Benim için ilginç bir dönemde okuduğum bir kitap oldu. Şu an, yazdığım kitapları yayınevlerine yolluyorum, yayınlatmak için uğraşıyorum. Büyük ihtimalle çoğu dönüş bile yapmayacak. Ama benim sahip olduğum vizyonu şu an görmüyorlar tabii ki. Böyle yazınca egoistçe geliyor. Demek istediğim benim görmek istediklerimi, planlarımı onlar göremez.
Martin'in dediği gibi, yazar olamamış insanların/ editörlerin önünden geçecek kitaplarım ve ne yazdığımı çoğu anlamayacak bile. Çoğu da ticari amaçlı baktığı için popüler neyse onu kabul edecek. Neyse ki teknoloji gelişti ve bağımsız yazarların kendi çabalarıyla bir şeyler yapabilmesi de mümkün. O yüzden dayanağım asla bizim ülkedeki yayınevleri olmadı ve olmayacak.
-Martin gibi para kazanma amacıyla da yazmıyorum. Sevdiğim için yazıyorum. Ki yazıyorsanız maddi bir beklenti içinde olmadan yazmalısınız. Bu sadece kitaplar için değil, sanatın her dalı için geçerli. Maddi kaygıyla yapılan sanatın sanat olmadığına inanıyorum.
-Martin'in hayattan beklentisi en başından yanlıştı zaten: Üst kesimi, burjuvayı özenmek. Onların içine girdiğinde ise çoğunun kafası boş koyun sürülerinden ibaret olduğunu fark etmesiyle yaşadığı hayal kırıklığı.
-Aşk konusuna gelecek olursak... Martin'in hatası yanlış kadını seçmek. Neden? Çünkü güzel. Çünkü üst kesimden, masal gibi bir hayat yaşıyor. Kafasının içine bakıyorsun bomboş. Sözde okumuş olan Ruth, özenti, hayattan ne istediğini bilmeyen birilerinin yönlendirmesiyle oraya buraya çekilen, sözde sevdiği adamı kendisine göre şekillendirip yontmaya çalışan, hayatın kalıplaşmış düşünceleriyle kendini sınırlayan, onlara göre şekil alan; kafasının içinde Martin'in güçlü kollarından etkilenip onun kaslı boynuna sarılma arzusundan başka bir arzusu olmayan bomboş bir kadın, hayvandan farksız bu düşünce yapısıyla benim için tiksinti verici bir karakter. Çevremde yeterince bunun örneğini görüyorum, o yüzden üstüne bir daha okumak ve ana karakterin onun peşinden koşmasına şahit olmak zaman zaman bende hazımsızlık yaptı.
Başka kız mı yoktu be Martin?
-Bir de şu inanç meselesine bir parantez açalım. Kendine inanmaktan, sahip olduğun vizyona inanmaktan bahsediyorum. Martin seri boyunca bunun peşinde, bunu kanıtlama derdinde. Boş ver be adam! Senin vizyonunu sadece sen bilirsin, bırak sana gülsünler, bırak yazdıklarının saçmalıktan ibaret olduğunu düşünsünler. Sevdiği, kardeşi, arkadaşı, editörler, hayatındaki herkes ona sırt çevirip yazdıklarına dikkat bile etmiyor, okumak bile istemiyorlar. Benzer şeyleri ben de defalarca tecrübe ettim. Ama yazdıklarımı zaten onlar için yazmamıştım. Bu ileride de değişmeyecek. Sevdiğim için yazdım, sevdiğim için yayınlatıp rafıma koyacağım kitaplarımı. O zaman yazdıklarımı sevecek, kendinden bir şeyler görecek, veya en basitinden keyif alacak insanlar çıkarsa da oturup sohbet ederim. Maksimum beklentim bu.
-Hayat aşktan, paradan ibaret değil. Öyle olduğunu sananlara Martin'in yaşadığı gibi büyük bir hayal kırıklığı var. Hadi Martin'in döneminde hem çalışıp hem yazmak zordu diyelim. Ama günümüzde ikisini birlikte yapmak mümkün. Ben öyle yapıyorum, bu benim hobim, yapmaktan keyif aldığım bir aktivitem. Çünkü dediğim gibi, yazıyorsan zaten maddi beklentiyle yazmayacaksın. Sevdiğin, keyif aldığın için yazacaksın. Martin gibi "şundan 50 dolar kazanırım" kafasıyla yazıyorsan zaten yanlış yolda ilerliyorsundur. Kendin için değil "onlar" için yazıyorsundur.
-Hayat yine diğer insanların ne düşündüğünden, bireycilikten, sosyalizm ve kapitalizmden, hükümetler ve devletlerden de ibaret değil. Hayatımızı keyif aldığımız şeyler etrafında biz şekillendiririz ve bu dünyada sizin sevebileceğiniz ama şu an farkında olmadığınız birçok hobi, olanak, belki insanlar var. Dış etmenler yerine bunlara odaklanıp, farklı şeyler deneyip keyif aldığınız şeyleri yaparsanız Martin gibi hayal kırıklığına uğramazsınız.
Kitap üzerine birçok konuda uzun uzun konuşulur ama özetle Martin Eden gibi olmayın. İnsanlara, topluma karşı birçok düşüncesi doğru olsa da, hayattan beklentileri, attığı adımların çoğu da bir o kadar yanlış. Umudu onun gibi farklı yerlerde değil kendinizde arayın. Sevdiğiniz şeyler için çabalayın.
Unutmayın, olgun insan, hayattan kaçan, sıkılan, hayatı anlamsız bulanlar değildir. Her şeye rağmen hayattan keyif alan ve yapmayı düşündükleri için vakit yetiştiremeyendir. Gerisi sızlanıp duran ergen mentalitesinden çıkamamış şımarık çocuklardır.
Benzer bir kitap: (Sis) #299264993