Gönderi

10/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2016 127. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 14 Kasım 2016 20:47
Yabana Doğru isimli bir film önermişti yıllar önce bir arkadaşım. Bilmeyen kişiler de olabilir önce bilgi vermek gerek; Yabana Doğru, gerçek bir hikayeden alınan bir kitap olup, Christopher McCandless adlı maceraperest gencin yaşam öyküsünü anlatan bir kitaptır. Yıllar sonra filmi de çekilmiştir. Huyum kurusun, bana tavsiye edilen şeyleri çok geç değerlendiriyorum bu da benim ayıbım. Filmini izlediğim zamanlarda hayata bakış açım, filmin gidişatına ait olan temadan pek farklı değildi fakat yine de dönüm noktası diyebileceğim etki bırakmıştı bende. Küçüklükten beri doğayı ve doğa yürüyüşlerini çok severim. Bunun bende oluşmasını sağlayan kişi babamdır. Kendi öz hayatımla canınızı sıkmak istemem ama birazcık bahsetmeliyim incelemenin gidişatı açısından. Babamla küçüklüğümden beri beraber dağ yürüyüşleri, dağ tırmanışları yapardık. Beni yanında götürür, beraberce hava aydınlanmadan yürüyüşe başlamış olurduk. Bu sayede doğaya karşı engel olamadığım derecede bir sevgi başladı bende. Yalnızca doğaya değil, doğa ile ilgili olan aktivitelere de. Dağ yürüyüşü ve tırmanışına da. Bu türlü naçizane 'yeşil' duygular içerisinde olduğum için bir ihtimal, Christopher McCandless ile tanıştığımda onu çok sevmiştim. Hayatta saygı duyduğum insanlardan birisidir McCandless bu yüzden, onun düşünceleri daha bir 'yeşil' olduğu için belki de. Lafı çok uzattım, konuya geçelim. Başta da bahsini ettiğim üzere McCandless bir maceraperest idir. Yaşadığı çeşitli olaylar, içindeki karşı konulamaz doğa sevgisi ve düşünceleri neticesinde bir yolculuğa atar kendini. Öyle ki, bu yolculuk farklı olacaktır. Doğa ile iç içe olacak, nasıl şekillendiğini tahmin edemeyeceği düzeyde serüven dolu bir yolculuk olacaktır bu. Kitap ve film genel olarak McCandless'in bu yolculuğunu anlatıyor. Okumayan veya izlemeyenler için daha fazla ayrıntıya girmek istemiyorum. Kitabın bende uyandırdığı 'yeşillikleri' paylaşmam daha doğru olacaktır. Zaten inceleme yazmamızın amacı da bu değil midir? Gündelik hayatımızdan bahsedelim. Toplumsal hayat dediğimiz olgu kimi insanlara boğucu hatta dayanılmaz gelmiş ve gelmeye devam edecektir. Bunun insanın yapısından meydana gelen bir durum olduğunu düşünüyorum. Şehir hayatının 'griliğini' görür kimi kimseler, 'gri' beton yığınlarının insanların ruhunu da 'grileştirmekten' başka bir işe yaramadığını söylerler. Bu öyle bir griliktir ki, insan ondan bunalır, bundan şikayet eder fakat onu da bırakamaz. Çünkü imkan meselesi devreye girer; bizler genellikle imkan kavramını hayal kavramının önüne koymaya çalışırız. Fakat bunu yıkmış kimi insanlar vardır ki bunlardan biri de McCandless'dir. McCandless'in tanınmasından sonra birçok insan onun ahmak mı yoksa dahi mi olduğunu tartışmış, çeşitli fikirler sunmuştur. Peki sizce nasıl bir insandır McCandless? Başka bir deyişle toplumsal hayat dediğimiz kavramdan sıyrılmayı başaran bir insan ahmak mıdır yoksa bu fedakarlığı yapabildiği için dahi mi? Bir insan ne diye elinde olduğu tüm imkanları (25 bin dolar civarında para, araba, lisans eğitimi...) bırakıp kendini doğaya bırakmak, bir maceraperest olmak ister? O kadar boğucu mudur bu hayat? İçinde bulunduğumuz hayattan bahsediyorum; okul, para, meslek, faturalar, sorumluluklar, geçim derdi vb. . McCandless belki de bunlardan medet ummuyordu. Ona huzur veren, hayatta bir anlamı olmak anlamına gelen şey maceraperest bir hayattı. Belki de memnun değildi çoğu şeyden McCandless. Üniversite yıllarında para denilen kavramın insanların statüsünü belirlenmesine oldukça tepkili olduğu biliniyor. Annesinin anlattığına göre bu konu hakkında saatlerce bağırıp çağırabilirmiş. O yıllarda da patlak veren Güney Afrika meselesi ile ilgilenmesi de bunun kanıtı belki de. Ama bana göre bunun en önemli kanıtı, en büyük yolculuğuna başlamadan önce yanındaki bir miktar parayı yakmış olmasıdır. Ve de banka hesabındaki 25 bin dolar civarındaki parayı yola düşmeden hemen önce hayır kurumlarına bağışlamasıdır. Para yakmak gibi bir kavram ne denli aykırı geliyor değil mi? Paraya aslında önem vermediğimizi söyleriz fakat hangimiz para yakabilecek kadar cesuruz ki? Doğada bir statü yoktu, doğada para geçmiyordu belki de o yüzden yollara düştü Chris? Ne dersiniz? Bu açıdan da kendisine hayran kalmaktan başka bir şey gelmiyor elimden. Sosyal hayattaki zincirlerini