Gönderi

O Mutlu An.
7/10
·520 syf.·
2022 16. kitabı
Ne kadar güzel bir giriş cümlesi, değil mi? "Hayatımın en mutlu ânıymış, bilmiyordum. Bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir her şey de bambaşka gelişebilir miydi? Evet, bunun hayatımın en mutlu ânı olduğunu anlayabilseydim, asla kaçırmazdım o mutluluğu." * Mutlu olduğumuzu nasıl anlarız? Mutluluk anını, genelde yaşarken anlamayız. Sıradan, normal bir an olarak düşünürüz. Sonrasında bu anın bize hatırlattığı şeyi mutluluk olarak tanımlarız. O andan kalan bir hatıra, anı, fotoğraf, eşya.... Mutluluk eşyaların yansımasıdır çünkü. Hayatımızın en mutlu anı olduğunu bilsek o andaki biz olabilir miyiz; aynı duyguları yaşayabilir miyiz, bilinmez. 1975 yılında bir İstanbul aşkını okuyoruz. Zengin, İstanbullu bir ailenin oğlu Kemal ve uzaktan akrabaları Füsun'un bir 'Jenny Colon' çakması çantayla başlayan yasak aşkının hikayesi... Kemal nişanlanma arifesindedir fakat yıllar sonra ilk görüşte Füsun'a aşık olur ve hikayeleri Merhamet Apartmanında başlar. Kitabın konusuyla ilgili açıklamayı daha fazla uzatmak istemiyorum ve karakterlerin bende uyandırdığı duygu ve izlenimleri paylaşmaya geçiyorum. "Füsun'un aslında en çok ilgi duyduğu şey, ne benim gövdem ne de genel olarak erkek vücuduydu. Asıl merak ve heyecanı kendisine, kendi gövdesine ve hazlarına yönelikti." Kitapta iki farklı Füsun vardı. Biri aşık olan o genç kız Füsun. Diğeri de hayata kırgın Füsun. İlk Füsun'un çocuk yaşta uğradığı tacizler onu hayatta hızlı büyütmüş. Küçücük bir kız gibi olsa da Merhamet Apartmanı'nda onu bir kadın olarak okuyoruz. Kitabın ikinci kısmındaki Füsun ise tamamen silik. Kendi benliğini tanıyamamaya başladığı, umursamazlığı, hatta çok az konuşması, sesini sigarayı söndürüşüyle bile insanlara anlatmaya çalışması onun yardım çığlıklarını kanıtlıyordu. Ben yine de Füsun'u iyi tanıyamadığımızı düşünüyorum. Kemal her ne kadar Füsun'u her detaylı anlatmaya çalıştığını, ona ait her anın eşyasını hafızasına yazdığını dile getirse de Kemal de benim gibi Füsun'u tanıyamadı. Füsun'un ne kadar değer verdiğini bildiği küpenin varlığını bile fark edemeyecek kadar. Kemal'le maalesef hiç anlaşamadım kitap boyunca. Aşk zannettiği şey zamanla onun aşk acısından hoşlanma duygusuna geçiyordu. Kendi de bunu kitabın bir bölümünde itiraf etti. Bu acının onu mutlu ettiğini ve bundan kurtulmak istemediğini söylüyordu. "Geçen zaman, Allah'tan yalvararak dilediğim gibi, hatıralarımı zayıflatmıyor, çektiğim acıyı daha dayanılır kılmıyordu. Her güne ertesi günün daha iyi olacağını, onu birazcık olsun unutmuş olacağımı umarak başlıyor, ama ertesi gün karnımdaki ağrının hiç değişmediğini, acının sürekli yanan kuvvetli bir kara lamba gibi içimi karartmaya devam ettiğini hissediyorum. Onu birazcık daha az düşünebilmeyi, zamanla onu unutabilmeyi başardığıma inanabilmeyi ne çok isterdim!" Her ne kadar kitapta bununla ilgili bir bölüm olmasa da Kemal'in ailesi hakkında doğru düzgün bir şey okumuyoruz. Ailesinin adı geçen yerler bile çok silik ve hızlıca geçiştirilmiş gibi. Bu da bende bir aile yapısı olmadığı için; hayatta her şeyle tek başına mücadele eden yalnız bir karakter olarak karşımıza çıkmasının nedeni uyandırdı. Özellikle babasının ölüsüyle, Füsun'un babasının ölümünde benzer şeyler düşünmesi ve hayatına aynı düzende; sanki hayatında hiç bu insanlar yokmuş gibi davranması da fikrimi destekleyen bölümlerdendi. Hem aşkı arayan hem de kendine bir aile arayan bir adamdı Kemal. Babasının ölümünden sonra yalnız kalan annesinden