‘İçim hâlâ yaralı, çünkü Bosna’yım ben.
Kader bazı insanların ruhunda derin yaralar açar.’
Kalemini çok beğendiğim, kitaplarını keyifle okuduğum Sinan Akyüz’ün son romanı.
Beni takip edenler az çok bilirler; 2. Dünya Savaşı, Soykırım, Naziler, Boşnak Harbi gibi konuları içeren kitapları okumayı severim. Her ne kadar okurken içim gitse de, yine de merak ederim.
Yazarın daha önce okuduğum kitapları İncir Kuşları ve Meyra’nın devamı gibi görebiliriz bu kitabı. Hikâye 1992-1996 senelerinde yaşanan Bosna Savaşının sonrasını anlatıyor. Bilhassa Sırplar tarafından müslüman kadınlara yapılan çirkin muameleleri ayrıntılarıyla anlatması, insanı okurken zorluyor. Gerçek bir yaşam öyküsünden esinlenerek yazılmış. Her ne kadar geçmişten bir katliamı anlatsa da, şu anda farklı coğrafyalarda yaşanılan benzer durumlara bakarsak, insanlık bir adım yol katledememiş diyebiliriz..
Tüylerimi diken diken eden alıntı:
‘Seni,’ diye sürdürdü konuşmasını, ‘doğurdum ama, hiç doğurmamış saydım. Hiç benim olmamış gibisin, çünkü sen benim alnımdaki kara bir lekesin.’
‘Hayır,’ diye haykırdım. ‘Hayır. Ben kara bir leke değilim. Ben bir lanet değilim. Ben sadece hasarlı biriyim. Ben sadece ruhu yaralı biriyim. Tıpkı senin gibi, Anne!’
Binlerce çocuk işte böyle dünyaya geldi, tıpkı kitabın kahramanı Amir gibi. Anneleri ‘tecavüz kampları’ denilen yerlerde zorla hamile bırakılmıştı. Onlar da istenmeyerek dünyaya getirilen, ruhu yaralı, soykırımın ağır yükünü omuzlarında taşıyan, unutulan çocuklardı.
Dehşet ve ibretle okuyunuz…
Emeğinize sağlık Funda Usta, merak ettiğim bir kitaptı, incelemeniz sayesinde ilk fırsatta okuyacağım ben de😊🌺 İncir Kuşları' nı da yıllar önce içim parçalanarak okumuştum, hâlâ da unutamam, herkese de tavsiye ediyorum her fırsatta. Yazdıklarınızdan yola çıkarak bu kitabın da aynı hissi bırakacağını düşünüyorum okuyanda.