“Bu kitap Henry Miller’ın dediği gibi kutsal kitaptan daha etkili bir ilaç olabilir. Zihnimi karmaşa ve şüphelerle bırakan yaşamım da, sorduğum herhangi bir soruya beni yeterince ikna eden ne cevap alabildim ne de zihnen sakinleşebildim. Beni spiritüel anlamda rahatlatan bu ilaç gibi kitaba çok şey borçlu oldum. Ölüme, hataya, kusursuzluğa ve masumiyete çok fazla önem veren ve insanı zihnen günah psikolojisiyle boğan gelenekselleşmiş tüm din anlayışlarını kafamda yıktım. Yaratıcıya hep inandım ve onun Carl Sagan’ın dediği gibi fiziksel kanunlar dizisi olduğuna inancım tam. Ve Nikola Tesla’nın da benzer dediği gibi evrenin sırlarını keşfetmek istiyorsak enerji, frekans ve titreşim dilinde düşünmemiz gerekiyor. Meditasyon dilinde bu titreşime tam olarak Om deniliyor. Basit ve kısa bu kelime aslından evrenin sadece bir titreşimle yani bir ses titreşimi sayesinde ortaya çıkardığı enerjilerle oluştuğunu düşündürüyor.
Kitapta da sürekli Om’dan bahsediyor ve bunun mükemmellik olduğunu dile getiriyor. Bu Om kelimesi hepimizin bildiği yoga ve meditasyon dilinde dile getirilen Om’dur. Söylenme sebebi ise zihni odaklanmaya ve bilinçlendirmeye teşvik etmesidir. Siddhartha karakteri ise bu Om’u keşfetmek ister ve sürekli bir yaşam ve bilgi arayışıyla yola çıkar. Fakat yolda karşılaştığı kimse onu Buddha kadar etkilememiştir. Buddha’dan bilgeliği öğrenebileceğini sanar sonra anlar ki bilgelik bir keşiftir ve insanın kişisel deneyimleriyle bulması mümkündür. Bilgi öğretilebilir ama bilgelik hayır. Bunu anladıktan sonra Buddha’nın yanından ayrılacaktır. Benim bu anlattığım kitabın felsefesinin sadece küçük bir parçası. Konusundan ziyade ana fikrinin önemli ve çok fazla olduğu bu kitap tıpkı az önce Buddha hikayesinde olduğu gibi anlatılacak değil tam olarak keşfedilecek ve sizi ruhen özgürleştirecek bir potansiyelde. Bahsetmek istediğim benim için önemli olan ve eminim sizi de huzura kavuşturacağını düşündüğüm önemli bir anafikir daha var. O da töz meselesi. Siddharta’yı okumadan önce çokça üzerinde kafa patlattığım bir mevzuydu. Töz yani nesnel bir açıklama getirirsem sanırım René Descartes’ın açıklamasını seçeceğim. ‘var olmak için kendinden başka bir şeye ihtiyacı olmayan şey.’ Bu da tanrı demektir. Kitapta tözden sürekli bahsedilir ve kitabın uzunca bir kısmı aslında onu anlatmak için doğadan sembol olarak ırmağı seçmiştir. Yazar sanırım bunu bize anlatmak için kendisi için aydınlanmayı yaşatan sembol olarak bunu tercih etti çünkü kitapta Siddharta karakterimizin aydınlanması bu ırmak sayesinde oluyor. Tözü daha da açıklarsam aslında özünde özü diyebiliriz. Değişimin yani evrimin bir yanılsama ve zamanın kendisinin ise bunun aracı olduğunu ama her şeyin özünde aynı töz olduğunu ve bunun da yaratıcı olduğunu söyler. Ve bu da Om’dur yani mükemmelliktir ve bu da canlı veya cansız yaşamın her noktasında mevcuttur. Osho buna saf enerji diyordu ve beni ikna etmişti. Bunu düşününce kendimi keşfettim ve bu dünyada ne İsa ne Buddha ne de Muhammed gibi olamayacağımı anladım. Bu insanlar bilgeydi ama bilgelik öğretilemezdi, keşfedilebilirdi. Bu insanlar bile birbirine benzemiyorlar onların tek ortak noktası bilgeliğe erişmiş olmaları. Ve bu kitaptaki Siddharta bunu başarıyor bu sayede onun varoluşuyla arasını açan, onu arzu ve isteklerle huzursuz eden, kitapta da adı Çocuk İnsanlar olarak tanımlanan tüm o insanlara rağmen nihayetinde başarmıştı: Kendi olmayı.”