söz dahi etmeyip, yıllarca Füsun'un ailesinde geceleri geçirmesi ve eşyalarını çalması onun çocukluktan bir yarasının olduğunu da düşündürttü. Zaten Füsun ve bisikleti dışında çocukluğuna dair pek de bir şey duyamıyoruz ağzından. Kitapta tartışmasız en sevdiğim karakter Sibel oldu. Zarifliği, ruhunun güzelliği her cümlesinden, tavrından belli oluyordu. Aldatıldığını öğrendi yine de Kemal'in acısını unutturmaya çalıştı. Her zaman kendinden emin ve İstanbul hanımefendisi tiplemesiyle benim gönlümü fethetti. "Bence kültürlü ve uygar olmak da herkesin birbiriyle eşit ve özgür olması değil, herkesin kibarca diğerleriyle eşit ve özgürmüş gibi davranmasıdır. O zaman kimsenin suçluluk duymasına gerek kalmaz." Kitapta namus, bekaret, 78 darbesi, dönem İstanbul'u, Yeşilçam derken beraberinde bir sürü konuyu da okuyoruz. (Bu konuyla ilgili çok inceleme yazısı okuduğum için kendi fikirlerimin dışına çıkacağımı düşünüyorum. Bu yüzden dönemin sosyolojik yapısı hakkında konuşmayı düşünmüyorum.) Sadece beni çok rahatsız eden bir yer oldu. İstanbul'un kültürel yapısı ilk başlarda çok detaylı işlense de darbe ve siyasi olaylar Kemal için her şey gibi sıradan, normal şeyler gibi anlatılmış. Darbeye şahit olmasını neredeyse sadece Füsunların evinde az vakit geçirmesine bağlamış. Belki de bu Kemal'in elit tabakadan gelen biri olduğu ve olaylardan çok etkilenmediği için bu şekilde anlatıldı. Tabi öyleyse bunun hakkında yorum yapamam. Orhan Pamuk'un başarılı kalemiyle her sahneyi zihnimde bir film olarak izledim aynı zamanda. Her anın, duygunun o nostaljik havası; yer yer Kemal'in kasvetli yaşamını iyi ki okudum diyorum. Okuyacak olanlara tavsiyem her eşyanın da kitabın bir karakteri olduğunu ve hatta çoğundan daha çok duyguları olduğunu unutmayın. Bu konuyla ilgili kitaptaki Marcel Proust detayının da bu yüzden önemli olduğunu düşünüyorum. Her eşyanın anısı benim ruhumda bir müze oluşturdu bile. Sigara izmaritleri, sürahiler, rakı bardakları, köpek figürleri ve daha nicesi. Bir müzenin bu kadar iyi bir kurguyla romanlaştırılması da edebiyat için çok etkileyici bir ustalık eseri olduğu sonucuna vardırıyor. Özellikle koleksiyonculardan toplanan parçaların gerçekmiş hissi vermesi muhteşem bir detaydı. Hatta Orhan Bey'e Kemal olup olmadığı sorulması okurların ne kadar etkilendiğini gösteriyor. Pamuk'un okuduğum ilk kitabı olsa da mutlaka bu okuma yolculuğum devam edecek. Eğer okumayı düşünenler varsa naçizane tavsiyem 30. bölümden sonrasını zaman zaman kitaba dönüş yaparak okuyun. Çünkü kitabın aynı Füsun gibi iki parçadan oluştuğunu düşünüyorum. Bu kadar uzun bir kitap tabii ki aynı tempoda ilerleyemez ancak ikinci kısımda yer yer kitabın çok tekrara düştüğünü; Kemal'in neredeyse 100 sayfa aynı duyguları ve Çukurcuma'daki bu evde yaşananları anlattığını söylemem gerek. Yine de çok güzel bir kitap okuduğumu belirtirim. 6/10 vermemdeki sebep de Kemal karakteri ve kitapta sürekli kendini tekrar eden bölümler yüzünden. İnternet üzerinden müzeyi ezberlesem de en yakın zamanda ziyaret etmek istiyorum. Buraya kadar okuyan varsa destek olmak için beğenirse çok sevinirim. Yorumlarda fikirlerinizi de paylaşabilirsiniz.
Edebiyat
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,3bin okunma
··2 alıntı·
29,2bin Gösterim
11 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
İncelemeniz için teşekkür ediyorum. Elinize, yüreğinize sağlık. Ben de yakın bir zamanda okumayı düşünüyorum.
sena pelin
Gönderi Sahibi
Ben teşekkür ederim desteğiniz için. Keyifli okumalar dilerim..
