Gönderi

9/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2017 39. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 16 Aralık 2017 01:39
Okuduğum üçüncü Aytmatov eseri... Ben daha Beyaz Gemi'nin boğazımda düğümlediği yumruyu oradan çıkartmaya uğraşırken, nereden bilebilirdim ki asıl öldürücü darbenin bu kitap ile geleceğini?.. Evet kabul ediyorum, baya bir hazırlıksız yakalandım, ağır nakavt oldum bu sefer. Hakemin saymasına da gerek yok, direkt havluyu atabilirsiniz ringe... Her Aytmatov eseri yeni mucizeleri de beraberinde getiriyor. Haritada yeri bile olmayan bir köyün dibine evrenler arası seyahat edilebilen uzay üssünü diken, dünyanın en sıradan adamının, bir arkadaşının tabutunu yaşadığı köyden mezarlığa taşımasını anlatırken dünya edebiyatının en önemli başyapıtlarından birini çıkartan, sadece 5-6 karakter, 1-2 kaya parçası ve bir çift geyik ile neredeyse bütün insanlığın temel sorunlarını tokat gibi yüzümüze çarpan bir yazardan bahsediyoruz neticede... Onun kaleminden çıkan başka bir kitabın, içinde yeni mucizeler saklıyor olmasına şaşırmak, saflıktan öteye gitmez bence... Daha önceki Aytmatov incelemelerimde de altını özellikle çizmiştim; masasına oturduğunda, uçsuz bucaksız bir derya varken önünde, inatla kendine zor hedefler seçip, tüm imkanlarını kendi iradesiyle kısıtlayan, başka bir ifadeyle kendine meydan okuyan başka bir yazar tanımadım ben henüz... Şimdi soruyorum size; İçinde tek bir savaş veya çatışma sahnesinin olmadığı, tankın, topun, tüfeğin esamesinin okunmadığı bir savaş kitabı nasıl yazılır? Tabu oyunu oynuyormuş gibi düşünün kendinizi... Anlatılacak kelime: Savaş Yasaklı kelimeler: Tank, top, tüfek, süngü, miğfer, çatışma, komutan, cephe... ..................... İşte böyle bir savaş kitabı Toprak Ana... Savaşmanın kitabı aslında... Peki neyle, kimle savaşıyorsunuz? Düşmanla mı? Orasına geleceğiz... Ve aynı zamanda acının kitabı Toprak Ana... Ancak bu acı da öyle aşk acısı falan değil... Bu acı, neredeyse ete kemiğe bürünmüş, karşınıza geçip oturmuş bir acı... Aytmatov acıyı alıp kitabın fonuna bir güzel yerleştirmiş. Ressamların resme başlamadan önce tuvale attıkları ilk gölge gibi... Ve sonra kapıları öyle bir kapatmış ki, kesinlikle çıkamıyorsunuz dışarıya... Siz kitabı okurken acının nefesi her daim ensenizde. Başka türlüsüne izin vermiyor Aytmatov. Çünkü acı hep vardı, hala var ve bundan sonra da hep var olacak. Acıyla bir arada yaşamayı öğrenmek, onun varlığını kabullenmek zorundayız. İşte bu yüzden, hiç ajitasyon yapmadan, duyguları kemirmeden, sapından çöpünden ayrılmış o saf acıyı kucağımıza bırakıyor... Ve sonra iki karakter koyuyor önümüze: Tolgonay ve Aliman... Katılmayabilirsiniz ama kanaatim odur ki, bu kitap, bu iki kadın karakterin temsil ettiği iki farklı değeri sorgulamakta ve bizden de tarafımızı seçmemizi istemektedir; Acıyla savaşan