Bin Muhteşem Güneş, içerisinde barındırdığı yaşanmışlıklar, Taliban'ın kadını hiçe sayan zihniyeti, Afgan toplumunun gelişmişlikten yozlaşmaya uzanan öyküsü ve savaşın çarpıcı etkileriyle beni derinden sarsan, yüreğimi yakıp kavuran bir eser. Kadının bireyselliğinin yok edilişine şahit olmak, erkek hegemonyası altındaki hiçe sayılışı hissetmek beni o denli derinden etkiledi ki, romanın bazı kısımlarında gözyaşlarıma engel olamadım. Khaled Hosseini bu zamansız eserinde geçmişte ve günümüzde dini ve siyasal baskıların altında nefes dahi aldırılmayan kadınların sesi, yaşanmışlıklarından ufak bir esinti olmuş. Değeri yitirilmiş, hayatları ellerinden alınmış, hakları olmayan bu kadınların tüm baskılara rağmen çırpınışı, kadının kadına en güzel mirası değil midir?
Günümüzde kadınlar özgürce yaşayabilmek için, ölümü göze alarak katı rejimlerin, mollaların karşısında dururken içlerinde taşıdıkları bu cesaretin, her birimiz için paha biçilmez bir cevher olduğunu düşünüyorum.
Bin Muhteşem Güneş'ten önce Çöl Çiçeği'ni okumuş ve Afrika kadınının siyasal, dini ve toplumsal baskılar altında hayatta kalma mücadelesi hakkında bilgi edinmiştim. Kadının toplumdan silinişi, varlığının hiçe sayılması bu denli katı ve gerçekken, ortak acılarımızdan doğan direnişin devam edeceğine ve bir gün bu korkunç kabusun biteceğine inanıyorum.