Verdiğin puanı az bulmakla birlikte (saygı duyuyuroum tabii ama laf aramızda, en sevdiklerim listesinde ilk üçün içinde her zaman😉) incelemen için takdir ediyorum seni sevgili Pelin😍 Evet senin gibi ben de Füsun'un duygularına okurken şahit olmayı, ne hissettiğini anlamayı, onun Kemal'i hangi saplantılı noktaya kadar sevdiğini bilmeyi çok isterdim. Fakat Orhan Pamuk okuyanlar bilir yazarımız; her şeyi vermeyi pek sevmez, okuyucusunun hayal dünyasına bırakmayı çok sever bazı karakterleri. Düşününce muazzam bir şey aslında okuyan herkesin başka bir Füsun'u var yarattığı, bir Kemal ama binlerce Füsun karakteri. Ve eşyanın ruhunu bize aktarırken hissettirdiği gerçeklik tartışılmaz. Aslında ben Kemal'in duyguduğu,çoğumuzun "aşk değil o yaa bildiğin hastalık " dediği duyguyu çok iyi anlıyorum bence tamdaa aşk bu 😉 Aaa! ne diyorsun senin edebiyat öğretmenine göre ben demek ki🤫 Sevgiler güzelim..
sena pelin
Gönderi Sahibi
Kemal’i anlayacağım günü hem sabırsızlık hem de korkarak bekliyorum…Ve itiraf sanırım anlayacağım bir gün ve bu inceleme kendini yenileyecek… 🖤🖤 :’) emine
Orhan Pamuk’un benim okuduğum ilk romanı Kar romanı oldu. Hayatımı derinden etkileyen bir roman oldu. 11-12 romanını okudum Orhan Pamuk’un. Siz de güzel bir kitapla başlamışsınız yazarın romanlarına. Masumiyet Müzesi’de üst sınıftan bir erkeğin aşkı. Ve etkileyici cümlelerden birisi, “ Bir kadına iş işten geçmeden iyi davranmasını bilmek gerek.”
Çok yerinde bir inceleme olmuş tebrik ederim. Bir Orhan Pamuk hayranı olarak heyecanla ve merakla okumaya başladığım Masumiyet Müzesi, karakterlerin duygu durumunu, mantığını anlamadığımdan dolayı hayal kırıklığı yaratmıştı. Kitapta, benim de anlam veremediğim pek çok noktaya sen de değinmişsin, incelemeni okuduğumda yalnız olmadığımı anlayıp rahatladım. Umarım hayat bizlere Kemal'i anlayabileceğimiz aşk! duygusunu tattırmaz.
sena pelin
Gönderi Sahibi
Her şey yaşansın ama Kemal’i anlamayalım.. Sevgilerimle…🤍
@katranmavisii İncelemeniz benim hissettiklerime çok yaklaşmış,emeğinize sağlık...İstanbul tasvirleri,o dönemdeki popüler mekanlar,yeşilçam dünyası ya da ülkemizin siyasi,ahlaki,dini ve toplumsal sınıflarını, bir aşk ilişkisinın etrafında anlatması kitabın ayrıntılarını şekillendirmiş.Eşyaların da bir ruhu olduğunu ,aşkın eşyalara ve mekanlara nasıl da anlam kattığını ben okurken hissettim,yaşadım...Yazarın çok başarılı olduğunu söylememe bile gerek yok...Kemal'in aşkı okuyucuya çok güzel geçiyor ama Füsun'un neler yaşadığını tam olarak hissedemedim.Tekrara düşülen yerlerde keşke Füsun'un da duygularına daha çok tanık olabilseydik...Bu bir notla,uzun uzun yazılan mektuplarla ya da bir günlükle bize aktarılabilirdi.Sanırım yazar ,Füsun'un duygularını kendi içimizde bizim tamamlamamızı,tahmin etmemizi istedi...Diğer karakterler aracılığıyla onun hislerini öğrensek de(annesi,arkadaşları...)tam net bir şekilde anlatılmamış.Ama bunun dışında, kurguyla gerçeğin iç içe geçtiği ve romanda geçen eşyalarla da bir müze oluşturulduğu için çok etkilendim.Elimde olsa kitabı bitirir bitirmez ertesi gün sabırsızlıkla, koşa koşa müzeye ziyarete giderdim.Bir gün mutlaka gitmeyi düşünüyorum.Artık bu kitabı okumuşlarla akraba olmuşumdur:)Keşke okumak için bu kadar bekletmeseydim!Şimdiden herkese iyi okumalar...
sena pelin
Gönderi Sahibi
Kesinlikle yazdıklarınıza ben de katılıyorum. Kafamda kitap yorumum pekişti sayenizde; öncelikle teşekkürler... Ben de Füsun'u daha yakından tanımak isterdim sizin de belirttiğiniz gibi. Kemal'in saplantılı cümleleriyle silik bir karakter gibi kalıyor yoksa kafalarda. Hala kitapta emin olamadığım kısım Kemal'in aşk kavramı... Edebiyat öğretmenim hiç aşık olmadıysan anlaman zaten mucize olurdu Kemal'i, demişti. Zamana bırakıyorum ondan Kemal ve onun aşkını.. :D Tekrardan yorumunuz için ayrıca teşekkür ederim.. Keyifli okumalar dilerim..
Reklam
sena pelin
Gönderi Sahibi