tarafta mısınız yoksa acıya teslim olan tarafta mı? Çünkü benim şu ana kadar tanıdığım Aytmatov, 'Arkadaşlar bakın savaş çok kötü bir şeydir. Savaş yüzünden insanlar ölüyor, açlık, kıtlık baş gösteriyor. Hepimiz barış içinde yaşamalıyız' mesajı ile yetinecek bir yazar değil. Çünkü az önce de dedim ya, savaş olmasa dahi hayatımızda, acı hep olacak. O yüzden asıl vurgunun, acıya karşı vereceğimiz tepkinin ne olacağı konusuna odaklandığını düşünüyorum. .......................... Kitabın bir başka özelliği ve önemi ise, bugüne kadar bildiğimiz, duyduğumuz, okuduğumuz, seyrettiğimiz 2. Dünya Savaşı külliyatına kimsenin girmeyi çok da lüzumlu görmediği bir pencereden, yani Sovyet penceresinden bakabilmiş olması... Kitabı okurken aynen şu tepkiyi verdim; 'Evet ya, 2. Dünya Savaşı'nda Almanya kendi kendine savaşmadı değil mi? 2. Dünya Savaşı sadece 'Yahudi Soykırımı'ndan ibaret değildi değil mi? Bir de bu adamlarla savaşan Ruslar vardı öyle ya... Kurşun asker değil bu insanlar neticede... Orada da ölüm var, savaşın kanlı eli o topraklara da uzanıp tırmaladı o insanları, yok etti tek tek. Dul kadınlar, öksüz çocuklar bıraktı arkasında... İşte Aytmatov, bir de bu gerçeği hatırlatmış bize bu ölümsüz eserinde... İşte böyle buyurdu Toprak Ana kitabı, benim zihnime... Sen toprağa tohum atarsan başak verir, buğday verir, ekmek verir, yaşam verir. Sen toprağa top güllesi atarsan da ölüm verir, acı verir, kan verir ve daha önce verdiği ne varsa onları senden bir bir geri alır... Şakası yoktur Toprak Ana'nın... O halde bastığımız yeri toprak diye geçmeyeceğiz, düşüneceğiz altında yatanları... Ve en başta o insanların anısını yaşatacağız. Sonra savaştığımız şeyin sadece düşman olmadığını; asıl savaşın hayatın ta kendisiyle olduğunu bilip koşullar ne olursa olsun sahip çıkacağız toprağımıza ve bize hediye edilen o güzel hayata... Herkese keyifli okumalar...
Toprak AnaCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202277,7bin okunma
··1 alıntı·
6 +1'leme
·
30bin Gösterim
35 Yorum
Kitabı okurken tüm bu duygular içime işledi resmen ve uzun zamandır bir kitap beni bu kadar derin duygulara sürükleyip afallatmamisti. Cengiz Aytmatov mümemmel bir yazar gerçekten bu kadar kısa bir hikayede bu kadar çok şeyi ve mükemmel bir sekilde hissettirmek herkesin yapabileceği bir iş değil . Ama ben ayrıca sizin yorumunuzu da okumaktan çok keyif aldığımı söylemek istiyorum , ben de çok beğendim ancak sizin kadar güzel ifade edemedim düşüncelerimi, kaleminize sağlık 🙏☺️
Necip G.
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim Yağmur hanım, vakit ayırıp bu güzel yorumu paylaştığınız için. O kadar hızlı ve bir solukta tüketmişim ki Aytmatov kitaplarını, ara sıra boşluğunu hissediyorum. Bu incelemeyi de 5-6 sene önce paylaşmıştım. Hala her satırı aklımda olan nadir eserlerden biridir. Keyifli okumalar dilerim.
