karışık. Mete'lik ham gibimizde. Yahu gör, gör hele bir bak bu şikar kimin boynunda kerih? Tıksırmak için oburluğunu çüş raddesinde güdüyor bunca herif. Avlak burası. Kurt sofrasında çakalın ziyafeti mi olmuş edibin cemiyeti? Varsıl çilelere talip midir hala, ah ki o mahur andelip? Ve bir an gelip, külün altında pusan o muhteşem kor; saracak tüm civarı. Çünkü külün altında giz'enen o münbit kor, işmar ediyor Lütfi uğraşların emelinde. Ah hele bir ölsün bunca geberik.. Hele bir ölsün! Göreceksin kaç külçelik cevhermiş kurşunlu Mete'lik. *** Ömer Lütfi Mete'nin bir senarist olduğunu, Kuşçu ve Ömer Baba gibi tiplemelerle yer aldığı projelere uhrevi bir takviye yapmayı kendine şiar edindiğini, damarındaki milliyetçilik kanını daima helal kaynaklardan beslediğini ve her şeyden öte; delikanlılığın kitabına mahreçli imzalar attığını hepimiz biliyoruz. Merhum Ömer abimizin şiirini konuşalım. Çünkü bu bizi eserden müellife götürecektir. *** Kainatın tüm ışığı elimdeki bir hüzmelik kandile dolacak olsa; sır arayışımı "aşkın sırrına erme" uğrunda harcardım. Zira şiire düşkün isem; sebebi aşka olan aşkımdandır. Aşkın sırrını arayışımdandır. Benim için şiir, aşk sırrına vasıl kılacak nice yollardan biridir. Ve bu yollar, ulu sırrın sırrından zerre taşımak suretiyle sır sahibidir. Mademki sır, kendini aşikar etmek için ardında bıraktığı kırıntıları bile sırlıyor; öyleyse sırdan paye taşımayan hiçbir şey, kadim sırların işaret levhası olamaz. İşte bu yüzden, bana sırlı mısralar gerek. Üryan şiirin imgelem açlığından boşanan o dev bulaşık nasıl da itiyor beni kendinden. *** Şiirde simgecilik, kapalılık ve gizemcilik; okuru madenci olmaya zorlar. Bu maden damarlarındaki bereket, her darbede daha da genişler ve genişledikçe daha da cezbediyor. Bu tutku ve râm oluş, aşkın vecd makamına işaret ettikçe artırıyor şiddetini. Ve bu uğurda sarf edilen hiçbir emek zayi olmaksızın sunuyor mükafatını. Merhum Ömer Lütfi abimiz de böylece sırlamıştır mısralarını. Ayan-beyan olmak başkalarının işidir ve başka alanlarda erdem gibidir. Gülce şiiri, her saniyede bir can vermenin manasını tek başına giderecek nispette büyüktür. Her saniyede bir can vermek için, her salisede bir can edinmek gerek. Bu can kazanış ve yitiriş yalnızca aşk bahsine mahsus. Çünkü can armağan etmek için tımar edilir. Kabil gibi olmaktan haya edip en sevimli mülkü adayıştır Habil misali. Verilen en müstesna emaneti, en temiz çeşmelerde arı-duru edip gerisin geri sahibine iade ediştir. Leyla bahsi her daim tirendez kalplerin meşrep salahiyeti ve kadim mahzunluk alametidir. Kıymetlidir ve kıymettedir. Fakat Ömer Lütfi abimizin dünya bahsi bir başkaca girmiştir kanıma. Kanımı çekmiştir ve geri vermemiştir. Dünya bahsinde yer alan şu şiir, o yılların kahrını tekellüm etmiştir ve şairin vakanüvislik görevini cüretle göğüslemiştir; "Kahpe kayışında bileniyor bıçak Üç ayak Bir şafak Celep örfü ahkam olmuş Babam kasap vezir Eloğluna bayram olmuş Kuzular sağ erir Üç ayak Bir şafak Ahdetmiş babam beni boğazlayacak Topal tahterevalli hak Fidyeler takas olmuş Binilen dala iner nacak İntihar kısas olmuş Usul bitirim Esas bitirim Kabul bitirim Kıyas bitirim Sarışın değilmişim Kara kaş, kara göz yasak Has anadan gelmişim Öz ocağımda öz yasak Üç ayak Bir şafak Birkaç sefil Gözde nesil Yırtılan nazlı sancak Gözüme bağlı mendil Ben kırk kere İsmail Babam İbrahim değil Babam ortada mutlak Babam adil Babam katil" Ömer Lütfi abimiz bu şiirinde, 80 darbesinin kanlı ellerini tanıtır. Benim "Kahpe