Gönderi

saime

, bir kitap okudu
Puan vermedi·344 syf.·
10 günde okudu
·
2021 142. kitabı
Carl Gustav Jung
8.6/10 · 1.459 okunma
·
479 Gösterim
7 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
saime
Gönderi Sahibi
Öğretmene göre cebir çok doğal, sıradan bir şeydi. Oysa ben, sayıların bile ne olduğunu doğru dürüst anlayamıyordum. Ne çiçek ne hayvan ne de fosildiler. Sayma sonucunda ortaya çıkan niteliklerdi yalnızca. (Sf.36)
saime
Gönderi Sahibi
“Kendi ruhuna bir teleskopla baktı. Düzensiz gibi görülenleri gördü ve güzel yıldız kümeleri gibi gösterdi ve bilincine dünyaların içinde gizli dünyalar kattı.” Samuel Taylor Coleridge
saime
Gönderi Sahibi
Heyecanından dinlerinin çok önemli bir öğesine değindiğini anladım ve bu nedenle ona, “Dinsel açıdan yaptıklarınızın tüm dünyaya yararı olduğunu mu düşünüyorsun?” diye sordum. Büyük bir coşkuyla, “Kuşkusuz öyle! Biz bunları yapmasak dünyanın hali ne olur?” diye yanıtladı ve güneşi gösterdi. Çok duyarlı bir konuya, kabilelerinin gizemleri konusuna girmek üzere olduğumuzun bilincindeydim. “Biz dünyanın çatısında yaşayan insanlarız ve Baba Güneş’in oğullarıyız. Dinimizle, babamızın her gün gökyüzünde hareket etmesine yardım ediyoruz. Bunu yalnızca kendimiz için değil, bütün dünya için yapıyoruz. Ayinlerimizden vazgeçsek, on yıl içinde güneş doğmamaya başlar ve sonsuza dek gece olur,” dedi. Bu sözlerinden, bir yerlinin huzurunun ve onurunun neye bağlı olduğunu anladım. Güneş’in oğluydu ve tüm yaşamı koruyan babasının her gün doğup batmasına yardımcı olduğu için evrendeki yaşamı anlam kazanıyordu. Bu düşünceyle, bizim mantığımızın biçimlendirdiği kendimizi haklı çıkarmalarımızı karşılaştırırsak, yaşamımızın ne denli kısır olduğunu anlarız. Sırf kıskançlığımız yüzünden yerlinin saflığına gülüyoruz ve kendimizi çok zeki sanıyoruz. Zaten böyle yapmasak, ne denli ruh zenginliğinden uzak olduğumuzu anlar ve bunu kaldıramayız. Bilgi bizi zenginleştirmiyor, tersine, doğduğumuzda kendimizi içinde bulduğumuz mitler dünyasından giderek uzaklaştırıyor. (Sf.243)
saime
Gönderi Sahibi
Araştırdıklarım arasında bulduğum hazine Schopenhauer’di. Öbürlerinin farkına bile varmadıkları, vardıklarında da tümü kapsayan bir uyum ve anlaşılırlıkla çözümleyiverdikleri, bizi gözle görülür bir biçimde alev alev saran dünyadaki acılardan, karmaşadan, ihtirastan ve kötülükten söz den ilk oydu. Sonunda, evrenin temelinde her şeyin iyiliğe yönelik olmadığını görebilecek yüreklilikte bir düşünür çıkmıştı. Ne Yaratıcı’nın tümüyle iyi ve bilge âleminden ne de evrenin uyumundan söz ediyor, sözü dolandırmadan insanlık tarihinin izlediği acı dolu yolun ve doğanın acımasızlığının altında temel bir hatanın yattığını söylüyordu. Bu hata dünyayı yaratan iradenin körlüğüydü. Söyledikleri benim daha önceki gözlemlerimi haklı çıkarıyordu. Can çekişen hastalıklı balıklar, perişan tilkiler, donmuş ya da aç kuşlar ve çiçeklerle bezenmiş tarlalarda gizli, acımasız trajediler görmüştüm. Karıncalar işkence yapa yapa solucanları öldürüyor, böcekler birbirini lime lime ediyordu. İnsanlarla ilgili deneyimlerim de beni, insanın özünde iyi ve temiz olduğuna inandıramamıştı. Kendimi, bir hayvandan ancak yavaş yavaş ayırabildiğimi anlayabilecek kadar tanıyordum... (Sf.75-76)
Reklam
saime
Gönderi Sahibi
