Gönderi

İnceleme: Goriot Baba, İçerik: Balzac-Dostoyevski
10/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2025 13. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 25 Mart 2025 01:01
Bazı yazarlar vardır, adı anılır ama hakkı tam anlamıyla teslim edilmez. Honore de Balzac da onlardan biri. Goriot Baba'yı okuduktan sonra bunu daha iyi anladım. Elbette Fransız edebiyatının devlerinden biri olarak kabul edilir, birçok eseri övülür, ama gerçekten hakkını veren kaç kişi var? Okuma önerilerinde Balzac’ın adını ne kadar sık görüyoruz? Oysa o, sadece hikâyeler anlatan bir yazar değil; kalemiyle dünyalar kuran, karakterlerini yaşayan insanlara dönüştüren bir ustadır. Betimlemeleri okuru sıkmaz, aksine edebi bir zevk sunar. (Tamamen kişisel bir yorumdur, itiraz etmek serbesttir.) Onun romanlarını okurken yalnızca bir hikâyenin içinde kaybolmaz, 19. yüzyıl Paris’inde nefes alır, karakterlerin duygu dünyasını bizzat yaşadığınızı hissedersiniz. Balzac, yarattığı karakterlerde yalnızca iyiliği ya da kötülüğü değil, bu ikisinin iç içe geçtiği çatışmaları da ustalıkla işler ve bizleri de bu çatışmanın bir parçası hâline getirir. Bütün bunları söyledikten sonra, bilmiyorum sizler de Honore de Balzac ile Fyodor Dostoyevski arasında bir benzerlik bulabildiniz mi? Evet, kitabı okurken bu iki büyük yazar arasında bir çok konuda bağlantı kurabilirsiniz. Gelin, bunların neler olduğuna bir göz atalım: Öncelikle Vautrin karakteri ile başlamak isterim. Vautrin; bir suçlu, kıvrak bir zekaya sahip, insanları manipüle etmeyi iyi başarabilen, karizmatik birisidir. Toplumun hemen her kesimini iyi tanır ve açıklarını bilir. Rastignac’a toplumda yükselmenin ve güç elde etmenin yalnızca ahlaki değerlerle mümkün olmadığını, bunun için cesurca hareket edilmesi gerektiğini söyler. Soylular aleminin kokuşmuş iç yüzünü ona çok iyi anlatır ve nihayetinde haklı da çıkar. Suç ve Ceza'daki Raskolnikov da, bazı insanların (Napolyonların) ahlak dışı eylemler gerçekleştirebileceğini ve böylece kahraman olunabileceğini savunmuştu. Nitekim Napolyon ismi her iki kitapta da bolca zikredilmekte. Yine de bir çoğumuzun kıyamadığı Raskolnikov, suç işledikten sonra büyük bir vicdan azabı yaşamış, hayatı alt üst olmuştu. Oysa Vautrin vicdan azabını ve pişmanlığı çoktan ruhunun dışında bir yerlere bırakmayı başarmıştı. Bu eserde Raskolnikov ile benzerlik gösteren tek kişi Vautrin değildir. İki farklı eserde, iki farklı öğrenci olarak karşımıza çıkan Rastignac ve Raskolnikov da bir çok anlamda birbirlerine benzerler. İkisi de toplumda yükselmeyi amaç edinir, ailelerinin geleceğini düşünür ve bunun için ahlaki bir çıkmazın içine sürüklenirler. Ancak bu amaçlarına ulaşma yolları ve yaşadıkları içsel çatışmalar farklıdır. Rastignac sadece ahlaki değerlerinden ödün verirken, Raskolnikov büyük bir suç işler... Yine Suç ve Ceza'dan devam edersek; Vautrin ile Svidrigailov karakterleri arasında da benzerlikler bulabiliriz. Vautrin, genç Rastignac’ı kendi dünya görüşüne çekmeye çalışırken, Svidrigailov da Raskolnikov’u manipüle etmeye çalışır. Kadınları kendi çıkarları uğruna kullanmak isterler. İkisi de başkalarının zaaflarını görme konusunda ustadır ve insanları yönlendirme becerisine sahiptir. Ancak Vautrin’in dünyaya bakışı daha sistematik ve ideolojiktir; toplumun yozlaşmış olduğunu kabul eder ve bu düzen içinde kendince güçlü olmanın yolunu arar. Svidrigailov ise daha nihilisttir ve ahlaksızlık onun için sadece bir keyif aracıdır. Bu yüzden Vautrin her halükarda karşısına çıkacak engelleri aşabilecek bir karakter iken, Svidrigailov'un sonu pek hazin olmuştu. Bir de Marmeladov vardı, hatırlarsınız. Suç ve Ceza'ya başlarken bir çoğumuzun hayatını üzülerek takip ettiği, o aile babası... İçki batağına saplanmış, ailesine karşı kendini suçlu hisseden biriydi. Tıpkı kendi hatası olmamasına rağmen kızlarının kötü adamlarla evlenmeleri sebebiyle kendini suçlayan Goriot Baba gibi. Her