Gönderi

Huzur’da Huzur Yok!
9/10
·415 syf.··
Beğendi
·
2024 83. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 14 Kasım 2024 13:32
Herkese merhabalar, Türk Edebiyatı’nın en önemli eserlerinden biri olan Huzur kitabının incelenmesi ile geldim.. Bir itiraf ile başlayayım :)) Önceleri Türk edebiyatına karşı ön yargım vardı, okurken çok zorlanır dolayısıyla da okuyamazdım. Huzur kitabını yıllar önce okumaya çalışmış, 30 sayfa anca ilerleyebilmiş ve bırakmıştım. Dili aşırı ağır gelmişti ki eski Türkçe’yi okumakta çok zorlanırdım zaten… Amma velakin gururla söyleyebilirim ki artık tam aksine bayıla bayıla okuyorum Türk klasiklerini… Bunun da en büyük sebebi tabii ki Tanpınar… Bu Ahmet Hamdi Tanpınar ’ dan okuduğum ikinci eser. Birkaç ay önce Saatleri Ayarlama Enstitüsü ‘nü okumuştum ve çok beğenmiştim. Huzur ile beraber de tam bir Tanpınar hayranı oldum diyebilirim. O nasıl bir Türkçedir, o nasıl bir üsluptur öyle.. Hani yabancı bir şarkı dinlerken anlamasanız da şarkıyı çok seversiniz ya, kitabı okurken bazen tam olarak böyle hissettim :)) Kelimelerin anlamlarına bakmadan bile kurulan cümleler öyle güzel hisler uyandırıyor ki hayran olmamak elde değil, hele ki şiir seven biriyseniz :)) Tabii ki bunun sebebi yazarımızın aynı zamanda şair olması.. Kendisi şiir, deneme, roman, öykü, makale vs. gibi edebiyatın bir çok dalında eserler vermiş bir isim. Yahya Kemal Beyatlı hayranı ve aynı zamanda öğrencisi. Ee böyle donanımlı olunca da bu şiirsellik ve derinlik kaçınılmaz oluyor.. Şimdi biraz yazarımızın tarzına ve kitabın içine girelim.. Bundan sonra Tanpınar deyince aklıma gelecek ilk şey sanırım zaman kavramı olacak. Okuduğum her iki eserinde de “Zaman” dediğimiz şeyi öyle farklı bir bakış açısıyla işliyor ki anlayabilmek için durup durup düşünüyorsunuz.. Tanpınar’a göre zamanı bölemeyiz. O meşhur dizelerinde dediği gibi, zaman dediğimiz şey “Yekpare bir akış” tır. Parçalanamaz. Dün, bugün, yarın yoktur. Zaman bir bütündür. Ne içindeyizdir, ne de büsbütün dışında.. İnsanoğlu zamanın mahpusu, onun dışına fırlamağa çalışan bir biçaredir… Huzur kitabı 1 gün içinde geçer. 400 sayfa boyunca bir günü mü anlatıyor derseniz; hayır bir günü anlatmıyor. Baş karakterimiz Mümtaz’ın zihni aracılığıyla geçmişe gidiyoruz, çocukluğuna, 1 yıl önce yaşanmış olaylara tanık oluyoruz, ara sıra da günümüze uğruyoruz ve son bölümde olayları bağlıyoruz.. “Tanpınar Zamanı” nın parçalanamazlığını bu mükemmel kurgudan da çok güzel anlayabiliyorsunuz.. Kitap dışardan bakınca bir aşk hikayesi gibi duruyor ama kesinlikle sadece aşk hikayesi diyemeyiz. Zaten birçok başyapıt da bir “aşk hikayesi” gibi dursa da hiçbiri yalnızca aşk hikayesi olmaz hiçbir zaman. Ama Mümtaz’ın aşkının güzelliğini de yabana atmayalım, haksızlık olur :)) Kitabımız 2. Dünya Savaşı arifesinde geçiyor. Zaten Kurtuluş Savaşının etkilerini yeni yeni üzerinden atmaya çalışan Türk halkının yeni bir savaş ihtimaline karşı olan ruh hali çok güzel aktarılmış. Cumhuriyet dönemindeki batılılaşma ve halkın buna ayak uydurmaya çalışması, “Şark-Garp” arasında kalmış insanlar, yıllardır süregelen kültürden de vazgeçememek ama tam olarak o kültürü de yaşayamamanın, ikilemlerin, dönemin “Aydın” kesminin ruh haline nasıl etki ettiği de çok güzel işlenmiş. Ki bu arada kalmışlık günümüzde de hala devam ediyor maalesef. Kitapta öne çıkan bir başka şey ise musiki.. Yazarımız zaten tam bir musiki aşığı, o yüzden kitaplarında da işlemesine şaşırmamak gerek. Fakat bazı bölümlerde o kadar uzadı ki sıkıldım okurken. Belki de benim ilgi alanım olmadığı içindir fakat ciddi manada uzun uzun bahsedilen kısımlar var, musiki sevenlerin ilgisini çekecektir muhakkak. :)) Bu arada müzik demişken kitabın bölümlerini ve akışını, hissettirdiği duygusal iniş çıkışları; bir senfoniye benzetenler oldukça fazla.. Yazarımızda bu müzik aşkı varken böyle bir şeyi bilerek kurgulamış olabilir tabii ki.. Mümtaz… O bir cumhuriyet dönemi “Tutunamayanı”… Huzuru