Peyami Safa'nın otobiyografik izler taşıyan muhteşem romanı. 15 yaşındaki anlatıcının harp zamanı kendi kaleminden yazmış olduğu bir hikâye.
Hem bacağındaki hastalık, hem de Nüzhet'in olayları anlatıcıyı yiyip bitirir. Baktığımız zaman romanın dili, 15 yaşındaki bir çocuğun kalemine göre biraz ağırdır. Fakat onun yaşadığı deruni meseleler, aslında kendisini olgunlaştırmıştır diyebiliriz.
Peyami Safa bu eserde, yalnızca bireysel bir hikaye anlatmakla kalmaz, aynı zamanda dönemin toplumsal meselelerine de değinir. Batılılaşma meselesine eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşan yazar, bu konuda anlatıcı üzerinden eleştirilerde bulunur. Özellikle yabancı dillerin gereksiz olduğu ve batılı doktorların Türk doktorlarına göre yetersiz kaldığı düşüncesi, Safa'nın batılılaşma karşıtı düşüncelerini yansıtır. Alman doktorun hastalığa yanlış teşhis koyması, batıya duyulan aşırı güveni sorgulatan bir detaydır. Bu bağlamda roman, hem bireysel bir olgunlaşma hikayesi hem de toplumsal bir eleştiri niteliği taşır.
Dokuzuncu Hariciye KoğuşuPeyami Safa #peyamisafa #dokuzuncuhariciyekoğuşu