Toprak Ana’yla birlikte altıncı Aytmatov eserini okumuş oldum. Yazarın kalemi dünya edebiyatına büyük bir armağan desek abartmış olmayız. Diğer eserleri de yakın zamanda okunmak için kütüphanemde bekliyor. Hele bu eserini, her okuyan benzer hislerle okuyor, belli. O yumru illâ gelip boğaza otururken, hüzüne, umuda, isyana da gark ediyor insanı. Okuru bu hislerin birinden alıp ötekinin kıyılarına sürükleyen Cengiz Aytmatov’un eserleri engin bir deniz gibi. Siz de bu denizi tam ortasından seyir etmişsiniz Necip Bey. Dört yanını gözlemişsiniz. Eserden yansıyan her duyguyu yakalamakla kalmamış, hak vermeden duramayacağımız örnekleri de dile getirmişsiniz. Ruslar da savaşın türlü acılarına katlandıkları hâlde, 2. Dünya Savaşı’nın çoğunlukla Yahudi Soykırımı üzerinden anlatıldığı yönündeki tespitiniz, eserdeki asıl vurgunun savaştan ziyade insanın acıya verdiği tepkiye yapıldığı tespitiniz ve diğer görüşlerinizle çok yönlü bakış açınızı yine sergilemeniz beni hiç şaşırtmadı. “Demir olsam çürürdüm, toprak oldum dayandım.” diyor ya İnce Memed’de; toprağı dile getirerek hem savaşın hem geride kalanların hikâyesinin hakkını teslim eden bu eseri böyle güzel değerlendirdiğiniz için teşekkürler. Hepimiz biliyoruz ki bir savaş bitse öbürü başlıyor. İnsanoğlu var oldukça savaşlar da haksızlık da var olacak. Madem asıl savaş hayatın kendisi, tarafımız haklının ve doğrunun yanında, silahımız cehalet ve kötülüğün karşısında olsun. Sizin de kaleminiz daim, yüreğinize sağlık olsun. 😊
Necip G.
Gönderi Sahibi
Neşe hanım çok teşekkür ederim öncelikle. Aytmatov kitapları insanı duygularından yakalayan, gerçeği aktarırken bir duyguyu da mutlaka tetikleyen çok özel eserler. Ben de aradan geçen süre içerisinde 10 büyük eserinin tamamını okudum. Daha kısa öykülerini de mücevher saklar gibi saklıyorum:) Çünkü aynen dediğiniz gibi, Aytmatov, hemen tüketmek istemeyeceğiniz, dünya edebiyatına bir armağan... Hem insanlığı hem de yazarlığı çok kıymetli. Kendi çocukluk anılarını kaleme aldığı ve maalesef piyasada bulunamayan ‘Çocukluğum’ adlı eserinde Aytmatov edebiyatının izlerini, kitaplarındaki bazı karakter ve olayların kaynağını gördüğümde kendisine saygım katlanarak arttı. Toprak Ana da Aytmatov edebiyatını çok iyi anlatan, veya tanıtan diyelim, kült bir eser. İnsan, üzerinde oluşan duygu yoğunluğunu yazmak veya konuşmak ihtiyacı hissediyor kitap bitince... Tüm içtenliğinizle paylaştığınız yorumunuz her zaman olduğu gibi çok değerli benim için. Tekrar teşekkür ederim. Keyifli okumalar...
Kaleminize sağlık. Müthiş bir inceleme olmuş, eserin ruhuna nüfûz etmişsiniz. Kasım' ın Tolganay'a söylediği "Savaş çıktı ana, savaş." cümlesi eseri ikiye böler adeta ve toprakla mutlu olmanın bitip toprak için mücadele vermenin başladığını haber verir. Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır... "Asker Çocuğu" hikayesini de "Toprak Ana"dan hemen sonra öneririm size. Aytmatov, cephe gerisini o kısacık hikâyede öyle bir anlatır ki burnunuzun direklerini sızlatan o acıyla bir yere sığamazsınız. Tekrar teşekkürler, kaleminize sağlık.
Necip G.
Gönderi Sahibi
Aytmatov cephe gerisinin de başka bir cephe olduğunu çok net bir şekilde anlatıyor bize. Kafamızdaki savaş kavramını yeniden yazacak kadar gerçekçi... Diğer roman ve hikayelerle birlikte çok daha iyi oturacaktır bu durum zihinlerde...
