Gönderi

Puan vermedi·208 syf.··
Beğendi
·
2018 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 14 Ocak 2018 23:01
Kitap üzerine konuşmaya başlamadan evvel kitapla ilgili birkaç küçük tesadüfü sizinle paylaşmak isterim... 1000Kitap'a üye olduğum ilk günlerde çeşitli vesilelerle birkaç defa bu kitapla karşılaştım. Allah nasip ederse, yaklaşık 2 ay sonra dünyaya gelecek olan oğlum Tuna'nın adını taşıdığı için ilgimi çekti. Bir çeşit algıda seçicilik diyebiliriz:) Sonra kitabın https://1000kitap.com/yazar/Mehmet-Yilmaz tarafından yazıldığını öğrendim. O dönem kendisiyle yer yer Cengiz Aytmatov üzerine sohbetler yapıyorduk. Böylece kitabı okuma listeme dahil etmiş oldum. Bir diğer tesadüf de kitabın bana ulaşma şekli oldu. Kitabı sipariş vereceğim hafta, sanırım tedarik süresi yüzünden 1 hafta ertelemek zorunda kaldım. O hafta sonu 1000Kitap İstanbul buluşması oldu. Bir de ne göreyim; Mehmet Hocam, sağolsun kitabını bize hediye olarak göndermiş:) İşte böylece, ben kitaba, kitap da bana adeta koşar adım yürüyerek ortada buluşmuş olduk... :) Tuna'nın Türküsü ile tanışma hikayemiz kısaca böyleydi. Gelelim kitabın bende nasıl bir iz bıraktığına... Herkesin bir hikayesi var... Mustafa'nın, Ayşe'nin, Tunahan'ın, Hüsrev'in, Adem'in, Şevval'in ve diğerlerinin... İsimler değişiyor, coğrafya değişiyor, zaman değişiyor... Ama bu hikayelerin her biri, sonunda çok daha büyük bir hikayeye çıkıyor: Bizim hikayemize... Eminim benim gibi pek çoğunuzun nereden ya da 'kimlerden' geldiğini detaylı olarak araştırma fırsatı olmamıştır. 'Benim dedem aslında şuradan göç etmiş, bizim anne tarafı aslında şuralıymış' temalı hikayelere hepimiz aşinayız. Bu işe gerçekten gönül verenler, oturup şecere çıkartıyorlar genelde. Ya da hayatta kalan büyüklerden, eski kuşaklar, kökenler hakkında yeni bilgiler bulmanın peşine düşüyorlar. Bense diğer grupta kalıyorum. Kişisel geçmişim hakkında fazla bilgiye sahip değilim. İşte bu nedenle bu tür kitaplara ayrı bir değer veriyorum. Orada yazılan hikayeleri kendi hikayem gibi okuyorum. Çünkü birinin hikayesi, bir yerden sonra hepimizin hikayesi oluyor. Tuna'nın Türküsü'nü de bu duygularla kendi hikayemi okur gibi okudum. Büyük dedelerimin de tıpkı Mustafa gibi, Hüsrev gibi Balkanlar'da, Kırım'da, Köstence'de düşmanla çarpışmadığını, belki de şehit düşmediğini kim garanti edebilir ki? Dediğim gibi, bir yerden sonra isimlerin, mekanların, zamanın bir anlamı kalmıyor. Çünkü her hikayenin kapısı dönüp dolaşıp yine bize açılıyor. Daha önceden de yazmıştım. Toplar, tüfekler, tanklar, uçaksavarlar bize savaşın ne olduğunu anlatamaz. Tarihe dönüp baktığınızda ölen insanlar sadece bir sayıdan ibarettir. Anlamsız, kupkuru, sonu bol sıfırla biten kasvetli sayılar... Hiçbir yüzbaşıyla, bir generalle, savaş uçağı kullanan bir pilotla empati kuramazsınız. Savaşı anlamanın tek yolu, o acıyı, hasreti, ayrılığı, korkuyu, göçü yaşayan insanların hikayelerini okumak ve kendinizi o insanların yerine koymaktır. Tıpkı Tuna'nın Türküsü'nde olduğu gibi... O yüzden gerçeklere bağlı kalarak bu hikayeleri yazıp bize ulaştıran yazarlar, bir ayağı tarihe, diğer ayağı günümüze uzanan bir köprü gibidirler. Kitapları edebi bir eser olmanın yanı sıra, aldıkları bir sorumluluğun tezahürüdür aynı zamanda... https://1000kitap.com/yazar/Mehmet-Yilmaz 'ın bu eseri, bu yönüyle de hem kitaplıkta hem de zihinlerde ayrı bir yere konulmalıdır. Kitapla ilgili söyleyecek çok sözüm var aslında ama, lafı da fazla uzatmak istemiyorum. Yine de kitap elimdeyken yaşadığım bir okuma deneyimine değinmeden geçemeyeceğim... Tuna'nın Türküsü'nü okurken aklıma sık sık yakın dönemde okuduğum https://1000kitap.com/serenad--1053 ve Toprak Ana kitaplarından sahneler belirdi. 