Gönderi

10/10
·125 syf.·
2017 428. kitabı
Aslında kitap hakkında inceleme yapma amacım yoktu lakin bu kadar ıssız olması pek içime sinmedi ve bir şeyler yazabilirim diye düşündüm.Yazarı çoğumuz biliyoruz zaten onun için yazarın yaşamına çok fazla girmeden Üniversiteler ve Felsefe hakkında düşündüklerimi yazacağım. Kitabın ana konusu isminden de anlaşılacağı gibi Üniversite ve Felsefe ikilemi.Üniversitelerdeki felsefe adı altında filozof kılığındaki profesör ünvanlı insanların para uğruna felsefeyi ayaklar altına aldığı üzerinde epey durulmuş.Tabiki bunların parasız bu işi yapmasını bekleyemeyiz lakin bu tarz insanların paranın yanında bilgisizliklerini de diğer kuşaklara aktardığını çünkü oraya gelen masum gençlerin o üniversitedeki kişileri bir ilah bir uzman olarak gördüklerine şahit oluyoruz.Peki ama o zaman bu gençler gerçekten bu kadar savunmasız mı?Maalesef evet savunmasız buna Boyalı Kuş incelememde değinmiştim.Çünkü onlar hayatın gerçeğiyle pek ilişkili değildir hatta Marxın deyimiyle küçük burjuvalar ve aileleri çoğu zaman onların iyiliği adı altında bir çok kararırlarını vermekterdirler. Burada biraz bizim sözde filozoflarımızdan bahsetmek istiyorum.Onlar bi devlet memurundan pek bir farkları olmayan bir avuç gerizekalıdan başka bir şey değilller.Neden mi çünkü bilgisizliklerini ağdalı,şaşalı bir dille kapatacaklarını düşünüp görüntüden ibarettirler.Oysaki gerçekten filozof en açık cümlelerle derdini anlatmaya meyilllidir.Çünkü felsefe çoğu zaman basit ,yalın ve net düşünmektir.Örneğin bir çocuğun tanrı nerede demesi misali.Oysaki sözde filozofumuz kullandığı dille öğrencilerde bir etki uyandırmak,aldatmak ve onları şaşırtmakla meşguldur.Burada bir şeyin daha ayrımına varmalıyız felsefe öznel bir eylemdir oysaki üniversitedeki felsefe öğrenmekten çok öğretmek üzerine kuruludur.Sözde filozof kendinden önce olan sözde filozofların kitaplarını okutur ki bilgizliği ortaya çıkmasın asla gerçek bir filozofun kendi şahsına ait kitabına el sürdürtmez.Çünkü o kitap ucu bucağı olmayan bir bilgi okyanusudur.Buna kalkışmak öleceğini bilerek bir uçurumdan atlamakla eşdeğerdir.Sahte filozofumuz sağdan soldan öğrendiği iki üç bilgiyi art arta sıralar ve öğrencilere tüketmelerini söyler.Gerçek filozof biraz Don Kişotluk oynar cevaplardan çok sorulara odaklıdır.Sürekli soru sorar bilgisizliğini gizlemeye çalışmaz.Aslında belli kalıplara oturtmak çok doğru gelmiyor bana lakin belirgin özelliklerini ifade etmek doğru olacaktır. Diğer önemli nokta kitap felsefenin doğası gereği statükoya karşı olduğuna lakin üniversitelerde statükoyu felsefenin sağladığını çünkü vatana ,millete hayırlı evlat kavramının her şeyi kabullenmekle eşdeğer tutulduğu üzerinde durmuş.Dinle pek arası olmayan felsefenin birbirlerini eleştirmekten uzak tutulduğu çünkü o üniversite varolmak istedikleri ve tabiki bu da sözde filozoflarımız aracılığıyla gerçekleşmektedir.Üniversitelerde sürekli Dinin Metafiziği üzerinde durulduğu ve sanki başka bir felsefe yokmuş gibi davranıldığı söylenmiiş. Daha çok şey yazılabilir tabiki lakin merak edenler bi zahmet kitabı temin etsin.:) Kitapla kalın.
Felsefe
Üniversiteler ve FelsefeArthur Schopenhauer · Say Yayınları · 2008374 okunma
··
211 Gösterim
7 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Max  Horkheimer,  ( Frankfurt okulunun kurucularından aynı zamanda 2.başkanıdır) Edmund Husserl ve asistanı Martin Heidegger  ile çalıştıktan sonra ; sevgilisine yazdığı bir mektupta : Felsefe beni ne kadar kavrarsa, kendimi bu üniversitede felsefe denilen şeyden o kadar uzaklaşmış buluyorum. Bakmamız gereken hiçbir şekilde önem taşımayan bilginin formel yasaları değil, yaşamımızla  ilgili maddi kanıt ve onun anlamıdır.
