Herkese selamlar;
Okurken yepyeni bilgiler edindiğim, birçok yerinde hayretler içerisinde kalıp insan beyninin ve vücudunun yapısının mükemmelliğine ve sınırsızlığına hayran kaldığım bir kitap olan Karısını Şapka Sanan Adam kitabını inceleyeceğim. Şaşırmaya hazırsanız başlayalım :))
Yazarımız Oliver Sacks Yahudi asıllı İngiliz bir nörobilimci. Vakalarını anlattığı birçok kitabı var. Uyanışlar adlı kitabı sinemaya da uyarlanmış. Robin Williams ve Robert de Niro’nun başrollerini oynadığı film birkaç dalda Oscar’a aday gösterilmiş, öyle de başarılı.. Annesi babası doktor, akrabalarından birçoğu kimyacı. E doğal olarak genlerden gelen bir yeteneği var diyebiliriz bu işlere :)) Kendisinin müziğe de çok büyük bir tutkusu var ve müzisyenliğin kıyısından dönüp doktor olmuş aslında :)) Bence yazarlık konusuna da yeteneği var çünkü bu tarz doktorların vaka anlattığı kitaplarda olay akışının düzeni, dilin kullanımı vs. gibi noktalar biraz eksik olabiliyor. Fakat yazarımızı bu konuda gayet başarı buldum. Ayrıca hastalarına hasta ya da denek gözüyle değil de ‘insan’ olarak bakması da beni kendisine yaklaştıran bir başka nokta oldu. Sağlık sektörünün içinden birisi olarak bu konuda çok hassasım. Hastaların insan olduğunu unutmadan, empati kurarak tedavi süreçlerini tamamlamak en az iyileştirmek kadar önemli bir konu benim nazarımda. Kitabı okurken göreceksiniz ki Oliver Sack da bu konuda çok hassas ve insancıl. Kendisini tebrik ederim.
Kitabın içeriğine geçecek olursak;
Meslek hayatında karşılaştığı çok ilginç 24 vakayı ele almış yazarımız. Bunların her biri daha önce karşılaşılmamış sıra dışı vakalar ve birçoğunun tedavisi yok. Kitabı bu vakaların türüne göre; Kayıplar, Aşırılıklar, Seyahatler, Basitin Dünyası olarak dört bölüme ayırmış. Her bölümden önceki giriş kısımlarında o bölüm ile ilgili yaptığı çalışmalar ve bölüm ile ilgili verdiği bilgiler güzel ve faydalıydı.
Kitaptaki vakaların her biri çok ilginçti gerçekten. İçlerinden benim ilgimi en çok çeken birkaçından bahsetmek istiyorum…
İlki, kitaba da ismini veren Karısını Şapka Sanan Adam…
Dr. P. adındaki hastanın, göz muayenesi sırasında göz fonksiyonlarında bir sıkıntı olmadığı anlaşılır ve doktoru onu nörolojiye sevk eder. Böylece Dr. P. yazarımız Oliver Sacks ile tanışır. Yazarımız hastayı muayene ettiğinde hiçbir anormallik göremez. Ta ki hasta odadan çıkarken karısının kafasını şapka sanıp kafasına takmaya çalışana kadar…
Dr. P.’nin beyninde, görme ile ilgili lobundaki sıkıntıdan kaynaklanır bu ilginç durum. Görme Agnozisi gibi bir rahatsızlıktır. Yüz tanıma yetisini yitirmiştir hasta. Nesneleri, eşyaları karıştırır. Koltuk köşeleri gibi nesneleri öğrencisi sanıp başlarını okşar. Ayağını ayakkabısı sanıp ayağını ayağına giymeye çalışmak gibi absürt şeyler yapar. Ve çevresindekiler de bunlara alıştığı için Dr. P.’nin eğlenceli mizacının böyle olduğunu sanırlar. Zaten Dr. P’nin kendisi rahatsızlığının zerre farkında değildir ve bence bu da durumun en korkutucu tarafı zaten. Düşünsenize, hayatınızı normal bir şekilde yaşıyorsunuz ama aslında normal sandığınız şey anormal ve bunun farkında bile değilsiniz. Çok garip bir durum gerçekten de.. En kötüsü de bu hastalığın tedavi edilememesi.. Dr. P. hayatına bu şekilde davam etmek zorunda kaldı. Fakat teselli verici olan şey şu ki kendisi bir müzik öğretmeniydi ve müziğe tutunarak hayatını bir şekilde doldurup ölünceye kadar mutlu bir şekilde yaşadı..
