Arthur Schopenhauer'ı ilk kez 4.5 yıl önce, 2020'nin ilk ayında tesadüfen okumuştum... Tesadüfen diyorum çünkü nasıl bir felsefesi olduğuna, kim olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu. Kütüphanede Dünyanın Istırabı Üzerine kitabını gördüğümde isminden dolayı hemen çekmişti beni. Tabii o kitabın kendi yazdığı bir kitap değil de bir tür derleme olduğunu da not düşmem gerek.
Lisede gördüğümüz felsefeyi saymazsak (çünkü o zamanlar maalesef hiç sevememiştim ezbere dayalı olduğu için) felsefeyle uğraşım o zamanlarda böylece başladı işte...
Hemen 2 ay sonra Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar'ı okudum. Sonra da Friedrich Nietzsche ve Irvin D. Yalom'un Schopenhauer üzerine yazdığı kitapları... O yılın sonlarına doğru da en önemli eseri İsteme ve Tasavvur Olarak Dünya'yı okudum. Gerçekten ağır bir kitaptı ve henüz felsefeyle yeni ilgilenmeye başlayan ve üniversitenin de başlarında olan biri olmama rağmen tamamını bitirebilmemi tebrik ediyorum buradan :)
Tabii tüm bu okumalar beni onun özel hayatını merak etmeye de itince kalın bir biyografisini Schopenhauer de edinmiştim. Onun tamamını bitirmeye hiç zaman bulamadım ama hala kitaplığımın en kıymetli parçalarından biri.
Tüm bu okumalar sonucunda düşündüğüm en temel şey ise şu oldu: Schopenhauer aslında herkesin konuşup durduğu gibi karamsar biri değil! O sadece epey gerçekçi biri...
Sonraları YouTube'da Pelin Dilara Çolak'ın Schopenhauer üzerine çektiği videoların yorumlarında birçok insanın da benim gibi düşündüğünü fark ettim tabii. Umarım daha çok insan onun hakkında etraftan duyduklarıyla hareket etmek yerine bir şans verip kendisi okuyarak bir fikir edinir.
Bu yazıda ise tüm bu okumalarımdan yaklaşık 4 sene sonra (bu kadar zaman geçtiğini ben de fark etmemiştim çünkü her ne kadar okumayı kessem de hala en sevdiğim filozoflardan biridir) bu ay Mutlu Olma Sanatı kitabını okuma şansı buldum.
Aslında epeydir kitaplığımda beni bekliyordu ama ben nedense kitapların bir zamanlaması olduğuna inanırım hep. Bu kitap için de doğru zaman tam bu günlerdi sanırım. Çünkü nasıl mutlu olunduğunu unuttuğum bir dönemdeyim...
Bu kitabı okuduğumda aslında "Schopenhauer karamsar değil, yalnızca gerçekçi" şeklindeki tezim zihnimde daha da güçlendi desem yeri! Aslında bu kitap da yine bizzat kendi yazmadığı ama diğer kitaplarının bazı kısımlarından veya notlarından derlenen kısa bir kitap. Sözde karamsar bir insanın mutluluk üzerine yazması ilginç değil mi?!
Bu kitaptan neler çıkardığımı hem yazıya döküp bende kalıcı hale getirmek hem de bu vesileyle sizlerle paylaşmak istedim. Gelin hep birlikte bakalım...
-Öncelikle diyor ki, kusursuz bir mutluluk imkansızdır! Onun yerine nispeten daha az acı çektiğimiz bir hayat istemeliyiz :)
-Başkasının mutlu olması seni rahatsız ediyorsa asla mutlu olamazsın! Hiçbir şey kıskançlık kadar acımasız değildir ama yine de kıskançlık uyandırmak için durmadan çabalarız...
-Bir de 'edinilmiş karakter'ten bahsediyor. Buna sahip olmak içinse ne istediğimizi ve ne yapabildiğimizi bilmemiz şart.
-Başkalarının niteliklerini ve özelliklerini taklit etmek, başkalarının kıyafetlerini giymekten daha onur kırıcıdır! Çünkü bu, insanın kendi değersizliğine ilişkin yargılarının bir göstergesidir :) Bunun önüne geçmek içinse kendi düşünüş tarzımızı, yeteneklerimizi ve bunların değişebilir sınırlarını bilmemiz ve bu şekilde kendimizden memnun olmayı öğrenmemiz gerekiyor.
-Şeyleri olduğundan daha yüce görürsek ölçüsüz bir sevince kapılırız ve bunun sonucu da çıktığımız o sahte tepeden aşağı düşmektir... Bu yüzden de hep daha fazlasını arzular, istediğimize ulaştığımızda da bir türlü doymayız. Oysa şeyleri her zaman bir bütün olarak ve kendi bağlamı içinde görmeye çalışmamız gerekir.
