Tarık Tufan, yakın dönemin en çok okunan yazarlarından biridir ve radyo ve televizyonda birçok kültür-sanat programı gerçekleştirmiştir. Yayımlanmış birçok önemli kitabının yanı sıra "Uzak İhtimal", "Yozgat Blues", "Anons" filmlerinin senarist ve yapımcıları arasında yer almaktadır.
Kitabı bitiren birisi olarak aklıma takılan ilk şey kitabın kapağindaki mavi uçan kazın kitapla olan ilişkisininin ne olduğu oldu. Onu haftaya gerçekleştireceğimiz söyleşide yazara soracağım. Saklıkuyu ile alakalıdır belki ama bilemiyorum.
Akademisyen olan Orhan'ı anlamsız bir şekilde terk eden ve terk ettikten sonra da kayıplara karışan Firdevs, ondan sonra başka bir ilişkiye başlar. Orhan, ne olursa olsun onu unutamaz, bu çaresiz durumun neticesinde Orhan türlü saçmalıklar yapar. Firdevs'in bir şekilde çevresinde olayım düşüncesi ile elinden geleni ardına koymaz. Bir gece yarısı gelen bir mesajin neticesinde kendisini Saklıkuyu'da bulur. Saklıkuyu'ya gelmesinin kesinlikle bir nedeni vardır. Bunu orada bulunduğu süre içerisinde yavaş yavaş anlamaya başlar. Orada konaklayacağı yerde arkadaşlıklar da edinen Orhan, buraya gelmesinin nedenini yani kaderini aramaya koyulur.
Sarai Neva isimli turist kadının bir tinerci tarafından öldürülmesi hadisesini zamanında çok üzülerek izlemiştim, onlarca komplo teorisi ortaya atılmıştı ama aslında basit bir sapık tinerci cinayeti ortaya çıkmıştı. Bu hadiseye de kitapta denk gelmek beni o günlere götürdü. ülkemizde yaşanan ve hadiseler içinde üzüldüklerimden sadece bir tanesidir.
Bir bölümde baş kahramanımız Orhan'ın aşık olduğu kadın Firdevs'in konuşmanın sonunda söylediği " Aşk-ı Memnu Bihter, Anna Karenina ve Madame Bovary Emma." vurgusu çok hoşuma gitti. Hatta o konuşmanın tamamında çok eğlendim. Güzel bir dobra portresi çizilmiş. Bayıldım.
Mensucat bu arada dokuma demekmiş. Bunu da öğrendim. Ana kahramanımızın babası mensucat fabrikasında çalışıyor. Yeni bilgilere bayılırım. İlk başta aklıma meşrubat geldi de bir alakası yokmuş :))
Annesinin babasının ölümünden dolayı Orhan'ı suçlamasına nedense çok üzüldüm. Kendince bir suçlu aradı belki de annesi, bilemiyorum. Ama bir evlada bu vebal çok ağır gelebilir. Ömrünün sonuna kadar unutamaz, kaldıramaz. Anneye kızdım, çocuğa da empatik yaklaşarak üzüldüm.
Kitapta birçok gizem de mevcut. Örneğin; Sedad Fahri'nin yazdığı Saklıkuyu Hatıralarım kitabının verilmesi ve bu kitabın hikayesi güzel bir gizem oluşturdu kitapta. Kitabın sonunda bu gerçek kitabı, mektupları, Dr. Sedad ve Vedia Sultan'ın fotoğraflarını ve çizimlerini görünce bazı şeyler sizin için daha çok şey anlam ifade edecek.
Sonsuza Uçan Kuşlar ve Ferîdüddin Attâr ı da kitapta görünce çok hoşuma gitti. Aşk hikayesinden belli bir yerde kısaca bahsetti yazarımız. Herkesin okuması gereken bir eser. Kitabın adının da geçtiği alıntı bu bölümün sonunda geçmektedir: "Aşıklara yer yok! Aşıklar bu dünyada bir yere sığmazlar.