arayan fakat aradıkça daha çok huzursuz olan birisi.. Ruhunda, kalbinde çocukluğundan beri hep bir şeylerin sancısı var… Ve ne yazık ki nasıl oluyorsa yine hayal kırıklıkları da gelip hep böyle yaralı kalpleri buluyor gerçek hayatta olduğu gibi… Dönemin aydın Türk gencini de bu karakter üzerinden görebiliyoruz. Doğu-Batı arasında kalmış, çırpınan birçok bireyden yalnızca bir tanesi aslında. Bu arada yazarımız sanki Mümtaz karakterine kendisinden izler yüklemiş gibi hissettirdi. Tanpınar’ın da Mümtaz’ın da çocukluk travmaları var. Özellikle yazarın hiç evlenmemiş olması Mümtaz gibi bir aşk yarasının olma olasılığını düşündürttü bana. Ve bu da bana Tanpınar’ı bir kat daha sevdirdi çünkü Mümtaz’ı çok sevdim :)) Nuran’dan bahsetmek istiyorum biraz. Dönemin kadına bakışını, kadınlar üzerindeki toplum baskısını bu kızımız üzerinden anlatmış yazar. Buraya kadar her şey normal, çok güzel.. Fakat Nuran’ın yaptığı şeyin daha çok karakteri ile ilgisi var bence.. O son Suat olayı Nuran’a bahane oldu çünkü hep kafasında soru işaretleri vardı, net olmadı ve tam sevmedi, zaten hiçbir zaman Mümtaz’ın tertemiz sevgisini hak etmedi.. Duygularından emin değilsen, kalbini tam manasıyla veremeyeceksen, karşındaki insanın ruhunun ahengini bozmamalısın, kalbiyle oynamamalısın, bu saf kötülüktür. Hiç sevemedim Nuran’ı ve çok kızdım ona… Suat’a da değinmeden edemeyeceğim. Çok değişik bir karakterdi. Kötü, narsist diye tanımlayabiliriz belki ama öyle bir tanımlama işin kolayına kaçmak olur bence. Friedrich Nietzsche ‘nin Zerdüştüne, ‘Üst İnsan’ına da benzetebiliriz, Fyodor Dostoyevski kitaplarındaki nihilist karakterlere de. Üzerine ciddi felsefe yapılabilecek, tartışılabilecek bir karakter ve Klasik Türk Edebiyatında daha önce böyle aykırı bir karaktere rastlamamıştım. En son yaptığı şey ile borderline teşhisi koydum ben şahsen kendisine :)) Vee İSTANBUL… Canım İSTANBUL… İstanbul aşkımı beni birazcık bile tanıyanlar bilir :)) Böyle bir başyapıtın İstanbul temasıyla yazılması beni mest etti. Zaten biliyordum bu temayı fakat o kadar güzel işlenmişti ki okurken eridim de eridimm.. Sokak sokak, cadde cadde dolaştım. Üsküdar’dan uzun uzun bahsetmesi beni bir Üsküdarlı olarak ayrıca mutlu etti.. Canım Tanpınar iyi ki yazmış, iyi ki :)) Ve okurken şunu anladım ki hayatın akışına kendimizi öyle bir kaptırmışız ki hiçbir şeyin kıymetini bilmez, gözümüzün önündeki güzellikleri görmez olmuşuz.. Mesela çocukken Beyazıt’ta güvercinlere yem atmaya bayılırdım, ee tabii o zamanlar her istediğimde ulaşamazdım bu mutluluğa.. Şimdi imkanım var ama en son ne zaman güvercin besledim, hatırlamıyorum bile.. Kendimizi modern zamanın hızlı akışına öyle bir kaptırmışız ki küçük ama doyurucu mutlulukları unutur olmuşuz.. Hep bir şeylere yetişme, başkalarına bir şeyler kanıtlama derdine düşmüşüz. Durup kendimiz için, salt huzurumuz için bir şeyler yapsak belki de o ‘Huzur’u içimizde bulacağız ama durmuyoruz, duramıyoruz.. Bu anlamda da İstanbul üzerinden kendi adıma güzel dersler çıkardım diyebilirim. Ve İstanbul’un keyif veren ufak mutluluklarına daha çok vakit ayırmaya karar verdim. Gülhanedeki Tanpınar Kütüphanesi ilk rotam olacak muhtemelen :)) İncelememi şu unutulmaz dizelerle bitirmek istiyorum: Ne içindeyim zamanın Ne de büsbütün dışında. Yekpare geniş bir anın Parçalanmaz akışında… Keyifli okumalar herkese..
Edebiyat
HuzurAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 201921,3bin okunma
··
1.516 Gösterim
4 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Emine İnen
Gönderi Sahibi
youtube.com/shorts/BUlOjHiv... Dinleyin, dinlettirin.. ❤️
Muhteşemmm🫶🏻 Okurken mest oldum 💫🤍
Emine İnen
Gönderi Sahibi
Oya Teşekkür ederimm 🫶🏻🌸
Bayılıyorum..İncelemelerini okumak en az kitap okumak kadar keyifli🌸❤️
Emine İnen
Gönderi Sahibi
Berfin roma Yaaa canımm 🙈🫠 Teşekkür ederimm 😍🫶🏻
kaleminize sağlık çok güzel yazmışsınız 👏
Emine İnen
Gönderi Sahibi
İnanç Oruç Teşekkür ederim, beğenmenize sevindim 🙏😇