-Bir işe girişmeden önce enine boyuna düşündüysek o işi halledip sonuçlarını beklediğimiz süreçte artık düşünme faslını kapatmak ve zamanında elimizden geleni yaptığımıza inanarak kendimizi yatıştırmak en iyisidir :)
-Hiç kimse duyduğu şeyi kendisine saklamaz ve başkalarına da duyduğu kadarını söylemez! Bu nedenle en iyisi başkalarıyla daha az, kendimizle ise bol bol konuşmamızdır.
-Eğer mutlu bir ruh hali içindeysek buna neyin neden olduğunu, hak edip etmediğimizi düşünmemiz ve mutluluğun kapıdan girişinde tereddüt etmemiz yersizdir. Mutluysak mutluyuzdur!
- Sağlığı her şeyin önünde tutmalıyız! İşin, eğitimin, şöhretin, anlık zevklerin... Hatta bunun için günde en az 2 saat açık havada hızlı hızlı hareket etmeyi de öneriyor.
-Yaşanıp yaşanmayacağı kesin olmayan olasılıklar için huzurumuzu kaçırmamalıyız. Bunlar hiç olmayacak ya da en azından şu an kesinlikle olmayacak gibi davranmak en iyisidir. Bu anlamda hayal gücümüzü kısıtlamamız lazım :)
-Başımıza bir sıkıntı geldiğinde aslında hayatta ne çok sayıda ve çeşitte sıkıntı olduğunu, bu deneyimlediğimizin sadece bütünün küçük bir parçası olduğunu hatırlamak gerekir.
- Şeylerin değişebilirliği hep aklımızda olmalı. Bu yüzden çok büyük coşkuya da kedere de izin vermemeliyiz. Bilirsiniz, gelecek ve hatta geçmiş bile genelde düşündüğümüzden çok farklıdır...
- Düşüncelerimizin adeta çekmeceleri olmalı! Yani bir meseleyi ona ait zamanda düşünmeli, diğer her şeyle ilgilenmeyi ise bir kenara bırakmalıyız.
-Biz planlar yaparız ama dışsal şartların nasıl gelişeceğini bilemeyiz. Hatta bu yüzden en son noktada o ilk planımız artık tanınmaz hale gelmiştir!
- Sahip olmadığımız şeylere bakıp yokluğunu hissetmek yerine sahip olduğumuz şeylere bakıp "Bunu kaybetsem nasıl olurdu?" diye düşünmek daha iyidir.
- Çabalamak ve direnerek mücadele etmek, insan doğasının en temel ihtiyacıdır. Engelleri aşmak en büyük zevklerden biridir. Bu yüzden uğraşacak hedeflerimiz olmalı.
-Bizi mutlu ya da mutsuz eden şeyler aslında deneyimlerin kendisi değil bizim bunları algılama biçimlerimizdir.
-Gençliğimizde ilerisine dair birçok hayal kurar ve mutluluğumuzu bir şeylere bağlarız. Ancak onlara ulaştığımızda hiç de hayal ettiğimiz gibi bir etki yaratmadıklarını üzülerek fark ederiz. Çünkü hiç hesaba katmadığımız şey, zamanın bizzat bizde meydana getirdiği değişimlerdir...
-Kötü bir şey gerçekleştiğinde her şeyin başka türlü olabileceği düşüncesine engel olmak gerekir. Olabilecek olan olasıdır! Yani bir şey başımıza geliyorsa demek ki olasılık dahilindedir ki gerçekleşmiştir.
- İnsan her konuda esas olarak yalnızca kendisinden zevk alır!
- Ve son olarak, felsefi hayat en mutlu hayattır (Aristoteles).
Aslında her bir maddede bugün psikoloji bilimi içinde incelenen birçok konuyu da görmek mümkün. Örneğin mindfulness veya ruminasyon yapmak gibi. Biz dahil her şeyin değişebilir olduğunu hatırlamak gibi ki bu noktada da Herakleitos ve panta rhei (her şey akar) öğretisi geliyor aklıma hep! Ve en önemlisi de edinilmiş karakter dediği aslında otantik olabilme becerisi! Özellikle de başkalarını taklit etmenin kendi değersizliğimize ilişkin yargılarımızı gösterdiği tespiti çok etkileyici. Ve son olarak da aslında tüm psikoterapilerde odaklanılan şey: Mesele meselenin kendisi değil, bizim onu nasıl gördüğümüzdür :) Biz ancak bu algılama biçimlerimizi değiştirebiliriz zaten... Ha bir de, Sigmund Freud da demiş ya, mutlu yaşamın sırrı çalışmak ve sevmek diye... Freud da Schopenhauer'dan etkilenmiş bir isim zaten. Dolayısıyla çalışıp çabalayacak bir şeyler hep olmalı hayatımızda...
Bu kitap bana çok iyi geldi. Eğer kitabı okumak yerine bu incelemeyi okuduysanız umarım size de iyi gelir. Sağlıkla ve felsefeyle kalın...