Aslında kitabı ilk okumaya başladığımda hiç sarmadığı için yarım mı bıraksam acaba diye düşündüm ama son anda vazgeçtim alışkanlık olmasın diye (iyi ki) ama yine de sarmıyordu kitap çünkü çok tanıdıktı:) Bir şekilde devam ettim ve kitabın sonuna kadar kitaba 3, hatta 2 puan vermeyi düşünüyordum ama bitirince o kadar da kötü olmadığını fark ettim ve acaba 5 mı versem diye düşündüm ama sonra da o kadar İYİ OLMADIĞINI DA fark ettim ve 4'te karar kıldım nihayet.
Şimdi kitaptan bahsedeyim biraz. Konudan az çok haberiniz vardır buraya ikinci kez yazmayacağım.
Kitabımız 2. bir Kızıl Kraliçe şeklinde başlıyor. Çatıdan çatıya atlayarak hırsızlık yapan kızımız, ama benzerlik bununla da sınırlı değil. Bu kızımız aynı zamanda Tanrısal güçleriyle evrene hükmeden Seçkinlerin (Gümüş Kanlar) gölgesinde yaşayan bir Sıradan (Kızıl Kanlar). Ama tek benzerlik Kızıl Kraliçe'den değil. Kitabı eğer sabredip bitirirseniz bugüne kadar okuduğunuz pek çok fantastik kitap, izlediğiniz dizi/filmler gözünüzde canlanacak. Mesela kızımızın yolu Kızıl Kraliçe'den Mare'nin de olduğu gibi bir şekilde saraya düşüyor ve sarayda Mare olmayı bırakıp bir anda Cam Şato dan Celaena oluyor. Ama o Celaena'yken Mare'nin tatlı sempatik muhafızı (adını unuttum) Celaena'nın gençleşmiş hizmetçisiyle (yine adını unuttum) flörtleşiyor ve kızımız da bu sırada Celaena gibi katılacağı yarışmada zorunluluk olan balolara kıyafet yetiştirmek ve prenslerle flörtleşmekle meşgul. Arka planda tabi bir aşk üçgeni de var. Kızıl Kraliçe'den Cal/Mare/Maven arasındaki aşk üçgeni burda Kai/Peadyn/Kitt arasında. Ve Kızıl Kraliçe okuyanların tahmin edebileceği gibi Kitt ve Kai üvey kardeşler. Keşke kızımız Celaena'yken Celaena'nın da yaptığı gibi katılacağı yarışmada gücü olmadığı için en azından bir avantajı olsun diye dövüş yeteneklerini geliştirseydi ama değil, kızımız bir yerden sonra Celaena olmaktan sıkılıp tekrar Mare oluyor. Her iki kardeşe de mavi boncuk dağılmalar, kardeşlerden biriyle partner olup diğer kardeşle onun odasında dans pratiği yapmalar falan... Neyse işte sarayda işleri bitince yarışmalar başlıyor ve bu yarışmalarda da kızımız bir anda Açlık Açlık Oyunları ndan Katniss'e dönüşüyor. Kitabın her bölümünde kaç kez 'bu kadar da olmaz ki' dedim saymadım doğrusu. Aslında yazarın bunu bir tık bilerek yaptığını da düşünmeden edemedim çünkü bu kitabın bu kadar patlamasının sebeplerinden biri de bazı okurların bu benzerlikleri fark edip dile getirmeleri ve diğer okurların da merak edip kitabı okuması. Ben aslında kitaba başlamadan önce bu benzerliklerle ilgili hiçbir şey duymamıştım ama kitabın arka kapak yazısını okumak bile yetti. Bu kadar hazıra konmak doğru değil bence. Kitapla ilgili beğendiğim tek şey sonuydu ama yorumlardan anladığım kadarıyla o da okumadığım başka bir kitabın sonunun aynısıymış. Bir yazarın bu kadar özgünlükten uzak olması ve hep kendi adıyla anılacak bir kitaba kendisinden neredeyse hiçbir şey katmaması özellikle onun adına çok üzücü bence. Bari güzel işlese diyeceğim ama o da yok. Yazarın anlatım tarzını bir yere kadar beğendim ama bir yerden sonra o kadar çok tekrara düştü ki atlaya atlaya okumak zorunda kaldım.
