İstanbul'a vurulan "Kör Kazma"
9/10
·199 syf.··
Beğendi
·
2022 30. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 28 Ekim 2022 19:50
İstanbul, tarih boyunca bünyesinde barındırmış olduğu medeniyetler sayesinde aslında bir “açık hava müzesi”dir. Etrafınıza dikkatli bakan biriyseniz eğer, gittiğiniz her yerde mutlaka bir kalıntı görebilirsiniz. Bu eserler, doğal olarak, tarihi yarımada diye adlandırdığımız Suriçi’nde daha yoğundur. Fetih sonrası Fatih Sultan Mehmet, vakıflar aracılığıyla şehri imar faaliyetlerine girişmiştir. Surlar ve suyolları tamir edilmiş; camiiler, medreseler inşâ edilmiştir. Şehrin daha yaşanabilir olabilmesi için iskân bölgeleri oluşturdu. Gerek vakıfların yürüttüğü politikalar gerekse devlet adamları ve hayırseverler sayesinde kurmuş oldukları bu medeni doku, varlığını uzun süre devam ettirmiştir. Ancak şehirde meydana gelen yangınlar ve depremler sebebiyle oluşan hasarlar, zaman zaman doğru onarılamamış, eserler insan eliyle tahribata uğramışlardır. Aynı zamanda, yaşam koşulları sebebiyle İstanbul, haddinden fazla göç almıştır. Bu göçler kentte çarpık kentleşmeye sebep olmuş, tarihi eserler vatandaş eliyle yıkılmış yerlerine koca koca apartmanlar, gecekondular dikilmiştir. (İstanbul’da kaçak apartmanların çoğunun tarihi eser yok etmek suretiyle “yıkım kararı” vardır.) 1930 yılından itibaren Atatürk, şehrin yeni bir tarihi imaj kazanması gerekçesiyle yurt dışından birçok mimara ulaşmaya çalışmıştır. Alman mimarlar Martin Wagner ve Hermann Jansen, Fransız mimar Henri Prost bunlardan bazılarıdır. Wagner ve Jansen bu işin sadece motivasyonla hallolmayacağını, sermayenin de gerektiğini dile getirmiş ve bu işten vazgeçmişlerdir. 1934-1950 yılları arasında İstanbul Kent Planı’nı oluşturan Henri Prost, “ithal Neron” lakabıyla anılmıştır. Bu planda, Sultanahmet’teki turistik ve arkeolojik alanların korunup geliştirilmesi, tarihî yarımadanın siluetini koruma amacıyla denizden 40 metre yükseklikten geçen bir çizginin üstünde kalan yapılara 3 kattan fazla izin verilmemesi, Beyoğlu kesiminde düzenli şehir parçaları oluşturulması gibi uygulama şansı bulunan noktalar olmuştur. Prost’un başından beri en çok eleştiri aldığı hususları; tarihî eserleri yıkmak, merkezi yapılaşmaya açmak, gecekonduya teşvik, raylı sisteme ket vurmak ve şehir içine sanayi kurmak, İstanbul’u otomobil yollarıyla donatmak ve buna mukabil tramvayı arka plana itmek, Osmanlı eserlerini yıkarken Bizans eserlerini ortaya çıkarmaya çalışmak, Kazlıçeşme’yi dericilere, Haliç’i sanayi tesislerine açmak şeklinde sıralayabiliriz. Söylenenlere göre Prost, kendi planının doğru uygulanmadığını fark ederek ülkesine geri dönmüştür. Sorun Evkaf Müdürlüğü ve Eski Eserleri Koruma Müdürlüğü arasında çıkan ihtilaflardan kaynaklanmaktadır. Bu ihtilaflara son verebilmek için komisyon toplanmaları olsa da, bu iş saman altından hızlıca halledilmiştir. Elde yeterli sermayenin olmayışı, Avrupa âşıklarının bakış açıları şehri mahvetmiştir. “Kangren parçayı kesip atmak(?!)” ilkesi düstur edinilmiş, bu iş yalapşap yapılmıştır. Büyük caddelerin ve otoparkların (Atatürk Bulvarı, Adnan Menderes Caddesi…) açılabilmesi için engel teşkil eden bütün tarihi eserler (harabe veya sağlam) yok edilmiştir. (Bahanesiz yıkılan başka bir sürü yapı da vardır.) Bu kıyım, medya tarafından da dikkatlice takip