İyi öykü kitabı okumanın bambaşka bir keyfi var. Kaçan Ayna da buna çok ama çok iyi bir örnek. İtalyan fütürist Giovanni Papini'nin birbirinden şahane on kısa öyküsünden oluşan bu seçki, Jorge Luis Borges gibi bir edebiyat devinin süzgecinden geçerek karşımıza çıkıyor. Bu iki ismin yan yana gelmesi bile kitabı okumak için başlı başına yeterli bir sebep. Papini'nin hikayeleri, yüzeyde fantastik bir üslupla süslenmiş olsa da satır aralarına inince aslında son derece kasvetli ve karanlık temaları barındırıyor bünyesinde.
Papini, öykülerinde ölüm, yalnızlık, intihar, geleceğe duyulan korku, kendinden tiksinme ve varoluş karşısında insanın beyhude çırpınışı gibi ağır, felsefi ve zorlayıcı konular etrafında dolaşıyor. Öykülerini, varoluşun kırılganlığı ve insanın kendi içindeki savaşı üzerinde kurgulayan Papini, okurunu rahatsız edici bir yolculuğa çıkarıyor.
Lafı çok fazla uzatıp süslü cümleler kurmak istemiyorum. Uzun zamandır böylesine hayatın ve varoluşun anlamını yeniden sorgulamaya iten bir kitap okumamıştım. Bence Papini’ye başlangıç için de harika bir seçim. Ayrıca bu öyküleri ve daha fazlasını Düşsel Konçerto adlı iki ciltlik öykü toplamında da okuyacağım için çok mutluyum.
Müthiş... Sitayişle tavsiye.
"Yoksa hiçbir zaman bitmeyecek bir düşün parçası mıyım? Sonsuza dek uyuyacak, sonsuza dek düş görecek birinin düşü müyüm? Öyleyse bu ürkütücü düşünceyi uzaklaştırın benden!"
"Her gün, her saat öldürüyorum kendimi, ama sık sık, en beklemediğim bir zamanda, direnişin şeytanca içgüdüsü, isteğin çılgın dürtüsü her zaman su yüzüne çıkıp, geriye, canlıların arasına, her şeyin arasına itiyor beni."
"Kimsin sen? Bu soruyu yanıtlamaya çalışmış mıydım hiç? Kendi kendime kim olduğumu itiraf etmek hiç aklıma gelmiş miydi? Adımı, yaşımı, yurdumu, boyumu posumu biliyordum, ruhumu ise çok daha az..."