Jack London'ın okuyucuyu eserin karakterlerinden biriymiş ya da ana karakterin yanı başında, tüm adımlarına şahit olurmuş gibi hissettiren güçlü bir betimlemesi var. Her seferinde hikayelerini bir solukta okurken buluyorum kendimi. Deniz Kurdu, kasvetli bir maceraya sürüklenen Van Weyden'ın sıra dışı hikayesini okurken benim ölümsüzlük ve yaşamın değerine dair çok kez düşünmeme sebep oldu. İnsan yalnızca devinmek için savaşabilir miydi?
Romanda denizciliğe dair terim ve teknik detaylar bana bunaltıcı gelmedi. Martin Eden sayesinde uzaktan aşina olduğum o denizcilik öykülerine yavaş yavaş adım atmış, Hayalet'in o kaotik tayfasının bir parçasıymış gibi hissettim. Jack London beni her seferinde yeniden büyülüyor. Çoğu zaman yaşanmışlıklarını barındıran hikayelerinde akıntıya kapılmış gibi hissediyorum.
Wolf Larsen ile geçen diyaloglar için bile bu romanın okunması gerektiğini düşünüyorum. Karşılıklı konuşmaların hayat ve insan olmaya dair sorular yönelten çekici bir yanı var.