'Struma Faciası', 'Mavi Alay Dramı', Tolganay ve Aliman'ın hikayeleri ve çok daha fazlası... İşte o noktada, kitapların da bir masanın etrafında toplanmış gibi kendi aralarında konuşabildiğini farkettim. Boş bir masa hayal edin... Önce Tolganay ve Aliman geliyor, ardından Şehit Mustafa'nın karısı ve hemen yanında Ayşe Ana... En sonunda da Profosör Wagner beliriyor, elinde kemanıyla... Konuşacak o kadar çok sey var ki... Belki de susup sadece birbirlerinin gözlerine bakıyorlar, 'hepimiz oradaydık' dercesine... Çok uzundur bu hikaye... Belki Tuna nehri kadar uzun ve bir o kadar da derindir... Bir ayağı da Fırat kıyısında akar bu hikayenin... Başka bir ayağı Kıbrıs'ta, bir başkası Musul'da... Mostar Köprüsü bağlar o nehirleri, belki Malabadi Köprüsü ya da Boğaziçi... Nice kahramanlar geçer o köprülerden, erkekler, kadınlar ve çocuklar geçer... Ve onların hikayesi, bizim hikayemizdir. Kapatırken, son söz yine kitaptan gelsin; O düşünceler içindeyken Romanyalı rehberimize bir şey sordum; -Siz çocuklarınıza Tuna adını veriyor musunuz? Şaşırdı önce ve sonra ‘hayır’ dedi. Biz çocuklarımıza nehir adını vermeyiz. ‘Ama biz veriyoruz. Üstelik aradan geçen yüzlerce yıla rağmen…’ Herkese keyifli okumalar dilerim...
Tuna'nın TürküsüMehmet Yılmaz (Samsunlu) · Roza Yayınevi · 2015104 okunma
··
340 Gösterim
17 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Ne güzel bir isim seçmişsiniz Necip Bey, sağlıkla kucağınıza alın inşaallah. İncelemeniz her zamanki gibi, insanın içine işliyor. Kaleminize sağlık.
Necip G.
Gönderi Sahibi
Çok teşekkürler Nesrin Hanım. İsim konusunda çok zorlanmadık. Cinsiyeti belli olduğu andan itibaren adı da konmuş oldu:) Güzel düşünceleriniz için ayrıca teşekkür ederim. Sevgilerimle...
Necip Bey, sanırım değerlendirmenin değerlendirmesini yazacağım :) Yorumunuzu okurken çok duygulandım. Çünkü özel hayatımda, memleketin genel durumundan bağımsız olmayan ciddi sıkıntılar yaşıyorum. Geçmişimi, inançlarımı, geleceğimi sorguluyorum. Bütün bu sorgulama süreci içinde cevabını aradığım esas soru, 'ben nasıl bir insanım?' oluyor. Sonra Tuna'nın Türküsü ve hatta Bir Gün'ü yazan biri olduğumu düşünerek mutlu oluyorum. İşte böylesi güzel geri dönüşler, beğeniler beni hayata daha bir bağlıyor. Belki bir gün yüz yüze gelirsek, benim hikayemi de size anlatabilirim. Bu faslı geçersek, Tuna'nın Türküsü'nü beğenmeniz beni çok mutlu etti. Karnesi pekiyilerle dolu bir öğrenci gibi hissettim kendimi. Zira 1K'daki okurların yorumları benim için çok kıymetli. Doğacak olan oğlunuza Tuna adını verecek olmanız harika bir rastlantı olmuş. Sonuçta biz Türkler çocuklarımıza 'Tuna' adını veriyoruz. :) Romanda yazdığım o diyalog birebir yaşanmıştır, gerçektir; atalarım oradan olmasa da Tuna'yı ilk gördüğümdeki yürek çarpıntım da öyle... Okuyup beğendiğiniz için teşekkür ediyorum. Zahmet edip, yorum yaptığınız için de öyle... Umarım Bir Gün'ü de okur ve yorumlarsınız.