kırmış bir 'özgür' McCandless benim nezdimde. Fakat onun hayatında sürekli yanlış anlaşılan bir taraf da var; başıboş bir hayat sürmek midir onun yaptığı? Bu tartışmaya açık bir konu, onun yolculukta çantasında en çok kitap taşıdığı ve bir süre sonra geri dönmek istediği de bilinen şeylerden. Üstelik tanıştığı insanlarda mükemmel bir etki bıraktığı, onların çoğunu etkilediği de su götürmez bir gerçek. Öyle ki, yolculuğunun bir kısmında beraber olduğu dostu Ronald A. Franz'ı dahi etkilemesi de enteresan bir ayrıntıdır. Franz yaşlı bir adamdır, ordudan emekli olmuştur ve evinde yalnız yaşamaktadır. Chris'i oğlu gibi sever, ondan, onun düşüncelerinden oldukça fazla etkilenmiştir. Öyle ki, Franz hayatından Chris geçtikten sonra yaşayış biçimini bile değiştirmiş, "McCandless'vari" bir hayat yaşamaya başlamıştır. Yaşlı insanların düşüncelerini değiştirmenin ne denli zor olduğunu bilirsiniz, Chris yaşlı bir adamda bu etkiye yol açtıysa kim bilir nasıl bir insandı? Aslında McCandless'in yaşamaya çalıştığı şey başıboş bir hayat değildi, o macera dolu bir hayat istiyordu. Tekdüze, bir gün hatta bir hafta sonra ne olacağının dahi bilindiği bir hayatı kaldıramayacağı için bu hayatı seçmişti belki de? Ayrıca onun kimi olaylara karşı verdiği tepkiler öylesine olgundur ki (filmini izlerseniz daha iyi anlayacaksınız), bu açıdan McCandless çok nadir rastlanabilecek bir insandır bana göre. McCandless kadar olmasa bile hayata bazen "McCandless'vari" bir şekilde bakmamız gerek bana göre. Hayatın 'griliğinden' kurtulmanın nadir yollarından biri de bu belki de. İnsan değişik şeyler yapmalı, takdir edilmeyi beklemeden. Doğaya kaçmalı mesela bir süre, dağları aşmalı, ağaçlara aşık olmalıdır. Chris'in hayatındaki 'değişiklik' kavramının büyük bir kısmını da doğa kavramı oluşturmuştur zaten. Hem bu böyle olmak zorunda da değil midir? Gri hayatın tersi yeşil hayat değil midir? Betonların tersi toprak değil midir? Canım acıyor çoğu zaman, o beton yığınlarının arasına sıkıştırılmış şekilde işkence yapılan ağaçları, çiçekleri gördüğümde. Bazen bir çim demeti görüyorum yamulan kaldırım taşlarının arasından fırlayan. İnatla, hevesle ve can havliyle fırlayan çimler, çiçekler. Günümüzde ağaç yerine beton dikiliyor, böylesi bir çağda "McCandless'vari" düşünmek gerek diyorum biraz da aslında. Grilerin arasına yakışmıyor yeşiller... Hiçbir zaman da yakışmayacak. Ne olurdu bu kadar modern olmasak, doğanın içinde yaşamaya devam etseydik, gri rengini hiç tanımadan, diye sorarım kendime çoğu zaman. Bu bir isyan değil aslında, insanlara olan dargınlık. Belki de bu bahsettiklerim benim "McCandless'varilik" yapmam için uygun nedenler. Herkesin uygun bir nedeni vardır, olacaktır. Çoğu insan bu boğulmuşluk hissini yaşıyordur eminim, bende dahil. Christopher McCandless ve Yabana Doğru denince bende oluşan duygular bunlardır, naçizane. Kitap incelemesinden çok sosyal içerikli mesaj gibi oldu farkındayım, bunun için de affınıza sığınıyorum. Son olarak, kitabı okumadan önce filmini izlemenizi öneririm. Kitapta anlatılanlar kronolojik sıraya göre aktarılmamış. Yazar Jon Krakauer'in araştırma sırasına göre yazdığını tahmin ediyorum. Filminde ise olaylar kronolojik sırayla anlatılıyor. Bu açıdan önce filmini izlerseniz çok daha faydalı olacaktır. Bir gün hepimizin grilerin arasında parlak bir şekilde parıldaması değil, daha çok 'yeşermesi' dileğiyle...
Sinema
Yabana DoğruJon Krakauer · Siren Yayınları · 20131,301 okunma
··
754 Gösterim
6 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Dersu Uzala?b=okurlar&s=okuyacaklar
Nympheutria
Gönderi Sahibi
Hocam gerçekten çok iyi oldu tavsiyeniz, en yakın zamanda izleyeceğim. Ne zamandır film izlemiyordum. :)
Henry David Thoreau okumalısınız. Aynı duygu ve düşünceleri paylaşıyoruz. Kanser gibi tüm hücrelerime yayılırsa doğaya özlemim ne yapacağımı bilmiyorum.
Nympheutria
Gönderi Sahibi
Okuma listemde var Thoreau, özellikle Mccandless'ten sonra tüm kitaplarını ekledim listeye. :) Onun da etkilendiği yazarlar arasında Thoreau.
Aykut Hocam selamlar, yine doyurucu ve samimi bir inceleme yazmışsın eline sağlık diyorum. Gri görüntüden rahatsız olanlardanım. Yazdıklarına sonuna kadar katılıyorum ve şunu da belirtmek isterim içinin rahatlaması açısından, Doğa verdiğini bir gün geri alacaktır. Hiç şüphen olmasın.
Nympheutria
Gönderi Sahibi
İnanıyorum hocam buna, bu grilik de elbet bir gün bitecektir..
Çok sevdiğim bir filmdir. İnceleme de çok güzel olmuş.