Bu durum Almanya 1920'ler de oluyor. Ve Alman idealizmini anlayabiliyorsunuz.
Ben galiba pek anlayamadım kitabın ya da sizin neden eleştirdiğinizi üniversite ortamında felsefeyi. Kişiler eleştirilebilir sözde filozof olup ağdalı cümlelerle ders veren, bilgisizlikleri kuşaklarca devralınıyorsa öğrenciler eleştirilebilir ya da sistemin sorunları eleştirilebilir başlı başına. Ama illa ki bir yurt gerekmiyor mu buluşabilecekleri donanımlı ve hevesli insanların? Eski zamanlarda da buna benzer eğitim kurumlarında öğrenilmiyor muydu? Aristoteles mesela Platon' un akademisinde yetişmiş diye biliyorum. Onlar da varlıklılarmış. Ama düşündürücü bir yazı olmuş, teşekkürler.
bhmflzf
Gönderi Sahibi
Cahillik evrensel hala gelen bi kavram haline geldi günümüzde sizde biliyorsunuz ki küreselleşmeyle beraber en uzaktaki en yakın haline geldi.İfade ettiğiniz donanımlı insanların toplanacağı bi yer var mı oxsford,cambridge dahil hepsinin aynı tarz insanlarla dolu olduğunı ifade etmiş sorgulama odaklı değil dogma odaklı olduklarını kastetmiş kitap.Kitabı okuduysanız Kant felsefesine övgüler varken bizim övgüler methiyeler dizdiğimiz Hegel felsefesini yerin dibine sokmuş bence bu iki filozof arasındaki fark anlaşılınca çok daha kolay anlaşılıyor yazarın kastetmek istedikleri.Teşekkür ederim faydalı olan yorumunuz için.
üniversitelerde statükoyu felsefenin sağladığını ... harika... buna dini de , kültürü de, yönetimi de eklesek hiç de fena kaçmaz.. bilakis tam uyar... olsa gerek..:)?
Üniversitelerimizdeki bilim insanlarının kendi açımdan  en küçük calışmalarını bile takdir etmekteyim. Ancak kendilerini yeterli görmemeleri gerektiğinide düşünmekteyim. Maalesef bizim ülkemizde öyle bir kısır döngü oluşuyor ki, tarafların rolleri ve tavırları  değiştiğinden bir arpa yol alamıyoruz. Eleştirinin kendi içinden geldiği kurumlar değişmekte ve gelişmektedir. Ne yazık ki dışarıdan gelen eleştirilere  -insaflı bile olsa- öyle bir alınganlık ile cevap veriliyor ki herhalde şu anki mevcut durumumuzun cevabı da olmuş oluyor.
Üniversitelerde, bir felsefe bölümlerinin bir de ilahiyat bölümlerinin varlık nedenini tam olarak anlayamamışımdır hiçbir zaman... Yani bir felsefe hocası veya bir ilahiyatçı neyin eğitimini verir en temelde? Felsefenin ve dinin ilk olarak bizim kabul ettiğimiz miladi tarihin bile öncesinde ortaya çıkmış olması, ilk muhattapların bugünün penceresinden bakıldığında neredeyse en ilkel insanlar olmaları bile bu ironiyi anlatmak için yeterlidir. Bu kadar insana özgü, bu kadar kişiye özel, bireyin kendi algılama ve düşünme gücüyle alakalı bu iki kavram nasıl bir müfredata hangi başlıklarla sığdırılabilir? İncelemenizi okurken, bir yandan da bu sorularla bir kez daha yüzleşmiş oldum. Kaleminize sağlık...
Reklam
Gerçek filozofların, söyleyeceğini daha yalın ifade ettiğine değinmişsiniz. Genel olarak doğru. Hatta bir filozof hakkında bilgi veren felsefe kitaplarının dili, çoğu zaman filozofun kendi yazınlarından çok daha karmaşık. Üniverte ve filozofların eleştirilmesi olayına gelince konu Schopenhaur olunca biraz duraksıyorum, çünkü kendisi döneminde pek sevilmeyen bir üniversiye hocası :)) Ayrıca vasat her zaman her meslekte ve her uğraşta daha yaygın olacaktır. Antik Yunanda da parayla ders veren bir çok sofist filozof vardı, çoğu da sahtekar olarak görünürdü ama Sokrates de sofistler arasından çıktı sonuçta.
bhmflzf
Gönderi Sahibi
Sokrates'e buradan saygılar. :)