kayış"tan anladığım şey, darbeci generallerin palaskasıdır. "Üç ayak" darağacıdır. "Bir şafak" ise idamların yapıldığı o şafak vakitleridir. Celep dediğimiz şey, kesilecek koyunları kasaplara satma işidir. "İdama yürüyen kuzular" dediğimiz şeyin, sırlı söyleyişidir "celep örfi ahkam olmuş" mısraı. Nitekim o kancık idamlar, yasalarla yapılmıştır. Şiirdeki "baba" tasavvuru, devleti işaret etmektedir. Ve o zamanlar babamız yani devletimiz kasap veziri oynamaktadır. Kasap vezir söyleminin bir de hikayesi vardır. Bilmeyenler için; "Bir padişah Hızır (aleyhisselam)’ı görmek istiyordu. Bir gün bunun için tellallar çağırttı: 'Kim bana Hızır’ı gösterirse onu armağanlara boğacağım” dedi. Birçok oğlu olan fakir bir adam bu işe talip oldu. Karısına dedi ki: 'Hanım ben padişaha Hızır’ı bulacağımı söyleyip ondan kırk gün müsaade alacağım. Bu kırk gün için padişahtan size ömrünüz boyunca yetecek yiyecek, içecek ve para alırım. Kırk günün sonunda Hızır’ı bulamayacağım için benim kelle gider, ama siz rahat olursunuz' Adamın karısı kanaatkar biriydi: 'Efendi biz nasıl olsa alıştık böyle kıt kanaat geçinmeye. Bundan sonra da idare ederiz. Vazgeç bu tehlikeli işten' dedi. Ama adam kafaya koymuştu. Padişaha gidip Hızır’ı bulacağını söyledi. Bunun için kırk gün izin istedi. Hızır’ı bulmak için kırk gün zarfında ailesinin geçimi için sarayın ambarından tonlarca yiyecek, içecek ve nakit para aldı. Bunları evine teslim edip kırk gün ortalıktan kayboldu. Kırk günün bitiminde padişahın huzuruna çıkıp her şeyi itiraf etti: 'Padişahım, benim aslında Hızır’ı falan bulacağım yoktu. Ailecek sıkıntı çekiyorduk. Hızır’ı bulacağım diye sizden dünyalık almak istedim.‘ dedi. Padişah buna çok kızdı: 'Padişahı kandırmanın cezasını hayatınla ödeyeceğini hiç düşünmedin mi?' diye bağırdı. Adam, her şeyi göze aldığını söyledi. Bunun üzerine padişah yanında bulunan üç veziriyle görüş alış verişinde bulundu. Birinci vezire sordu: '-Padişahı kandıran bu adama ne ceza verelim?'  Birinci vezir '-Efendimiz, bu adamın boğazını keselim, etini parçalayıp çengellere asalım.' dedi. Bu sırada ortaya çıkan nurani bir çocuk, vezirin sözleri üzerine söyle dedi: 'Küllü şey in yerciu ila aslihi.' Padişah ikinci vezirine sordu: -Bu adama ne ceza verelim? İkinci vezir '-Hükümdarım bu adamın derisini yüzüp içine saman dolduralım.' Biraz önce ansızın ortaya çıkan çocuk yine: 'Küllü şey in yerciu ila aslihi' dedi. Padişah üçüncü vezire sordu: '-Ey vezirim sen ne dersin, beni kandıran bu adama ne ceza verelim?' Üçüncü vezir 'Padişahım bana göre, bu adamı affedin. Size yakışan, sizden beklenen budur. Bu adam önemli bir suç işledi ama sanıldığı kadar da kötü biri değil. Çünkü çoluk çocuğunun rahatı için kendini feda edebilecek kadar da iyi yürekli.' Nurani çocuk yine söze karıştı: -'Küllü şey in yerciu ila aslihi' Bu defa padişah o çocuğa yöneldi: '-Sen kimsin? İkide bir tekrarladığın o laf ne demektir?' Çocuk cevap verdi: '-Senin birinci vezirinin babası kasaptı. Onun için kesmekten, etini çengellere asmaktan bahsetti. Yani aslını gösterdi. İkinci vezirin babası yorgancı idi. Yorgan yastık, yatak yüzlerine yün, pamuk doldururdu. O da babasına çekti. Üçüncü vezirin ise babası da vezirdi. O da soyuna çekti, büyüklüğünü gösterdi. Benim söylediğim söz 'Her şey aslına çeker' demektir. Vezir istersen (üçüncü veziri göstererek) işte vezir, Hızır istersen (kendini göstererek) işte Hızır, bu adamı mahcup etmemek için sana göründüm, dedi ve kayboldu." Özetle, cuntaların aslı kasaplıktır. Daima can