Bazı romanlar vardır, son sayfanın son kelimesini de okuyup nihayete erdirisiniz. Kitabı bitirdiğinizi bir sersem gibi önce fark ermez, sonrasında bir boşluk hissiyle sarsılırsınız. Yüreğinizi buruk bir acı kaplayıverir, romanın tesiri ta ruhunuza nakşedilmiştir.
Bende bu hissi yapan roman sayısı iki elin parmağını geçmez. Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna eseri bu etkiyi yapan bir kitaptı. Aradan yaklaşık iki sene geçti ve üstatın İçinizdeki Şeytan eseri gene bu tesiri yaptı.
İncelememe başlamadan evvel şunu söylemek isterim, bu romanı eleştirecek ve edebi bilgiye ne de birikime sahip biriyim. Öyle ki birkaç fikrimi düzgün beyan edebilirsem bana ne mutlu!
Romanımızın ön sözü geçtiğimiz günlerde vefat eden rahmetli Selim İleri tarafından yazılmış. Kurtlar Vadisi gösterime girmeden evvel tüm karakterler hayal ürünüdür diye bir uyarı gelir ya, hah, Selim ileri de aynen öyle demişti. Ancak ben böyle olduğunu düşünmüyorum. Mesela Nihat karakterinin Atsız olduğu bariz.
Ömer bir gün vapurda Macide ile karşılaşır. İlk görüşte vurulur. Dahasında beraber olurlar, başlarından bir takım havadisler geçer vs. Ben bunların anlatmak amacı gütmüyorum ki zaten kitabı okuyunca göreceksiniz.
Benim söylemek istediğim Ömer'in psikolojik bunalımları, ruhsal çatışmaları, tembelliği, aciziyeti, ruh hali vs. o kadar iyi yansıtıldı ki Suç ve Ceza'yı yeniden okuyor gibi hissettim. Bu sadece Ömer karakteri için değil, tüm karakterler için öyle.
Ayrıca romanı aşktan ibaret yaveler sanmayın, aydınlara da pek değiniyor. Dönemin aydın diye geçinen insanları; kahvehane köşelerinde birbirleriyle atışıyor, sağdan soldan edindikleri çelişen bilgileriyle üstünlük kurmaya çalışıyor, gazeteden iki kelimeyi bir araya getirip ona buna hakaret ediyor, meyhane köşelerinde kafa çekil tartışıyorlar. Fakat kendi aralarında sövüşme, konuşma harici kimseye faydası olmayan; ikiyüzlü, ucube insanlar.
Ömer'in içinde bir aciziyet var. Öyle bir aciziyet, öyle bir tembellik ki iradesini kullanmaktan onu alıkoyuyor. Hayatını içinden çıkılmaz buhranlara sürüklüyor. O ise bu duruma "İçimizdeki Şeytan" diyor. İçinde bir şeytanın mevcudiyetine kendini inandırıyor, oysaki tüm mesuliyet kendinin ve gururun yediremiyor bunu.
Üstat genç yaşında suikasta uğramış, ama arkasında böylesine edebiyata damga vurmuş eserler bırakmış. Oğuz Aktürk bu eserin Kürk Mantolu Madonna'dan daha iyi olduğunu söylüyordu. Ben henüz bu kitabı okumamıştım. Şimdi bunu düşününce tam bir yargıya varamayacağım ama herkesin mutlaka okuması gereken bir başyapıt.