edilmiştir. Dönemin gazetecileri bu konuda görüşlerini belirtmişlerdir. Bir tarafta tarihi dokunun acımadan yıkılması gerektiğini savunanlar, diğer tarafta bu kıyımın bir an önce durması gerektiğini savunanlar vardır. (İnceleme sonuna birkaç örnek bırakacağım.) Bu tartışmalar sürerken; A. Süheyl Ünver , Ekrem Hakkı Ayverdi , Reşad Ekrem Koçu gibi bazı isimler İstanbul’da koşturarak, yıkılacağını tahmin ettikleri yapılarla alakalı topladıkları bilgileri not etmişlerdir. Kitap, Encümen Arşivi’ni kaynak olarak kullandığı gibi bu notlardan da faydalanmıştır. … İstanbul’da 100 tane kaybolan eser yoktur… Kitap, söz ettiğim caddelerin açılabilmesi için yıkılan birkaç önemli eseri toparlayabilmiştir. Suriçi’nin dışında var olan başka tarihi yapılar da yok edilmiştir (ya da zamanla yok olmuştur). Bu yıkılan eserlerin molozları ile sahillerin doldurulduğunu biliyoruz. Aynı zamanda sökülen yapıların saklanan taşlarının da çalındığı kitapta bir cümle arasında geçiyordu. … Bana kalırsa, Eminönü bölgesi araç trafiğine kapatılmalıdır. Ayakta durmasına rağmen kaybolan eserlerimiz de vardır. Hâlâ, tarihi hanlarda tornacılık işi yapılmakta, binaların bir kısmı otel olarak kullanılmakta, bir kısmı da depo olarak kullanılmaktadır. Dükkân sahipleri binalara zarar vermektedir. Bölgedeki gecekonduların yıkılıp bu tarihi alanın ortaya çıkarılması gerekiyor. Vefa’daki Defterdar Atıf Efendi Kütüphanesi’ni ziyaret ettiğimde güvenlik şöyle demişti: “Turistler buraya girdiklerinde ‘Dışarısı sanki Afganistan, içerisi başka bir yer’ diyorlar.” Bunu turistler söylememişse bile hâl gerçekten böyleydi. … Sonuç olarak, kütüphanemde bulunmasından memnun olduğum bir kitap. İçeriği resimlerle zenginleştirilmiş. Ancak kitapta listelediği eserlerin bir haritada işaretlenmesini isterdim. Ya da kayıp eserlerle alakalı ciddi bir ansiklopedi oluşturulmalı. Bu konu üzerine araştırma yapan sanat tarihçileri var olsa da bütün kaynaklar parça parça, kolektif bir ansiklopedi ihtiyaç. … Türkiye’nin tarihi eserlerini listeleyen ve bilgi veren “Kültür Envanteri” sitesini ziyaret edebilirsiniz. İstanbul’da bölge bölge gezerken bu haritayı kullanıyorum: kulturenvanteri.com/tr … Fatih Sultan Mehmet güzellemeleri yapan Özgür Demirtaş; geçenlerde Kapalıçarşı muhitinde en acilinden bir otoparka ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Şöyle: twitter.com/ProfDemirtas/st... … Valiliğin yanından Gülhane’ye indiğimiz yerde bulunan bir bina: i.hizliresim.com/ocda3dc.jpg … GAZETE YAZILARI: 1) Yahya Kemal Beyatlı’nın “Kör Kazma” isimli yazısı: #182115889 2) Cumhuriyet Gazetesi, şehircilik köşesinden yazar Vefa Birson’un “M. Prost’un Çok Haklı Görüşleri ve Tenkidleri” isimli yazısından (16 Ocak 1937): “Yeni hayatına kavuşan yeni Türk neslinin abidelerini Bizans, halife, padişah eserleri arasına serpiştirmek doğru mudur?” 3) Tan Gazetesi, “Ressam” rumuzlu bir yazarın “Allah İçin En Küçük Kitabeye Dokunmayın” başlıklı yazısından (12 Ocak 1938): “Şimdi lafı açıldıkça şuradan yol açmalı, filan yerden filan yere bir köprü yapmalı vs. fikirleri duyunca titriyorum gibi ifadeler kullanılarak gençliğe şöyle seslenilmiştir: Ey aziz gençler, bugün hüküm sizin, ferman sizin, mülk sizin... Fakat Allah rızası için, hüsn-ü tabiatte bir noktaya ecdat yadigârlarından tek bir kitabeye hatta tek bir serviye dokunmayınız. Biliniz ki, en küçüğü, en büyük mefahirimizden ve asaletimizin en inandırıcı şahitlerinden biridir!” 