"Düşsel planda kadın son derece önemlidir; gerçek yaşamda ise tümüyle önemsiz," der Virginia Woolf, Kendine Ait Bir Oda eserinde. "Şiiri bir baştan öbür başa kaplar; tarihte ise hiç görülmez."
Ve bir nehrin serin sularına bırakır kendini, "Ey hayat, sana teslim olmayacağım," diyerek. Yaşamayı "teslim olmak," olarak adlandırır. Sylvia Plath yine dünyadan yaralı. 8 yaşında kaybediyor babasını, "Babası tarafından sevilmeyen kızlar, bir başka erkeğin sevgisine de çok zor inanıyorlar." Uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bırakarak intihar ediyor. Ve Nilgün Marmara "Hayatın neresinden dönersen kârdır," diyen şair. Çocukluğuna kadar gidiyor yarası. "Çocukken sevilmeyen insanların gözlerinin ışığı sönük olur." Ferda Erdinç onun ardından "Üstü ağır oturaklı bir kadın, altı ayak parmakları birbirine bakan bir çocuktu," diyor. Çocukluğunu yaşayamayan insanlar yaş alıyor ama büyümüyor... Göstere göstere gidiyor." Dönüp baktığımda bir acı da buluyorum Nilgün’ün yüzünde. O zamanlar görememişim. Bugün ortaya çıkıyor," diyerek durumu belgeliyor Cemal Süreya, "Anımsamadığım tüm sözcükler anımsayabildiğim tek bir sözcüktü: Yara."
"... çocuk olmak zor, genç kız olmak zor, yalnız kadın olmak zor, anne olmak zor, doğurmamış kadın olmak zor, çalışan kadın olmak zor, çalışmayan kadın olmak zor... Kısacası kadınlığın her hali zor. Ve kadınlar ne kadar güçlü varlıklar ki bütün bu güçlüklerin üstesinden gelebiliyorlar." (s. 55)
Tarihin hangi devrinde, hangi coğrafyada yaşarsan yaşa, hangi eşitlikten dem vurursan vur zordur kadın olmak. İkna olmadın mı? Dön annenin hayatına bak! Annem hep der, "Babamın 6. kızıyım, ölsün diye hiç bakmamışlar bana, yıllarca nüfusa kayıt bile olmamışım," her şeye inat hayatta kalmış, hayatta kalmak yaşamak demekse eğer, yaşamış. Devir değişti mi diyorsunuz? Yıllarca yatılı okulda öğretmenlik yaptım, saçını üç numaraya vurdukları çok kız öğrencim oldu, tüm çabalarımıza rağmen ortaokuldan sonra okutmayıp aldıkları her ne anlama geliyorsa "baş göz ettikleri". Kız diye şehir dışına okumaya göndermedikleri. Hâlâ devam etmiyor mu sanıyorsunuz bu zihniyet? Daha çocuklukta açılıyor kimi yaralar, "... açmadan solduruyorlar kızları."
"Kendimi çürümüş gibi hissediyorum. Sanki elim, kolum, bedenim, kalbim, her yerim çürümüş." (s. 81)
Selvi Boylum Al Yazmalım'da Asel'in annesi bir yere gönderirken kimseler bakmasın diye yüzüne kara çalıyordu hatırlıyor musunuz? Hayat da öyleydi. Erkeklerin gözlerine perde çekmeyi başaramayanlar kızların yüzüne kömür çekiyordu. Ve o kara bir kader oluyor, bir ömür silinmeden devam ediyordu. Kimi yaralar ölene dek kapanmıyor kimileri doğrudan öldürüyordu. Edebiyatta kendine büyük bir yer edinen, tarihte anlatıla anlatıla bitirilemeyen kadınlar söz konusu gerçek hayat olunca görünmezliğe mahkûm ediliyordu. Başarıları görünmüyor, fedakarlıkları görünmüyor ama yaptıkları en küçük yanlış dev aynalarında gösteriliyordu.
Zor okuyacağınız,
Kadınsanız eğer kendinizden bir şeyler bulacağınız,
Belki de "işte beni anlatıyor," diyeceğiniz bir eser.
Hayatınıza dönüp bir uzman eşliğinde bakmak ister misiniz?
Zor olacak ama bazı gerçekler gözler önüne serilmedikçe hiç değişmeyecek.
Okuyun, okutun, gerekirse tüm dünyanın yüzüne çarpın!
Satın almam gereken kitaplar listesine bir tanesi daha eklendi. Liste uzuyor ben ise alıp okumak için can atıyorum. Teşekkür ederim kendi adıma yeni kitaplarla buluşturduğunuz için🤗