İlk zamanlar CA'un romanlarını Kırgızca yazdığını sanıyordum. Bizde, Türkçe dillerinin en büyük yazarlarından biridir diyorlar ya, buradan hareketle Kırgızca yazdığını düşünmüştüm. Sonra Rusça metinler okudum. Kırgızcayı zayıf bulduğunu söylüyordu. Rusça yazıyormuş yani. Yani adamcağız Çağdaş Rus edebiyatının bir yazarı. Bizim aydın çevreleri gerçekten moron. Eserleri sonra bir başkası tarafından Kırgızcaya çevriliyormuş.(Kendisi değil çeviren). Türkçeye galiba işte bu Kırgızca çevirilerden çevriliyor. SSSR yıkıldıktan sonra sanırım birkaç eseri var Kırgızca yazdığı. Bu romanda bir kelime var. Zareçiye diye. Ya da Zareçye, diye. Ya bir köy ya da bir mahalle adı olarak geçiyordu. Za- ardında demek. Reka-ırmak, demek. Öbür geçe, demek yani. Kırgızcaya çeviren dokunmayınca, bizimkiler de fark edememiş. Bu da bizdeki romanların orjinalinden değil, başka bir çevirmenin Kırgızca'sının çevirisi olabileceğini düşündürttü bana.
Necip G.
Gönderi Sahibi
Abi bunun nedeni Türkiye’de gerçek bir edebiyat eleştirisinin ve eleştirmenlerinin yok olmuş, tükenmiş olması. Şimdi popüler edebiyat moda. Spoiler edebiyatı... Bilmiyorum takip edebiliyor musun ama, son 2-3 yılda sürüyle ‘edebiyat’ dergisi çıktı ve satışları gayet iyi gidiyor. Tekinde bulamazsın bu tip bir eleştiri... Varsa yoksa ya günümüz edebiyatı ya da geçmişe romantik bir bakış... Bol bol da süslü cümle alıntısı... Neden böyle diye sorsan, halk bunu istiyor derler:) Bizdeki en kolay kaçış yolu..,
Şahane bir kitaba şahane bir degerlendirme yazısı olmuş. Tespitler çok isabetli... Toprak Ana, cepheye gidenlerin değil geride kalanların hikayesidir ve bittiğinde sanki bir film seyretmişiz hissi verir.
Necip G.
Gönderi Sahibi
:) Teşekkürler Mehmet Bey, hoş bulduk diyelim o zaman... Bir giriş yapmış olduk, 2018’de kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah...
Reklam
Kaleminize sağlık çok iyi anlatmışsınız
Necip G.
Gönderi Sahibi
Çok teşekkürler Salih Hocam. Sitede başlattığınız Aytmatov etkinliği de pek çok okurun dikkatini Aytmatov’a çekmesi açısından çok değerliydi. Bu vesileyle bir kez daha teşekkür ederim.
Efendim; Kitap Şuuru sayfası olarak Gaziantep merkezli Türkiye genelinde kitap okuma-okutturma projesini yürütmekteyiz. Her ay bir kitap belirliyoruz. Şartlarımızı yerine getirenlerden kura usulü 2 kişiye birer kilo halis Antep baklavası ikram ediyoruz. Bu ayın kitabı Cengiz Aytmatov’un “Toprak Ana”sıdır. Şartlarımızın çoğuna sahipsiniz. İki maddeyi yerine getirirseniz, sizleri baklava kurasına ortak etmek istiyoruz. (4-Yazılan incelemenin sonuna Kitap Şuuru insanlık şuurudur mottosu ve #kitapsuuru hashtag'inin eklenmesi zaruridir.) ve (7. Bu duyuru metninin binkitap.com sitesinde paylaşılmasını(retweet edilmesini) istiyoruz.) Baklava kampanyamızın ayrıntıları ilişiktedir. https://1000kitap.com/gonderi/65046923 Kitap Şuuru projeleri Koordinatörü Eğitimci-Yazar Oğuzhan Saygılı
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.