·133 syf.····Okunma: 24 Ekim 2016 16:47 Bu sitede profillerde gruplandırma benzeri bir özellik olsa yine ve de yine "kütüphaneden rastgele alıp okuduğum kitaplar listesi"ne ekleyeceğim bir kitap olurdu Ayçiçekleri. Son zamanlarda bunu çok sık yapmaya başladım. Nedeni ise daha çok heyecan vermesi. Ne ile karşılaşacağınızı bilmemenin verdiği zevk paha biçilemez. Aldığınız kitap kötü bile olsa, bu faaliyet insanı mutlu edebiliyor. İlla ki bilindik kitapları mı alacağız yahu, biraz da bilinmeyenleri, duymadıklarımızı alalım. Kitaplar ağlıyor. Kimi kitaplara ilgi hat safhada iken kimi kitapların yüzüne de hiç bakılmıyor. Belki de bir zamanlar basılmıştır yüzlerine bolca ama yine de unutulmuş kapakları, sayfaları, satırları. Bu açıdan, kitapların darıldıklarını belki de kimi bakılmaya, karanlık raflarda sessiz sessiz ağladıklarını fark ederim kütüphaneye gittiğim zaman.
Ayçiçekleri isimli eserimiz de gözü yaşlı kitaplardan birisi. Yazarını da daha önceden bilmiyordum. Kitabın kaç tane öyküden oluştuğu hakkında ne desem doğru olmayacak; kitabı geri teslim ettiğim için. Yaklaşık olarak on tane hikayeden oluşan Ayçiçekleri'nde çok çeşitli konular işlenmiş. Bir hikayeden diğerine geçtiğinizde sanki bir yazardan başka bir yazara geçmiş gibi hissediyorsunuz. O derece kendinden uzaklaşabilmiş bir yazar Nalan Barbarosoğlu. Bu durum bana göre yazar açısından bakacak olursak oldukça güzel bir durum. Kimi yazarlar hemen kendini belli eder; okuduğunuzda "bu odur" dersiniz. Bunun da elbette artıları vardır. Ama bir de her yazısında farklı olabilen yazarlar vardır. Benlik kavramını aştıkları için gözlemledikleri herkesin kılığına girebilirler. Nalan Barbarosoğlu benim için o türden bir yazar olmuştur.
Hikayelerde, köyde yaşayan, 'herkesin anası' olan emektar bir kadından tutun da 'geçici delilikler' yaşayan insanlara kadar çeşit çeşit öğeler var. Şiir çalan bir hırsız anlatılıyor örneğin, hayatı daha değişik görmeye başlıyor. Bu açıdan en olmayacak şeyleri, yine en olmayacak yerlere yerleştiren ve de uyduran bir yazar Barbarosoğlu. Kitapta çok sade hikayeler de var, ağır hikayeler de. Hayattaki kimi anları anlatmakla kalmıyor, bu anları büyük bir yalınlıkla sunuyor okura. Bazen yazdıkları ile okur arasından çekiliyor kendisi, bazen de araya girmekle kalmıyor, okuyucu ile konuşmaya başlıyor, adeta "fırsat bu fırsat" der gibi.
Hikayelerin konularının farklılığı hoşuma giden etmenlerden. Bu tüm artılara rağmen sevdiğim fakat çok fazla sevdim diyemeyeceğim bir kitap oldu Ayçiçekleri. Nedeni ise kimi hikayelerin biraz fazla ileride olması idi. "Uçuk" kelimesini kullanmak istemiyorum çünkü bu kelime anlatmaya çalıştığım şeyi abartılı olarak gösterecek. Yazarın benliğinden ayrılması, çeşit çeşit konuları ele alması güzel demiştim ama birazcık fazla ileriye götürmüş bana göre yazarımız. Mesela bir hikayede tamamen yalın ve açık bir şekilde bir "otobüs yolculuğu tasviri" var iken diğer hikayede tamamen yabancısı olduğumuz kimi olaylar var. Fakat bunun elbette iyi bir yanı da var; bu çeşitlilik ile hayattaki kimi olayların en alakasız olaylarla bağlantılı olduğu gerçeği yansıtılmış böylece. Buna rağmen yine de bazı yerlerde bu 'ilerilik ayrıntılarından' rahatsız oldum. Gözüme battı demem en uygun ifade olacak sanırım. Belki de ben göremedim ayrıntıları, fark edemedim kitapta; sorun bende de olabilir. Bazı hikayeler bu açıdan bana fazlaca ileride geldi, diğer hikayelere nazaran. Fakat bu, güzel hikayeler olmadığı anlamına gelmiyor.
Tarih ve teknoloji ileriye doğru ne kadar ilerlerse ilerlesin insanların birbirlerini aldatmaktan vazgeçmeyecekleri gerçeğini adeta okurun suratına 'çarpılmış', uyku halinde olan bir insanın yüzüne soğuk suyun çarpılması gibi. Ayrıca, hayatın alışılmışlıklarını yine alışıldık bir biçimde anlatması bana göre gerçekçiliği artıran etmenlerden. Şayet bazı yerlerde öyle şeylerle karşılaşıyorsunuz ki alışılmadık bir olay size alışıldık gelmeye başlıyor. Bir kabullenme halini de anlatmış oluyor böylece yazar. Bu açıdan bazı öykülerde biraz 'Kafkavarilik' de mevcut.
Ayçiçekleri belki de sizin beğeneceğiniz bir eserdir, bazı olumsuz yanlarını anlattım diye yabancılaşma olmasını istemem Nalan Barbarosoğlu'na. Diğer kitaplarını da okumak lazım diye düşünüyorum. Belki de bu kitabı çaylaklık dönemini yansıtıyordu? Kim bilebilir, değil mi? Bu açıdan, bir yazarı yalnızca bir tek eserine göre yargılamaya kesinlikle karşıyım, onu daha iyi tanımak, diğer eserlerini de okumak lazım gelir diye düşünüyorum. Bu yüzden de kendisinin diğer kitaplarını da okuma listeme ekledim. Her şeyi bir kenara bırakıyorum, Ayçiçekleri, gözü yaşlı bir kitaptı. Onu yavaş yavaş incitmeden okumaya çalıştım bu yüzden, adeta kırılgan bir nesne gibi tuttum elimde okurken. Onda bana eksik gelen noktalar olması ona olan sevgimi azaltmıyor elbette. Gözü yaşlı kitapları sevelim. Göz yaşlarını dindirelim onları karanlık köşelerden, tozunu silkeleyip okuyarak.