4) Son Posta Gazetesi, Burhan Cahid Morkaya’nın “Zavallı İstanbul” başlıklı yazısında; Prost’un Ankara imarında kolay çalıştığını, onların planlarını bozan tarihi eser olmadığını şöyle açıklıyor (yola denk gelen tarihi eser varsa yolu değiştirelim muhabbetine ithafen) : “ne planlarını bozan bir antika, ne yollarını değiştirmeye mecbur eden bir ukala var” Meşrutiyet döneminde de aynı sıkıntıların (!) yaşandığından bahseden yazar şöyle söylüyor: “O devrin iş görmek isteyenleri baba ve evliya türbelerinden çok çekmişlerdir. Bugünkü şehirciler de antikacıların ukalalığına takılıp kalıyorlar. Kahpe Bizansın antikalarına Osmanlılık devrinin hatıraları da karışınca arzın bu en güzel beldesi Vatikan gibi el sürülmez bir hale geldi...” Cahid, bir yol açmak için ne zaman bir kazma vurulsa, mühendis ve mimarın karşısına falanca baba türbesi filanca hatun çeşmesi çıktığını, bu şartlar altında yeni yollar açmanın ve şehre modern bir hâl vermenin imkânı kalmadığını belirterek yazısını şu şekilde noktalamıştır: “Dördüncü Murad’ın dalkavukları ile sefahat ettiği bir tahta binanın İstinye-Bebek yolunun istikametini değiştirecek kadar kıymetli olduğuna kim ihtimal verebilirdi. Fakat bugünün şehirciliğine yavaş yavaş hâkim olmaya başlayan zihniyet bunu antika olarak kabul etmiş görünüyor. Korkarız ki, yarın öbürgün, her cepheden tatbikine başlayacağımız şehir planı bizim bu antikacılık merakımız uğruna mütehassısının da tanıyamayacağı bir hale girecek ve İstanbul antika uğruna hakikaten antika bir şehir olacak!” 5) Tan Gazetesi, İsmail Hakkı Konyalı’nın yazmış olduğu ““Bir Tarih Yadigârı ve Tarihi” başlıklı yazısında, eski belediye başkanlarından Cemil Topuzlu’nun “boğazda bir ur” diye bahsettiği Yeni Camii kasrının yıkımı konusunda şunları söylemiştir (19 Şubat 1938) : “kişinin fikri ne ise zikri de odur. Fakat sayın operatör neşterini kazma yapmamalıdır” (Çünkü yazara göre Cemil Topuzlu, Gülhane Parkı’nı düzenlerken tarihin pek çok hatırasını yıkmış, Topkapı Sarayı’nda 5. meydanı bir gecede yok etmiştir. Topuzlu, surları da yerinden kazımayı hedeflemiş fakat basın kazmasını tutmuştur.) “Yeni rejim eski eserlerin, tarih yadigârlarının üstüne titriyor. Abidelere kör kazmayı musallat etmez. Cumhuriyet demi abide yıkmaz, onları saklar. Bu kasrı da yıkmayacaktır. Bu kasırı boğazda bir ur değil, Yeni Cami abidesinin göğsünde pırlanta bir madalyondur...” 6) Son Posta Gazetesi, Burhan Cahid “Hasta İstanbul” isimli yazısında, Valide Han’ın yıkımının doğruluğunu anlatırken şunları söyler (2 Mayıs 1938): “Şimdi kazma harekete geçmiştir. Mütehassıs bir elde kazma yıkıcı olduğu kadar yapıcıdır da! Prost’un işaret ettiği binayı adı ve tarihi ne olursa olsun tereddüt etmeden yıkalım. İstanbul ameliyatlık bir hastadır. Kangren olmuş uzuvları kesilmedikçe kurtulmaz...” 