Albertine, Eşcinsellik ve Sosyete
5/10
·487 syf.··
2024 3. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 12 Ocak 2024 21:02
Her şeyden önce Kayıp Zamanın İzinde serisinin 4. Kitabı olan bu kitapla ilgili düşüncelerimin, 3. Kitap yani Guermantes Tarafı kitabıyla benzer olduğunu söylemeliyim. Bunun nedeni Proust'un sosyetedeki onlarca insanın betimlemelerine ve daha kötüsü bir yığın gereksiz diyaloğuna fazlasıyla yer vermesi. Kitabın bazı yerlerinde kendimi bir kameranın elden ele dolaştığı ve herkesin kendisini ve diğerleriyle olan sohbetini çektiği bir davet videosu izler gibi hissettim. Proust sosyeteyi o kadar yüzeysel ve dağınık bir şekilde sunuyor ki ona has derinlikli, analizci düşünceler ve yorumlar arka planda kalıyor. Bunları arar hale geliyorsunuz. Proust okumayı zorlaştıran şey diğer romancıların romanlarındakinin aksine diyalogları ve başkalarının hayatlarıyla ilgili, üzerinde çok da düşünmeyi gerektirmeyecek bölümleri okumak oluyor. Oysa Proust'u Proust yapan hafızaya, duygulara, uyku ve rüyaya verdiği anlamlar, bunları derinden kavramaya çalıştığını gösteren düşünce örüntüleri... Bunları okurken haz alabilirsiniz ancak. Fakat dediğim gibi, bu derin düşünceler toplandığında kitapta çok az yer tutuyor. Bu nedenle Proust okumak benim için tam bir sabır işine, sıkılmayı öğrenmeye dönüştü. Bu kitapta serinin önceki kitaplarından farklı olarak Proust, sosyetedeki kişilerin eşcinsel yönelimlerine dair gözlemlerini aktarmış. Proust'un kendisi de eşcinseldi. Belki de kendi yönelimleri doğrultusunda diğer insanları yorumlama arayışında olduğu için böyle yaptığını söyleyebiliriz daha psikanalitik bir bakış açısıyla. Çünkü her ne kadar eşcinsel olsa da böyle etiketlenmek istemiyormuş, bu yönelimini bastırıyor. Bu bastırmanın sonucu da ötekilerin eşcinsel eğilimlerine odaklanmak oluyor belki de. Ve Proust'un âşık olduğu kadın Albertine de aynı şekilde eşcinsel eğilimleri olan bir kadın. Fakat bence biseksüel demek daha doğru. Önüne gelenle ilişki yaşayan bir kadın. Proust'u aldatıyor kısacası. Ve Proust'un Albertine'le ilgili hislerini, kıskançlıklarını sık sık okuyorsunuz bu kitapta. Bence Albertine âşık olunabilecek en çirkin kişilikli insan olabilir. Bu yüzden Proust'a üzülmeden edemedim. Albertine'den bir türlü kopamıyor. Belki de büyükannesinin ölümünden sonra bağlanabileceği bir kadın aradığı için Albertine'e bağlanıyordu. Çünkü bu kitapta Proust'un büyükannesini sık sık hatırladığını ve özlediğini de görüyoruz. Genel olarak kitabı okurken sabrede ede perişan oldum. Şimdiye kadar okuduğum en zor yazar kesinlikle Proust'tu. Edebiyata kazandırdığı bu seride aktardığı pek çok şeyin aşırı derecede gereksiz olduğunu iddia etmeye devam ediyorum. Bununla beraber serinin son 3 kitabını okuyacağım zamanı merakla bekliyorum. Bir güneşin evin penceresinden odaya yansıyan dağılmış ışıklarını düşünürsek Proust'ta bu ışıklar her ne kadar az yere dağılmış olsa da dağıldıkları yerde capcanlı parıldıyorlar benim için. Demek istiyorum ki her ne kadar seyrek etkilese de etkileyince çok etkiliyor Proust. Düşünmeye sevk ediyor. Ne kadar ince, detaylı ve derin düşünen ve hatta böyle düşünmekten büyük ihtimalle epey haz duyan, çünkü bu düşünme süreçlerini uzun uzun anlatan, anlata anlata da bitiremeyen bir yazar olduğunu günün sonunda fark ediyorsunuz. Ve tamamen kendine has bir tarz oluşturduğu, bu yönüyle bile edebiyata yeni bir yazım biçimi getirdiği de bir gerçek. Proust gibi anlatan bir yazar daha görmemiştim. Bu söylediklerim olumlu olarak anlaşılabilir ama ben daha çok olumsuz bir yerden söylüyorum, çünkü büyük çoğunlukla sıkılmalı bir okuma sürecinden söz ediyorum. Fakat hissediyorum ki bu seride biraz da sonuca ve beni tatmin edecek bir bütüne odaklanıp yorucu süreci unutabileceğim. Kayıp Zamanın İzinde'yi belki de böyle görmek gerekiyordur. Bu arada kitaptan özellikle etkileyici iki sayfayı seçtim: sayfa 483 ve 484. Sodom ve Gomorra Marcel Proust
Edebiyat & Roman
Sodom ve GomorraMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 20201,760 okunma
·
1 +1'leme
·
241 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.