İnternetteki yorumlardan da faydalanarak yorumlayacağım kitabın ana karakterinin ismi verilmemiş. 15 yaşındaki çocuk, kemik veremi hastasıdır. Çocuk bu acıyı yedi yıla aşkın süredir çekmektedir. Birçok kez ameliyat olmasına rağmen kesin bir çözüm bulunamaz. Bacağını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalan çocuk ;hasta olan bacağını yalnız vücudunun değil, ruhunun da bir parçası olarak görür ve bacağı kesilirse ruhundan da bir parça gideceğini düşünür. Yaşar KemalPeyami Safa
Kahramanımız bir köşke gider. Bu köşkte küçüklüğünden tanığı Paşa ve Nüzhet vardır. Nüzhet 19 yaşındadır. Çocuk köşkte kaldığı sırada Nüzhet’le aralarında bir yakınlaşma olur. Ancak Nüzhet’in ailesi kızı, Doktor Ragıp ile evlendirmek istemektedir. Kitap, kısaca çocuğun hastalığı ve aşkla mücadelesini anlatıyor. Kitap akıcı ilerledi ama sonu bence havada kaldı ve tatmin etmedi.
Kitap, yer yer dönemin olgularına da değinmiş. O zaman insanların bölünmüşlüklerini, Türklük fikrinin ne durumda olduğunu, aslında Türkçenin ne gibi yozlaşmalardan geçtiğini de görmüş oluyoruz.Örneğin, çocuk ve Paşa’nın bir sohbetinde yaşadığı çatışmanın nedeni, Fransızca kelimeler kullanmanın aydın-eğitimli sayılması fikrinin, zıt görüşlere sahip olmasıydı. Bu çatışmadan sonra evde bir huzursuzluk olmuştu ve çocuk, etrafındakilere karşı kendini yabancı hissetmeye başlamıştı. Etrafındaki onunla konuşan, onu eğlendiren kişiler kaybolduğunda ise hastalığı ona daha çok acı vermeye başladı. Daha çok acı vermesinin sebebi hastalığın ilerlemesi miydi bilmiyorum ama bence nedeni, etrafındakilerden uzaklaşıp kendi hayal dünyasında kaybolmasıydı.
İnternetten edindiğim bilgilere göre, alt metinde bulunan otobiyografik öğeler şu şekilde: Peyami Safa da sağ kolunda kemik veremiyle mücadele etmiş. Kitapta geçen şu cümle, kendinden bahsettiğini kanıtlar nitelikte:
“Büyük bir hastalık geçirmeyenler, her şeyi anladıklarını iddia ederler.”