Dikkatimi çeken bir diğer hasta ise 3. vaka olan Bedenini Yitiren Kadın. Safra kesesi ameliyatı olmak için hastaneye yatan Christina gördüğü bir kabustan uyandıktan sonra birdenbire bedenini hissetmez. Beden tamamen yerinde olmasına rağmen hasta sanki bedeni hiç yokmuş gibi hissediyordur. Çok ilginç gerçekten. Sacks yaptırdığı testler sonucu hastanın polinevrit geçirdiğini görür fakat işin garibi bu nevritin sadece özduyum ile ilgili liflerde tahribat oluşturmasıydı. Ve bu tahribat kalıcıydı.. Yani kısacası hasta özduyumunu kaybetmişti ve kendini hissedemiyordu.. Düşünsenize durup dururken böyle bir şey yaşadığınızı.. İnsan akli dengesini bile kaybedebilir böyle bir durumda.. Sacks hastasına, bedenimizi üç şekilde duyumsadığımızı, bunlardan birini kaybettiğini fakat görme ve denge organlarıyla bir şekilde yine duyumsayabileceğini söyler ve Christina çok büyük bir mücadele örneği ile gözleriyle bedenine komut verme konusunda ustalaşır.. Şöyle düşünün, kolunuzu kaldıracaksınız diyelim.. Normalde kaldırmayı düşündüğümüz anda kalkar hatta bilinçdışı şekilde kendi yapar vücut bu hareketi. Ama Cristina’nın bunu yapabilmesi için tamamen odaklanıp beynine elini kaldırması için komut vermesi gerekiyor. Yemek yerken, tuvalete giderken, herhangi bir şeyi yaparken tamamen odaklanması gerekiyor ve bu şekilde rutin hayatı devam ettirebilmek imkansıza yakın bir şey normalde. Fakat hastamız uzun rehabilitasyon sürecinin ardından hayata bir şekilde tutundu, kendine özgü yöntemlerle çok zor ve yorucu olsa da ömrünün sonuna kadar mücadeleyi bırakmadı. Sacks; Cristina için ‘Nörolojik hastalıklarla mücadelenin gün ışığına çıkmamış kahramanlarından biri.‘ der. O kadar doğru ki…
Christina bana kendi yaşadığım sağlık problemlerini, verdiğim mücadeleleri hatırlattı ve duygulandırdı. Her ne olursa olsun halime şükretmem ve mücadeleye devam etmem gerektiğini çok sarsıcı şekilde öğretti. Hepimiz küçük büyük sınavlar veriyoruz hayatımızda. Başımıza gelen olaylar karşısında şikayet edip hayata küsmek hiçbir yarar sağlamadığı gibi durumu daha da kötüleştiriyor. O yüzden hayatın zaten bir imtihan sahnesi olduğunu, düşüşlerin de kalkışlarında hep olacağını hep hatırlatmalıyız kendimize ki savaşacak gücümüzü diri tutabilelim.
İlgimi çeken bir başka konu da Fantom ağrısı denilen şey. Uzuv kaybı yaşayan insanlar ampütasyondan sonra sanki o uzuv yerinde duruyormuşçasına ağrı hissedebiliyorlarmış. Üstelik bu ağrı psikolojik değil, tamamen biyolojik! Beyin o uzvu hala yerinde sanıp ağrı üretiyor bir şekilde ve ağrı merkezi uyarılıyor. Hatta doğuştan uzuv eksikliğiyle doğan insanlarda da bu ağrılar görülebiliyor. Ağrının bir kaynağı da olmadığından tedavisi çok zor.