Günümüzü anlatan bir çok romanda olduğu gibi yine bu romanda da toksik ilişki mevcut. Burada başkahramanımız Orhan'ın deliler gibi aşık olduğu Firdevs'in bir toksik ilişkisi var. En son yine aynı yayınevinden çıkan Uzak Bir Masal kitabında bu ilişki şekline rastlamıştık. Bu kitapta da vardı. Kitapta yaşanan toksik ilişkinin ana kaynağının yine aileye temellendirilmesi de çok hoşuma gitti. Çünkü ben sağlıksız davranış ve yönelimlerin çoğunun aileden kaynaklı olduğuna bizzat şahit oldum. Bu kitapta olay yine ailedeki bir davranışa temellendi. Bence doğru bir önerme idi.
Orhan'ın geçmişte bimarhanede yaşanan olayların anlatıldığı eski yazıyı okuduğu kısma bayıldım. Kendimi bimarhanedeki bu kişi bu tutsaklıktan kurtulsun diye dua ederken buldum. Hem merak unsurunun yüksek olduğu, hem de gizem dolu bir bölümdü. Yine çok beğendim.
Birçok aşk hikayesinin aynı noktada birleşmesi ve hepsinin kimsesizler mezarlığına bağlanan hikayesi yine kusursuz bir kurgu idi.
Son olarak kitap bir mektuba bağlandı. Bu mektubun içeriğinden beklentim çoktu ama benim istediğim gibi gerçekleşmesi ihtimali yoktu. Çünkü en nihayetinde kitabın adı "Aşıklara Yer Yok". Hikaye zaten umduğum gibi bitemezdi. Sadece kitaptaki aşkı, sevgiyi Firdevs'ten daha çok hakeden Defne'ye bir yerde Orhan'dan olumlu anlamda bir ışık bekledim. Kitabın sonuna mektubun gerçek halinin konulmuş olması ve yine mektubun son cümlesi beni çok etkiledi. Yani "Aşıklara Yer Yok" cümlesi.
Kitabın eksikleri olsa da kurgusu çok iyiydi. Net 10 puanlık bir kitaptı. Herkese önerimdir.
Bende severek okudum,hatta bol alinti paylastigima ragmen yine de kalan alintilari paylasmaya devam.ediyorum) aklimda cevapsiz sorular da az degil,umarim yazarla gorusmede cevaplarin bulurum)
Kitabı okudum ve ilk hatırladığım orhan Kemal'in masumiyet müzesindeki toksik aşkı kitap beklentimi karşılamadı, kitabın sonunda hikayeyi peri inleyen mektup yayınlanmış ama havada asılı kalan bir şeyler var belkide gece açan çiçekler gibi bir başarı bekledim olmadı uzunca yorumlayacağıö sadece beğendiğim tek şey kişilerin hikayeleri oda yüzeysel olmuş ahmet hilmi Bey metafor ünye çözümlemek isterdim mesela
Orhan Pamuk'un toksik aşkından bence masumdu. O çok daha hastalıklıydı. Metafor ve olmayan bir hikaye sanki varmış gibi vermesi bence akılda kalıcı detaylardı.
Yazarı bu kitabı ile tanıdım. Hâlâ kitabı okuyorum bitirmedim ama şuan bile çok beğendim. Güzel ilerliyor. Bende sizin gibi okurken uzak bir masal kitabına benzettim biraz. Orda ki Neylan gibi toksik bir ilişki içinde olan Orhan farklı bir yere seyahat edip kendini arıyor. Ama edebi anlamda bu kitap Uzak bir masal dan daha güzel.
Kaybolan,Düşerken,Beni Onlara Verme, Şanzelize Düğün Salonu'ndan sonra en son bu eserini okumuştum diğerlerini beğendiğim gibi bu eserini de bayağı beğenmiştim😇😇