Yoğun doğa betimlemeleriyle daha ilk sayfalardan boğuştuğum bu eser yazarın öncesinde okuduğum Feniçka ve Arayışlar kitabında asla bu kadar fazla değildi. Betimleme seven ve iyi yapan yazara saygı duyan biri olsam da insanı boğan betimlemeler okurken işkence yaratabiliyor. Bu eser de bu yönden biraz öyleydi bilhassa ilk sayfalar "ne okuyorum ben?" demeden ve bir kaç kez geriye dönmeden edemedim.
Lou Andreas-Salomé 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarında yaşamış, kadınların bağımsızlığını ve özgürleşmesini savunan ve değerli eserler bırakan bir yazar. Özellikle Arayışlar kitabı herkesin kitaplığında olması gereken eserlerden biri. Pek âlâ bu kitap da öyle olabilecekken bazı sebeplerden dolayı ötekinin çokça gerisinde kalmış. Arayışlar kitabında çizilen kadın portresi ve bu kitaptaki bana göre biraz çelişiyor. Söz gelimi Adine (Arayışlar) bağımsızlığı ve olgunlaşmayı dışarda değil kendi benliğinde ararken daha 16 yaşında olan Lyubov (Volga) bunu dışarda aşkla keşfetmiş gibime geldi? Belki de ben mi yanlış anlamışım bunu diğer okuyanlara sormak gerek?
Avrupa'nın en uzun nehri olan Volga (İdil)'da Çar Saltan isminde bir gemide geçen eser: dış dünyayı daha yakından gözlemleyen ve doğanın üzerine bıraktığı hissiyatları bize aktaran Lyubov'un bir kaç günlük yolculuğu süresince olgunlaşmasını konu ediniyor. Tabii bu süreçte kadınların rolleri üzerine bol bol durulmakta. Söz gelimi güzelliklerinin ve süslenmelerinin başka gözleri "bayram ettirme ve sevindirme" niyetine olduğu, camdan fanusa kapatılacak bir şey olmaları, mutlaka bebeleri ve kocası olması gerektiği gibi vurgular sıkça yer edinmekte ki dönemin bakış açısını güzel yansıttığı belli.
Gelgelelim Doktor Valdevenen karakterine. Bazı şeyler dönemini bile aşar yani aradaki yaş farkının da bir sınırı vardır. Doktor olan birinin genç olmadığını varsayıp 16 yaşındaki kıza hem "çocuğum" diyip hem alıcı gözle bakması ne kadar hoş? Bunun dönemi için de yakışık olduğunu sanmam. Gerçi daha niceleri vardır ama bu doğruluğunu ıspatlamaz. Buna karşın doktorun öğüt verdiği sözleri de bana ikiyüzlüce geldi. Kaptanla konuşurken kızın fanusa kapatılmaması ne acı diyip kızın yanında onu korumaya alıp, hayatına erkekleri sokunca asla eskisi gibi olmayacağını dile getirmesi... Buna karşın zamanla Lyubov'un doktora karşı ilgisinin arttığına da okuyor ve masumluğun bu noktadan sonra kırıldığını ve güzel hissiyatların yerini acıya bıraktığını anlıyoruz.
Ben nedense son kısmı Salomé gibi bir yazara pek yakıştıramadım. Olgunluğu aşka dayandırması ve başka birinde bulması bana savunduğu şeyi pek de yansıtamadı.
Daha önce Salomé okumadıysanız ne bu kitabı ne de Feniçka'yı ilk olarak tavsiye etmem. Fikrimce Arayışlar, Feniçka ve Volga olarak okunmalı. Tabii diğer kitaplarını okumadığım için küçük listemde sadece bunlar var)