Merhaba 1k okurları!
Spoiler vermeden yazabilir miyim bilmem ama ne olur, ne olmaz, yine de dikkat edin derim.
Sabahattin Ali kitaplarını sarsılmadan okumak mümkün müdür? Bir ben miyim bu kadar harab olan... İkinci kitabıdır okuduğum, ilk kitabı Kürk Mantolu Madonna incelememsinde de spoilersiz duygularımı aktaramayacağım kanaatindeydim... Ve yine o tümsek.
Uzun zamandır alıntılardan okuma kararı alıp listede tutuyordum. Bir gün çok değerli birisi, "kitabı okumalısın" diye önerince, o öneriyorsa vardır bir bildiği dedim ve öne aldım. Hazır kitap da evde vardı, kızıma teşekkür ederim benimle paylaştığı için, başladım okumaya...
Yeşilçam filmleri izlerdim yıllar önce. Kezbanlar, Yusufcuklar, kabadayıların olduğu, "Alamanyalar"a giden eşlerin, zengin-fakir ayrımcılığının beyaz perdede yer aldığı filmlerde hep çığlık arardım. Hani şu her şeye rağmen sesini çıkaramayanlar vardı ya, kimse rahatsız olmasın diye kendini feda etmeye 'dünden razı'lar, tam da onların çığlığını, haykırışını duymak isterdim. Oysa kim bilir, belki susmasaydılar, daha farklı olurdu kaderleri. Kitaba ilk başladığımda çayımı yanıma almış, koltuğumda battaniyeme sarılmış Yeşilçam filmi izliyormuşum hissi kapladı içimi. Sonra ne mi oldu?
"Doğduğu topraktan koparılan fidan, el yurdunda kök salır mı?" Bir tek şu cümleyi yazıp incelememi bitirmek vardı. Vardı da, ben yine de devam edeyim. Bir yetime sahip çıkmak onu sahiplenmekle eş değerde midir? Ha kaymakam bey? Acaba sahip çıktığını sahiplene bildin mi? Yok, daha çok kendi dalından olanı, canından mı demeliydim, o fidana terk mi ettin sen? Öyle gölge veren çinar olmak yetmiyor bazen. Arada bir sert rüzgar da çıkarman gerekir ki, dalında yuva kuran kuşlar, kanatlarının farkına varsınlar. Yuvası sağlam diye rahat etmesinler. Bir gün kuruyan dalların yuvalarını ortalıkta bırakır diye anlasınlar.
Sustun be Kaymakam! Sen sustukça söylenmemiş nice sözler derin yaralar açtı geleceğe doğru. Senin görmezden geldiğin her adım, canına çakılan bir çivi oldu gölgende dinlenen tarafından. Bir de şu körpe fidan.. Sen ona güneşi gösteremedin ki.
Ah be Yusuf. Yarım kalmış hayatının bağlarını küçücük bir yavruya bağladın. Hayatının bütün sevgisini onda yeşerttin. Acı canına o kadar derin işlemiş ki, sen canın acıdığında bile farkına varamadın. Çok kızgınım sana. 'Hayır' diye bir kelamdan habersiz olduğun için. Bir de sessizliğini bu kadar iyi anlamamdaki nedenime kızıyorum. Bazen çığlık atmak istersin, ama o ses bir türlü çıkmaz. İşte sen, sesini kaybettmiş gibiydin.
Kader savurduğu tomurcuğu tutunduğu topraktan kopardı da hangi diyara attı acaba?! Bu sorunun cevabını bir tek yazar bilir, kaldık mı yine cevapsız soruların girdibanda?:)
Keyifli okumalarınız olsun..