almış ve cana kıymıştır. Öyle sanıyorum ki; Ömer Lütfi abimiz de "kasap vezir" teşbihini bu menkıbeye işaretle kullanmıştır. Sözü uzatmadan.. Bu şiirde benim nutkumu ufuklarda tutan kısım; "ben bin kere İsmail/Babam İbrahim değil/Babam ortada mutlak/Babam adil/babam katil" kısmıdır. "Biz devlete baş koymuşuz lakin devlet başımızı Hakka kurban etmek için değil, katilimiz olmak için almıştır. Ve bunu kanunlara dayanarak yapmıştır." *** Ömer Lütfi Mete dünya bahsinde geçen birçok şiirinde Kenan Evren ve şakirtlerine mertçe çatmıştır. Dedik ya.. Delikanlı adam Vesselam.. Dünya bahsi bölümünde en çok yer verdiği bir diğer mesele de ahlaki yozlaşmadır. Birkaç yerde "incir yaprağı" metaforunu kullanmıştır. "Annen bürünmüş yedi kat çarşafa/Sende bir yaprak incir" İncir yaprağı Hz. Adem ve Hz. Havva'nın avret mahallerinin örtüsüdür. Tamamiyle setretmemekle birlikte, birçok uzuv üryan kalır. Ömer Lütfi buradan hareketle, insanların vücutlarını hunharca teşhir edişine çatmıştır. Öyle ki ahlaki yozlaşmanın en büyük alameti olarak şiirlerinde bu bahsi işlemiştir. Kitabın son kısmını teşkil eden Mevla bahsi; tasavvuf dokusuna haiz. Burada sıkça; "Baba, Şahım, Kurban" gibi tasavvufi terimlere rastlıyoruz. "Sensiz geçen zaman hep densiz geçmiştir." mısraına baktığımızda ise Ömer Lütfi Mete'nin, tasavvufun varlık önemini ve kuşatıcı tasarrufunu vurgulayışını görüyoruz. Tasavvufi metinlerde ve şiirlerde parmak ucuyla yürümek benim boynumun borcudur. Nitekim bu bahis, layık olabilmişlerin harcıdır. Ötesi hadsizliktir. *** Son tahlilde: Ömer Lütfi Mete ciddi bir fikir sahibidir. Şiirinde, nesirinde ve yaptığı işlerde esas aldığı iki olgunun; "Bu necip Milletin Yesevi nefesiyle yoğrulduğu ve Vatan Toprağı'nın namustan öte mukaddesat olduğu" vurgusudur. Bizden biridir ve bize aittir. Bize hep bizi anlatmıştır ve hatırlatmıştır. Ruhu şad, mekanı cennet olsun.. *** Son Söz: Oldi ağabeyimizin teklifiyle başlayan "Gülce" okuma etkinliği benim için çok kıymetli ve de bereketli geçmiştir. Evvela kendisine, akabinde katılım sağlayan tüm kardeşlerime ve büyüklerime teşekkürü bir borç bilirim.
Şiir
GülceÖmer Lütfi Mete · Timaş Yayınları · 20191,598 okunma
··
945 Gösterim
5 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Yüreklerdeki ummanlar taşar olmuş, yüreğinizdekileri elvân elvân, inci inci dizmişsiniz. Büyük bir hüner ile kâleme alınmış lügâtler, kelimeler arasında adetâ seyrâna çıkmış dildâde gibi gezindim. Her kelâma müptelâ olmamak nâmümkün idi. Dilinizden dökülen incilerin büyük bir hummâ ile yazıldığı pek bir aşikâr, her kelâm bir sûret bulmuş ta inmiş yüreklerimize, akabinde nakşettiniz gönlümüzde. Merâmınızı okur iken Sâmiha Ayverdi'nin "Ey insan! Neden şükrecidilerden değilsin? İki sağlam göze mâlik olman bile kâfî saadet değil mi?" sözleri düştü hatırıma. "Yaş ağaca, kışın gelmesinden ne gam? Gün olur, elbette o bahâra, bahar da ona kavuşur. " Sizin de lügâtleriniz yüreklere ulaşsın. Yolunuz her daim gülistana çıksın. Kalbinize hürmetle... 🥀
Oğuzhan Âsım Güneş
Gönderi Sahibi
Eyvallah.. (: Âmin ve ecmain. Dost'a emanet..
Güzel bir şey hissettiğimde dilime gelen lafz manidar: Allah'u Ekber! Canım kardeşim, bu yazıyı yazarken , gözlerinin ferinin parladığını hissediyorum. Bu ferin istikameti Hakk'a daim olsun. İlmine, hassasiyetine, kalemine ve yüreğine sağlık! Ne iyi ettin. :)
Oğuzhan Âsım Güneş
Gönderi Sahibi
Allahuekber! (: Kalpten çıkan kalbe isabet ediyor canım ağabeyim.. Elhamdülillah kalpler birdir. Rabbim seni daima aziz kılsın