ikisi de sefalet içerisinde ölmüş, cenazeleri de bir sefaletten öteye gidemeyecek şekilde kaldırılmıştır. İki büyük eseri karşılaştıracağım son paragrafta ise arkadaş profiline değinmek isterim. Hem Rastignac hem de Raskolnikov şüphe yok ki iyi birer arkadaşa sahiptiler. Bianchon ve Razumihin ahlaklıdırlar ve dostlukları menfaat üzerine değildir. Her ikisi de arkadaşlarına doğru yolu göstermek isterler. İşin biraz daha detaylarına girince iki eser arasında birbirine benzer daha çok karakter bulacağız şüphesiz. Sadece buradan bile rahatlıkla söyleyebiliriz ki, Balzac, Dostoyevski'yi etkilemiş derecede büyük bir yazardır. Şimdi bir de Ezilenler'den benzerlik kuralım. Orada hepimizin sinir uçlarıyla oynayan bir Prens vardı. Vanya ile yaptığı konuşmalardan sonra gerçek yüzü ortaya çıkmış, gerçek karakterini ifşa etmekten de geri durmamıştı. Vautrin de genç Rastignac'la soylular ve nasıl zengin olabileceği üzerine konuşurken ilk kez gerçek yüzünü okuyucuya gösteriyor. Vautrin, Rastignac’ı etkileyerek onun toplumda yükselmesi için ahlaki olmayan yolları seçmesini sağlamaya çalışır. Ona sistemin aslında yozlaşmış olduğunu ve eğer başarılı olmak istiyorsa bu yozlaşmış sistemin kurallarına uyması gerektiğini anlatır. Benzer şekilde, Prens Valkovski de oğlu Alyoşa’yı kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalışır. Yine bu iki karakterimiz, soylu ve aristokrat çevreyi iyi tanır, açıklarını kullanmayı bilirler. Her iki karakter de zeki ve duygusuz insanlardır. Onlar için hedef sadece kendi çıkarlarıdır. Aslında bu iki büyük yazar arasında benzerlik olduğu kanısına, tam olarak Vautrin ve Prens karşılaştırması yaparken ulaştım. Vautrin, Rastignac'a nutuk çekerken benim de kafamda şimşekler çakmaya çoktan başlamıştı... Yine Ezilenler'deki baba İhmenev ile Goriot Baba'nın evlatlarına yaklaşım biçimlerini hatırlayalım: Her ikisi de çocukları tarafından hayal kırıklığına uğratılmış, gururları çiğnenmiş olsa da sevgilerinden asla vazgeçmezler. İhmenev, kızı için duyduğu sevgiyi içine atarak acısını sessizce yaşarken ve kendi gururuyla savaşırken, Goriot Baba, kızları tarafından hor görülmesine rağmen onlara karşı duyduğu kör sevgiyi sürdürmekten geri durmaz. Ancak aralarındaki temel fark, Goriot Baba’nın sevgisinin onu tamamen tüketmesi, onu fiziksel ve ruhsal bir çöküşe sürüklemesidir. İhmenev ise onurunu koruyarak, kederini içinde yaşasa da tamamen yok olmaz. Bu iki baba figürü, evlat sevgisinin ne denli yıkıcı ya da onurlu bir şekilde yaşanabileceğinin iki farklı yüzünü temsil eder. Acaba Goriot Baba kızlarını gerçekten affetmiş midir? Onları son bir kez görememesi ne kadar acı! Balzac ve Dostoyevski arasındaki bağlantı ve etkileşim üzerine araştırmalar yaparken, adını daha önce de duyduğum Üç Büyük Usta eseri ile defalarca karşılaştım. Bu büyük ustaları bir de Stefan Zweig kalemi ile okumak gerek diye düşünüyorum. Lafı çok uzattığımın, daldan dala atladığımın şüphesiz ki farkındayım. Fakat bu incelemeyi zaten özellikle iki yazar arasındaki benzerlikleri anlatabilmek için yazdım. Belki sizin de ufkunuzu açabilecek bir inceleme çıkmıştır ortaya. (Okunursa!) Sonuç olarak; Balzac ve Dostoyevski, yarattıkları karakterleri toplumun içinden almışlardır, esin kaynakları yaşadıkları coğrafya ve toplum olmuştur. Biri Paris'in ışıltıları altındaki sosyete hayatını yazarken, diğeri St. Petersburg'un kasvetli havasında küflenen insanlığı işlemiştir. Buna rağmen, bu kadar benzer karakterler yaratmaları bizi şu sonuca götürüyor: Dünyanın neresinde olursa olsun, iki çeşit insan vardır: iyi ve kötü... Ve işte tam da bu yüzden, Balzac’ı okuyan biri Dostoyevski’ye, Dostoyevski’yi okuyan biri de Balzac’a mutlaka uğramalıdır. Çünkü bazı yazarlar yalnızca kendi zamanlarını değil, birbirlerini de tamamlar.
Goriot BabaHonore de Balzac · İş Bankası Kültür Yayınları · 202118,6bin okunma
··
267 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.