Bir yanda vücudu sağlıklı duran fakat bedeni yokmuş gibi hisseden hastalar, diğer yandan olmayan uzuvların ağrısı.. İnsan vücudunu, özellikle de beynini anlamak çok zor gerçekten de. Tıp ne kadar ilerlerse ilerlesin hiçbir zaman tamamen anlaşılamayacak belki de…
Tourette sendromu da yine çok ilginç hastalıklardan birisi. ‘Tik’ diye bildiğimiz şeyin tıptaki adı diyebiliriz kısaca. Bildiğiniz gibi bu hastalar kısa aralıklarla tekrar eden bazı istemsiz hareketlerde bulunurlar: Göz kırpma, kol sallama, öksürme, boğaz temizleme gibi.. Bu nörolojik rahatsızlıktan mustarip birçok hastadan söz edilmiş kitapta fakat bu hastalar alışılmışın çok dışında tiklere sahip…
Nükteli Tikli Ray diye bir hasta var mesela adam kontrolsüzce hiperaktif. İnsanlarla patavatsız ve saygısızca konuşuyor, küfürler ediyor rahatsız edici toplum kurallarına uymayan davranışları var. Ama bunların hepsini istem dışı yapıyor. Bu yüzden girdiği her işten kovuluyor, hayatı zehir oluyor..
Bir başka vakada ise hasta olan kişinin gördüğü herkesin mimiklerini hareketlerini taklit etme tiki var. Kalabalık bir cadde düşünün ve bu hastanın gördüğü herkesin taklidini yaptığını düşünün.. Korkunç bir şey gerçekten de. Böyle birisinin Adana’da yaşarsa evine sağ dönme ihtimali yok gibi olurdu :))
İşin şakası bir yana, okurken şunu düşündüm ki ne de az empati kuruyoruz. İnsanları tanımadan bilmeden direk yaftalayıp etiket yapıştırıyoruz. İşyerimizde, sokakta, markette etkileşim kurduğumuz, bazen garip hareketleri olan insanlara karşı çok önyargılıyız. Halbuki işin iç yüzü bambaşka olabilir ve o durumda biz ya da bir yakınımız da olabilir. Kitaptan bu konuda çok güzel dersler çıkardım şahsım adına..
Kitabın son bölümü olan Basitin Dünyası adlı bölümde zihinsel engelli birkaç hastadan bahsedilmiş. Bunların her biri zihinsel engeline, çok düşük IQ’suna rağmen kendilerinden tıbben beklenmeyecek şekilde yetenekliler belirli konularda.. Sacks özellikle basit matematik işlemlerini bile yapamayan fakat çok ileri düzey matematik sorularını anında çözebilen İkizler üzerine çok kafa patlatmasına rağmen bir türlü bulamıyor bunun nasıl mümkün olduğunu. Rebecca diye bir genç kız var. Sağını solunu bile karıştırıyor fakat mükemmel şekilde resim çizebiliyor. Oliver Sacks incelememin başında da belirttiğim gibi çok insani birisi.
Zihinsel engellilerin hep eksikliklerini görüyoruz, yeteneklerini göz ardı ediyoruz. Yeteneklerini keşfedebilirsek eğer onları topluma kazandırıp daha mutlu bir hayat yaşamalarını sağlayabiliriz mesajını veriyor bize. O kadar haklı ki…
Kitapta ilginizi çekecek çok daha fazla vaka var. Özellikle hafıza ile ilgili bölümler de çok ilgimi çekmişti fakat biraz daha yazarsam incelemem kitabın hacmine ulaşacak :))) O yüzden en iyisi siz kitaba bir şans verin, pişman olmayacağınıza eminim..
Sağlık ile, empati ile, sevgi ile kalın kitap dostlarım..
Huzurlu okumalar diliyorum…
Elinize emeğinize yüreğinize sağlık. Çok güzel, bilgilendirici ve fikir verici bir inceleme olmuş.. sürükleyici ve keyif verici bir kitabı okur gibi kapılıyor insan okumaya. Çok başarılı ve güzel olmuş👏👏👏