Necip G.
Gönderi Sahibi
Mehmet Hocam böyle güzel bir eseri hem edebiyatımıza hem de kitaplığıma kazandırdığınız için asıl ben çok teşekkür ederim. Bizimkisi sadece küçük bir teşekkür mahiyetinde kaleme alındı. Mehmet Hocam, aynı kuşağın insanları olduğumuz için sizin yaşadığınıza sorgulamaların benzerini zaman zaman ben de yaşıyorum ve bir şekilde sizi anladığımı düşünüyorum. Tabii bunun da ötesini bizzat sizden dinlemek benim için çok büyük bir keyif ve ayrıcalık olur. Zaten bendeki kitapta bir eksik var, o da imzanız:) Ancak böylesi daha iyi oldu. Çünkü ilk memleket ziyaretinde yolu 1,5 saat uzatıp Samsun'a mutlaka uğrayacak ve kitabı bizzat Tuna'nın adına imzalamanızı rica edeceğim sizden:) Ve açıkça ifade edeyim ki, kitap hakkında yazdıklarım gerçekten de içimden geçenlerdi. Siz burada olmasanız dahi yine bu kitapla buluşsaydım, aynı kelimelerle ifade ederdim düşündüklerimi... Bu arada incelemenin bütünlüğü açısından değinemesem de Bir Gün'ü de okuduğumu ifade etmek isterim. Hem o hikaye ile hem de not aldığım diğer birkaç konu hakkında size ayrıca yazacağım. İncelemedeki alıntının birebir yaşanmış olması ayrı bir değer katıyor duruma:) Bunu o an yakalamış olmanız bile hayranlık uyandırıcı gerçekten... Ben de Tuna hayırlısıyla dünyaya gelip biraz büyüdükten sonra hem onu, hem de kızım Doğa'yı alıp gideceğim o bölgeye... Belki de sizin izlediğiniz rotayı baştan alıp üzerine bir de gezi incelemesi yaparım inşallah:) Her şey için tekrardan çok teşekkür ederim Mehmet Hocam... Selam ve sevgilerimle...
Hocam, yüreğinize sağlık. Bu incelemeden sonra,bu kitabı okuma şevki uyandı. Okunacaklar listesine alıyorum. :)
Necip G.
Gönderi Sahibi
Hocam çok teşekkür ederim. Çok naziksiniz. Şimdiden keyifli okumalar diliyorum...
Çanakkale'de şehit düşen babanın tek evladı dedem nesebiyle Kırım'la bir akrabalık bağımızın olduğunu çokça işittim aile büyüklerimden. Bu cihetten güzel incelemeniz kitabı okumaya heveslendirdi. Ayrıca savaşlarla ilgili yorumunuz da çok isabetli. Haberlerde duyduğumuz şehit haberlerine her Türk vatandaşı gibi yüreğimin yanmasıyla birlikte askerlik yaptığım yıllarda şehit olan arkadaşlarımın hazin hikayesine birebir şahit olmak apayrı bir duygu. Elinize sağlık.
Necip G.
Gönderi Sahibi
Erdinç Hocam öncelikle şehit dedenize Allah’tan rahmet dilerim. Bu kitapta eminim siz de bizler gibi çok şey hatta belki de fazlasını bulacaksınız o yaşanmışlığa dair... Çok teşekkür ederim bu değerli yorumunuz için...
Allah bağışlasın hocam. Inceleme yine şahsına münhasır olmuş eline sağlık.
Necip G.
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim Anıl hocam... Çok naziksiniz... Sevgilerimle...