(SPOİLER İÇERMEZ.)
Merhaba sevgili yoldaşım. Nasılsın? Artık sevgili okur demeyeceğim. Biraz daha samimiyetin, sen'lerin zararı yoktur değil mi?
Kaçamak okumaların kitabı gözüyle bakarak ve biraz da çocuk kitabı diye düşünerek almıştım Doğukan İşler'in Kekeme Hamlet'ini. Ve bugünü Hamlet günü ilan ettim.
Kitabı ilk elime aldığımda ne kadar renkli olabileceğini düşünmüştüm. Keyifli bir kapak her zaman ilgi çekici değil midir? Papatyaların gizemlerini okuduktan sonra idrak edecektim. Oysa ne anlamlara geliyordu pek de kafa yormamıştım.
İlk sayfada Oğuz Atay'ın Tehlikeli Oyunlar kitabından bir kesitle karşılaştım.
'Oğlum Hikmet,' dedi: 'Sen istekli bir oyuncusun, sana bütün bildiklerimi öğreteceğim.' Önce tekniği iyi bilmek gerekiyordu. Büyük oyun yazarları bize örnek oldu. Onları tanıdık. Albayım da bilgilerini benimle birlikte yeniden değerlendirdi. 'Oyunlar,' dedi, 'Oğlum Hikmet, gerçeğin en güzel yorumlarıdır. Bizim gerçek dediğimiz şey de, bazı güçlükler yüzünden iyi oynanamayan oyunlardır.' Neden gerçeklerden kaçtığımı ben de böylece anlamıştım.
Oğuz Atay - Tehlikeli Oyunlar
Bu satırları okurken bilemezdim ki Doğukan İşler'in dersini pekiyi ile geçip beni büyüleyeceğini. Bilemezdim ki Oğuzcum Atayımın çıraklarından biriyle muhatap olduğumu ama öğrenecektim. Hem de çok kısa bir sürede.
Çırağın çırağının çırağının çıragı gibi hissediyorum kendimi. Oğuz Atay biraz da kuşaktan kuşağa değil mi? Biraz da yaşama yayılmak bütün mesele...
Sayfa 21 de şu satırlardan "Ah, unuttum tabii... Daha adımı bile söylemedim, değil mi? İnsan, kendisini nasıl oluyor da böyle unutabiliyor... Hâlbuki bizi yalnız bırakmayan, hep peşimizde, yanımızda olan kim var kendimizden başka?" sonra öğrenecektim adını. O tabiki de çok uzakta olmayan biriydi. Bir Hikmetti. Memnun oldum Hikmet. Umarım sende benden yana memnun olmuşsundur?
Bu hayatta en çok sevdiği şey tiyatroydu Hikmet'in. Şaşırmak mı? Neden? Oysa hepimiz biraz sevmez miyiz tiyatroyu? Hepimiz biraz oyuncu değilsek neyiz yaşamda? Edindiğimiz roller için şöyle diyordu Hikmet: "Tiyatro karın doyurmaz belki, ama boşuna dememişler ya, "Sanat ruhun gıdasıdır!" diye.
(Yoksa onu müzik için mi söylemişlerdi?)
İnsanın karnı, kuru ekmekle de doyar gerekirse.
Peki ya ruhu ne olacak?"
Ayağını kaldır Hikmet kardeşim. Zira tam üstümüze bastın bizim.
Hikmet bütün bir açlığı ile yeni bir hayata başlıyordu adeta. Yeni rollerinin olacağı, yepyeni bir mekan. Evet, Hikmet artık lisede okuyan bir delikanlı olmuştu. Biraz kekremsi bir tad varmış gibi hissetse de yaşamında, kekemeliyini neyle bütünleştirecekti?
Okulun ilk günü biraz deli olduğunu düşündüğü bir öğretmeni olmuştu. Bir edebiyat öğretmeni. Bir aşık, bir sevgili, bir dost... Hikmet'in sınıfında
Attila İlhan "Aysel git başımdan ben sana göre değilim!"ler (syf.33),
Ümit Yaşar Oğuzcan "Bir kekeme bilirim; dolaşır garip garip
Bu şehrin daracık sokaklarında
Kelimeler zincire vurulmuş gibidir
Dudaklarında
..."lar (syf.36),
William Shakespeare "Verdiğim parçayı, ne olur, dediğim gibi, rahat, özentisiz söyle..."ler (syf.44),
Yine William Shakespeare "Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu!"nlar (syf.49)
Oğuz Atay - Tutunamayanlar "Yaşasın papatyalar! Canım papatyalar, seviyorum sizleri. Sizler ki bütün kış toprağın altında, yalnız bizi düşünürsünüz ve ilkbaharda hemen seriliverirsiniz ayaklarımızın altına. Canımlarım benim. Seviyorum sizleri insan kardeşlerim. Durup dururken seviyorum işte, sevip duruyorum. Kollarımı açıp bütün insanlığı kucaklıyorum, papatyalar gibi sizi koparıp göğsümde tutmak istiyorum..."lar (syf.86),
Neşet Ertaş'tan "Tatlı dile güler yüze,
Doyulur mu doyulur mu?
Aşk ile bakışan göze,
Doyulur mu doyulur mu?"lar (syf.116) havada uçuşuyordu. Biraz kıskanmıştım Hikmeti. Biraz da benim öğretmenim olsun istiyordum öğretmeni.
Bir de sıra arkadaşı vardı Hikmet'in. Bilin bakalım kim? Doğru cevap! Tabiki Turgut. Özben'li mi bilinmiyor ama Özben ununa yatırılıp de getirilmiş sanki Hikmet'in yanına. Hangisi ilk gelmişti sırasına?
Bir de büyükbaba vardı Hikmet'in hayatında. Öylesine içine kapanık öylesine hayalet gibi ve öylesine bir bedeviyi andıran. Torun Hikmet ile büyükbaba, ikisi de kekemeydi. Peki ikisinin de ortak yanı sadece kekeme oluşları mıydı?
Öğretmen...Hikmet'in Hikmet'li öğretmeni. Aynı isimleri paylaşmaları bir tesadüf müydü? Oysa hayat tesadüflere bırakılmayacak kadar yer kaplamıştı. Sıkış tepiş bile binemedi minibüse tesadüf. Ya parası yetmedi kandırmaya insanları ya da yer yoktu. O hep durakta beklemekle görevlendirilmişti.
Büyükbaba'nın "Ayşe kızı" (Bu hayatımda duyabileceğim, görebileceğim en hoş "şey" oldu... Bazı şey'lere lügatta kelime bulunmaz.)
Öğretmen'in William Shakespeare olması,
Torun Hikmet'in aradığını bulması,
Turgut'un, Özbence duruşu
Ve geriye kalan herkesin "nasıl da biraz herkes" olduğu ile son sayfalarını geçiyorum kitabın.
Oysa daha yeni başlamıştık Hikmet, dur gitme, şimdi gidemezsin! Haykırışlarım duyuluyordu son satırda.
Birgün tekrar uğrar mısın bana? Geçerken değil bizzat bana gelir misin? Albayımda gelir mi? Üzerinden bir kez daha geçer miyiz Hamlet'in?
...
Kekeme HamletDoğukan İşler · Genç Timaş Yayınları · 2018404 okunma