7) Tan Gazetesi, Burhan Felek’in “İstanbul Meydanları” başlıklı yazısından (15 Ocak 1938): “Cumhuriyet meydanına çelenk koymaya gelen ecnebilerin başlarını çevirince görecekleri vitrinlerde şimdi piyazlar, ciğer kebaplar, doğranmış soğanlar teşhir edilmektedir. Maksat sadece meydan açmak değil, bütün çirkinliklerini de yok etmektir. Özellikle Taksim Meydanı hemen temizlenmelidir.” Burhan Felek, “İstanbul İçin” başlıklı yazısından (17 Temmuz 1937): “İstanbul ihtiyaçları olan bir şehirdir. İstanbul’u güzelleştirmek, Avrupa şehri haline getirmek, uzak bir hayaldir, İstanbul’un suyu yok, Terkos suyu kıt, pahalıdır, lağımları yok, yürüyecek kaldırımları yok, İstanbul pistir, çöplerin durumu belli değildir, şehri temizlemek lazımdır. Nakil vasıtaları yetersiz, pahalı ve dağınıktır. Stat yoktur. Hastane kıttır vs. Nüfusu 800 bine yaklaşan bir şehir ve 6 milyonluk bir bütçe? Onun için İstanbul’un üç senelik beş senelik imar planı falan gibi isimler altındaki teşebbüslere ve bunların tahakkuku için konulan para kadar ehemmiyet atfetmek icap eder. ... Ama en mühimi bunları yapacak cesaretli bir şehir otoritesi lazımdır.” 8) Tan Gazetesi, Ahmet Emin Yalman’ın “Şehir Planı Hakkında Bir Düşünce” başlıklı yazısında Prost’un planını irdelemeye şöyle irdelemiştir (25 Haziran 1937): “Prost bir seneden beri planını yapmakla meşguldür. Şehirde hemen bütün imar faaliyeti bu plana bağlı haldedir. Bu plan bitene kadar belediye hiçbir esaslı işe girişeceğe benzememektedir. En acil işler bile planı beklemektedir. Şayet olursa belediyenin en hayırlı işi bu plan olacaktır. Paralar harcanmakta, fakat şehir güzelleşeceği yerde daha da çirkinleşmektedir. Bu kadar ümit bağlanan ve masraf yapılan plan gerçekten ihtiyaca cevap verebilecek midir? ‘İstanbul’un imarında bize rehber olabilecek midir?’ Açıkçası bu merak konusudur.” Bu esnada başka uzmanlarla da görüşen Yalman şu sonuca varmıştır: “Yeni bir şehir yaratmakla, eski bir şehrin planını yapmak ayrı şeylerdir. Birinci durumda uzmanın elini kolunu bağlayan çok zor bir durum yoktur. Şehre istediği şekli verebilir. Yalnız İstanbul gibi bir şehirde bu iş sadece bir şehir plancısının yapabileceği bir şey değildir. Mesele New York şehrinde iki sene belediye şehirle ilgili malzeme toplamış, sonra uzmanları çağırmış, en sonunda da malzemeyi ellerine vererek bir müsabaka açmıştır. Uzmanlar da malzemeye göre projelerini yapmışlardır. Oysaki bizde böyle olmamıştır.” 9) Boğaziçi dergisinin son sayısı olan Mart 1938 tarihli nüshada Hüseyin Cahid Yalçın imzalı “Boğaziçi’nin İmar ve Tezyini Etrafında Fikirler” başlıklı yazı da son derece önemlidir. Hüseyin Cahid bu yazısında diğer sayılardaki tavrını sergilememiş ve İstanbul’u imar ederken berbat edilmesinden duyduğu endişeleri dile getirmiştir. İmar meselesinde herkesin uzman kesildiğinden bahisle, bu erbap bolluğunda İstanbul’un asırlardır plansız kalmasının gerçekten bir talihsizlik olduğunu belirtmiştir. İstanbul’u modern bir şehir haline sokmak için ileri sürülen projeler hakkında ise şunları yazmıştır: “Bu güzel projeleri ağzı açık dinlerken kendimizi yeni keşfedilmiş bir diyarda, bomboş bir sahra ortasında yepyeni bir şehir kuruyormuş gibi bir mevkide zannedebiliriz. Hâlbuki biz mazisiz, tarihsiz, şahesersiz ve âbidesiz bir Amerika şehri gibi az çok bir satranç tahtası mı çizeceğiz?” ... İncelemeyi İstanbul'un nüfus problemi ve restorasyon problemleri açısından geliştirebilirdim ancak vaktim yok. O konulara girdiğim kısımları kestim, anlatım bozuklukları için özür dilerim.
Tarih
İstanbul'un 100 Kaybolan EseriFatih Güldal · İstanbul Büyükşehir Belediyesi · 20097 okunma
·
581 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Elinize emeğinize sağlık, teşekkürler.
Ayşegül
Gönderi Sahibi
Saolun ben teşekkür ederim