Şimdi biraz da güzel yönlerinden bahsedeyim çünkü her ne kadar özgünlükten uzak ve hakkında çok kötü yorumlar yazılan (yazdığım) bir kitap olsa da güzel yönleri de vardı. Öncelikle karakter etkileşimleri. Ben Kızıl Kraliçe okurken (okuduğum ilk fantastik) karakterleri çok sevmeme ve Cal ve Mare her yan yana geldiklerinde kalbim deli gibi atmasına rağmen aralarındaki ilişkiyi yeterince ateşli bulamamıştım ve Kızıl Kraliçe'de en çok dert yandığım konu karakter tahlillerin kötü olmasıydı. Bu kitapta da evet karakter tahlilleri kötü, karakterler temellendirilmemiş ve öylesine yazılmış gibiler ama ben Kai&Paedyn arasındaki ilişkiyi beğendim. En azından Cal&Mare'den daha ateşli buldum onları. Birbirlerinden hoşlanma süreleri ve bu durumun anlatılışı guzledi bence(bu kitaptan sonuc olarak slowburn sevdiğime karar verdim). Aralarındaki tatlı atışmalar da eğlenceliydi bence ama yazar bu atışmaları gereksiz yere uzatmıştı ve dediğim gibi bir yerden sonra sürekli tekrara bağlıyordu. Okurken içimden ARTIK ÖPÜŞÜN diye bağırdığımı hatırlıyorum (evet içimden:)) Bu kitaptaki kızı da Mare'den ( özür dilerim Mare, ilk göz ağrım) daha çok sevdim ama sürekli sıradanım, rolünü oyna laflarını duymaktan gına geldi. Karakterleri temellendirilmemiş olmakla birlikte bir tıkta zorlama buldum, yani kızın gümüş saçlı olması, Kai'ın gücünün bu denli her yere uzanabilmesi, Kitt'in iki gücü olması ya da Blair'in telekinezi gücünün bu derece ileri boyutta olması gibi ( benim tanıdığım tek telekinezi Perhan olduğu için alışamadım. Ah Perhan'ım benim) Ayrıca Blair'in kötü olması da çok durduk yereydi, bunun sebebinin de yine karakterlerin temellendirilmemiş olmasına bağlıyorum. Paedyn'in saraya geldikten sonra arkadaşını unutmamasını çok takdir ettim hatta Paedyn'i burdan sonra sevmeye başladım da diyebilirim. Arkadaşlıkları çok tatlıydı ve Adena... Üzümlü havuçlu tarçınlı kekim... Neyse bu inceleme gereksiz uzadı burada kesiyorum, buraya kadar sabredip okuyabilen varsa tebrik ederim çünkü benim parmaklarım koptu:")
Edit: 4'te biraz haksızlık gibi geldi o yüzden puanı değiştirip 5 yapacağım ve 2. kitabı da okuyacağım. Bu kitap Kızıl Kraliçe'de yaşadığım hayal kırıklığını bana unutturacak kadar iyi yazılırsa favorilerimden biri olur. Bir de keşke bu kitabı Kızıl Kraliçe'yi ilk bitirdiğimde okusaydım düştüğüm boşluğu unutamıyorum :") ilk okuduğum fantastikti ne de olsa.
Çok teşekkür ederim 🥹❤️ aslında kolay okunan bir kitap ama bir yerden sonra anlatım tarzı ve diyaloglar tekrara bağlıyor. Okuyacak daha iyi bir kitabın yoksa bir şans verebilirsin✨