Sonuç olarak bence, yaşamımla ilgili anlatmaya değer şeyler yalnızca geçici olmayan dünyanın geçici dünyada ortaya çıktığı anlardır. Bu nedenle, en çok içsel deneyimlerimden söz edeceğim. Bunlar gördüğüm düşleri ve imgeleri de kapsıyorlar ve benim bilimsel çalışmalarımın prima materia’sını (Birincil madde) oluşturuyorlar. Üzerinde çalışılması gereken taşın billurlaşabilmek için içinden çıktığı, akıp giden yakıcı lavlardır bunlar. Diğer tüm geziler, insanlar ve çevrem bu içsel olayların yanında ikincil kalır. Birçok kişi bizim zamanımızın öykülerine ortak oldu ve bunları yazdı. Okuyucu ne olup bittiğini merak ediyorsa en iyisi onların yazdıklarını okusun ya da bu olayları ona aktaracak birini bulsun. Yaşamımın dışsal gerçeklerinin çoğu belleğimden silindi ya da onları hayal meyal anımsayabiliyorum. Oysa öbür gerçek olan, bilinçdışıyla mücadelem belleğime bir daha hiç unutulmamacasına kazındı. Onlarda her zaman zenginlik ve doyum buldum. Gerisi hep arka planda kaldı. İnsanlara gelince; adları ilk günden beri kader kitabımda varsa, belleğime bir daha hiç silinmemecesine yazıldılar ve onlarla her karşılaşma aynı zamanda belleğimi yenilemek oldu. İçsel deneyimler, yoluma çıkan dışsal olaylara damgalarını bastılar ve ne gençliğimde ne de daha sonraları değerlerini yitirdiler. Yaşamın sorunlarına ve karmaşıklığına içinizden bir yanıt gelmezse, bu olayların sonuçta çok da fazla bir anlamı olmadığını çok önceleri sezdim. Dış dünya, içsel olanın yerini alamaz. Bu nedenle, dışsal olaylar açısından yaşamım zengin değil. Onlarla ilgili söyleyecek fazla bir sözüm de yok; anlatsam boş ve içeriksiz oldukları duygusuna kapılırım. Kendimi yalnızca içimde olup bitenlerle anlayabilirim. Yaşamamı benzersiz kılanlar onlar ve özgeçmişim de onlarla ilgili. (Sf.12-13, İç konuşma'dan)
saime
Gönderi Sahibi
Burada anlattıklarım, kuşkusuz, çalışmalarımın kısa bir özeti. Çok daha fazlasını anlatmam gerekir ya da belki de çok daha azını. Bu kitapta anlattığım her şey gibi onları da aklıma geldiği gibi aktardım. O anda gelen düşüncelerdir bunlar. Çalışmalarımı bilenler, büyük bir olasılıkla, onlardan yararlanabilir; bilmeyenler de belki düşüncelerimi öğrenmek için bakmak zorunda kalırlar. Yaşamım, ortaya koyabildiğim bilimsel yapıtlardır. İkisi de aynı şey demek. Yapıtlarım, içsel gelişmemi ifade ettikleri için yaşam yolumdaki belli durak noktaları olarak değerlendirilebilirler. Zaten insanı biçimlendiren ve gelişmesini sağlayan, bilinçdışının içeriğine eğilebilmesidir. Yazdığım her şey, içsel bir zorunluluğun sonucuydu. Kaynakları da kaderimde olan bir zorlama. Yazdıklarım bana içimden saldıran şeylerdi... Beni harekete geçiren ruhun konuşmasına izin verdim ve hiçbir zaman yazdıklarıma ne coşkulu bir yanıt ne de büyük bir yankı bekledim. Günümüz dünyasının yitirdiği bir şeyleri yerine oturtmaya çalıştım ve kimsenin duymak istemediklerini söylemek zorunda kaldım. Bu nedenle, özellikle başlangıçta, kendimi bu dünyadan çok kopuk hissettim. Günümüz insanına, bilinç dünyasının karşıtı bir dengeyi kabul etmek zor geliyor. Bu nedenle, söyleyeceklerimin kimsenin hoşuna gitmeyeceğini biliyordum. Bugün artık, gereği kadar, hatta umduğumdan çok daha fazla başarı elde ettiğimi görmenin şaşkınlığı içinde olduğumu söyleyebilirim. Elimden geleni yaptığıma inanıyorum. Bir ömür boyu süren çalışmalarım, kuşkusuz, çok daha geniş kapsamlı ve çok daha iyi olabilirdi ama gücüm ancak bu kadarına yetti. (Sf.215)